Günümüzde kutuplaştırma ve “ötekileştirme” siyaseti tek başına bir siyasi mesele olmaktan daha çok ekonomiden eğitime, aileden kentin kültürüne kadar her alanı zehirlemeye aday derin bir fay hattı demektir.
Ankara’da gerek partilerin kendi içlerinde gerek partiler arası iktidar mücadelesinde ortalık toz duman.
Savaş alanı Ankara olunca ister istemez akla, Ankara Savaşı(1402) sonrası Yıldırım Beyazıt’ın oğulları arasındaki, Fetret Dönemi krizini, taht kavgalarını getiriyor.
Orta Doğu Coğrafya’sında taht ve taç konusunda ihtilaf çıktığında mücadelede o derece artar ki, “Nizam –Alem” adına taş üstünde taş,omuz üstünde baş bırakılmaz..
Rakip beşikteki kardeş ise onun bile anasından emdiği süt burnundan getirilir ve idam edilir.
Velhasıl bu coğrafyada devletin kırmızı çizgisi biat ve itaattir. Buna riayet etmeyenin sonu şüphesiz idamdır. Hatta şüpheliler hiçbir gerekçe olmasa bile “hikmeti hükümet” denir ve siyaseten katledilirler..
Artık medeni ülkelerde olduğu gibi artık idam dönemi bitmiştir.Ama bu,iktidar kavgası da sona erdi demek değildir...
Tam tersi parti kapatmaya kadar varan partiler arası iktidar mücadelesi bütün sertliğiyle bir güç savaşı olarak Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana şiddetini sürdürüyor. .
Politikacıların hatıratlarından da anlayabiliyoruz ki,aslında bu mücadele bir tiyatro oyununa benzer..Nasıl ki,sanatçı rolünü sahici yapar, kazancı artarsa politikacı da söylem ve hareketleriyle seçmeni etkilediği ölçüde oy alır ve seçilir.
Önemli olan salonda izleyici konumdaki vatandaşların rol gereği yapılanları sahiymiş duygusuna kapılmamalarıdır.
9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “Siz Ankara’da yaşananlara pek bakmayın kendi, işinize gücünüze bakın” tarzındaki sözü aslında konuyla ilgili vatandaşa olan bir uyarıdır.
Aynı zamanda bir siyaset bilgesi olan Süleyman Demirel’in bu sözü günümüzde bir benzerini yaşadığımız siyasi kriz ve kutuplaşma dönemlerinde vatandaşın günlük hayatını sürdürmesini Ankara’da yaşananların toplumsal paniğe dönüşmemesini öğütlediği, pragmatik bir yaklaşımdır.
Ama ne var ki,bu gerçek duygusal Orta Doğu Coğrafyası insanları için geçerli değildir.
Aşırı kutuplaşma propagandasının etkisinde kalan ahali Ankara’da yaşananları gerçek olarak algılayınca merkezine kutuplaşmayı alan siyaset bütünüyle milleti enfekte edebilir.
Bu da uzun vadede bir milletin aleyhine bir sonuç verebilir.
Çünkü ait olduğumuz coğrafyada bir devletin içten yıkılmasında birinci neden iktidarı ele geçiren grubun ilk işi intikam almaktır. Örnek Emevileri yıkan Abbasi sultanının iktidar şehvetiyle ilk icraatı ölen Emevi sultanlarının mezarlarını açtırarak kemiklerini yaktırmak olmuştur.
Abbasilerin Emevilere bu denli öfke duymalarının temelinde nefretlerinin vicdanlarını esir alması ve intikam hırslarının akıllarını boğması yatar...
İçinde bulunduğumuz coğrafyada nefret böyle bir şeydir.
Eğer bir toplumda nefret üzerine siyaset yapılır bir grup tebaa diğeri de mevali yani yabancı olarak görülmeye başlanırsa o millet ortak paydasını kaybeder ve çoğunluk başka bir medya izleyicisi, başka bir dünyanın ferdi olur.
Ve sonuçta birinci etapta bireyleri zihnen birbirinden kopan ikinci etapta birbirine yabancılaşan bireyler toplumsal olaylara ortak bakma özelliklerini kaybeder ve aynı olaya zıt bakan iki farklı gruba dönüşür.
Artık o toplumda devlet yönetimi bir hizmet yarışı olmaktan çıkar, hınç alma yarışına dönüşür ve her iktidara gelen işe geçmişin hesabını sormakla başlar.ki, o toplumda ne huzur kalır ne de refah.
Artık nefretler yarışır..
Bir bakarsınız bu günün nefret mağduru yarının muktediri, yarının muktediri ertesi günün mağduru olmuş.Bir bakmışsınız geçmişin nefret edilen düşmanları sarmaş dolaş dost olmuşlar bir bakarsınız bu günün dostu yarının nefret edilen düşmanı oluvermiş..
Nihayetinde kitlelere “yok artık” dedirten bu döngü hem devleti hem de milleti yorar ve siyaset kurumuyla milletin gündemi farklılaşır.
Ayrıca nefretle bir toplum ayakta duramaz, ortak aidiyet, sevinç ve tasalar da birlik ve beraberlik yasalar kadar önemlidir.
Eğer bu gerçek göz ardı edilir vatandaşın en doğal hakkı olan devletten haklarını almada adalet gözetilmez örnek sınavlarda yandaşlar kayrıldığı algısı yaygınlaşırsa orada sessiz bir çözülme başlamış, demektir.
Eğer bu millet küllerinden yeni bir devlet çıkarabildiyse bunu önce süreci yöneten devlet aklına sonra da vatandaşın devlete ve milletine olan güvenine borçludur.
Şayet siyasete olan güven aşınırsa, ahlak bozulur ve insanlar birbirine karşı iki yüzlü,samimiyetsiz, daha bencil ve tahammülsüz olurlarsa.ortak tepki verme duygularını kaybederler.
Artık o toplumda siyasetçi ve bürokrat ülkenin ne kazanacağını değil kendinin ve referans olanların kazancına bakar..
Sonuç olarak bir ülke fabrikaları kapandığında değil nefret insanları birbirinden nefret etmeye başladığında siyasetçileri iktidar hırslarını ülkelerinin önüne geçirdiklerinde çöküş de başlar.
Velhasıl günümüzde kutuplaşma ve “ötekileştirme” siyaseti tek başına bir siyasi mesele olmaktan daha çok ekonomiden eğitime, aileden kentin kültürüne kadar her alanı zehirlemeye aday derin bir fay hattı demektir..
O nedenle kutuplaşma ve “ötekileştirme” siyaseti tek başına bir siyasi mesele olmaktan daha çok ekonomiden eğitime,aileden kentin kültürüne kadar her alanı zehirlemeye aday derin bir fay hattıdır.
Onun içindir ki, günümüzde en fazla ihtiyaç duyulan aynı düşüncede olmak değildir. Başta muktedir politikacılar her vatandaşın aynı geminin yolcusu olduklarını yeniden hatırlamalarıdır.
Not:Herkesin bayramını kutluyor,bayram tadında bir bayram geçirmelerini diliyorum.