Adam sorar: Senin bekar bir oğlun var mı kardeş?
Diğeri var deyince. İyi o zaman der, benim de bir kızım var, verdim gitti.
Oğlanın babası şaşkın ve mahcup…
Ama benim oğlum sakattır…
Kızın babası bir an sessiz kalır ve noktayı koyar:
Yeter ki kalbi sakat olmasın…
Mucize filmini seyrettiyseniz hatırlarsınız bu sahneyi…
Gerçek engelin ne olduğu bir cümle ile ifade edilirken, sevginin ve aşkın gücü filmin sonunda oldukça etkileyici bir sahne ile muhteşem bir eser sunar.
Bir mucizeyle son bulur film.
***
Geçen yıl sınıf rehber öğretmeni olduğum sınıfta Sosyal Kulüpler çalışması yapıyoruz. Tabi öğrencilerim dengeli bir şekilde istedikleri kulüpleri kendileri seçiyorlar.
Spor, Kültür Edebiyat, Teknoloji, Kızılay vb. kulüplere öğrenciler ayrıldılar. Derken sıra Engellilerle Dayanışma Kulübüne geldi.
“Kimler seçmek istiyor bu kulübü?” dedim. Sınıfta çıt yok. Kimi birbirine bakıp gülüşüyor, kimi kendisini göstermemeye çalışıyor.
Bir kaç defa sordum, yine çıt yok.
İnanın öyle hayret ettim ve üzüldüm ki.
Vay!.. dedim, kendi kendime. Kendim de dahil bütün eğitim sistemine helal olsun be, helal olsun… diye söylendim.
Sonra dedim; Gençler!.. Ben size engelli olacaksınız demiyorum. Onları gece gündüz sırtınızda taşıyacaksınız da demiyorum. Engellilerle bir araya gelip onları anlayacak, olabildiğiniz kadar birbirinize yardımcı olacaksınız...
Ülkemizde en az 8 milyon, Aydın’da da hiç yoksa 50 bin engelli var. Ve bu durum hiçbirinin kendi tercihi değildi. Kimi doğuştan, kimi trafik kazasından, kimi de bizler huzur ve güven içinde yaşayalım diye vatan savunması yaparken gazi olup engelli durumuna düşen Mehmetçiklerimiz.
Sonra; Her insanın doğuştan gelen onurlu bir yaşam hakkı vardır. Çoğunluktan farklı olması onu dışlamamız, ondan kaçmamız, onu görmezden gelmemiz, ona kızmamız, onu mahrum bırakmamız, hayatı ve çevremizi sadece bize benzeyenler yaşıyormuş gibi düzenleme hakkını bize vermez, anlamında biraz konuştuktan sonra;
Beş altı öğrenci parmak kaldırdı o kulübe girmek istiyorum diye…
***
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye’deki engelli nüfus, toplam nüfusun yüzde 12’si kadar. Az rakam değil bu. Bu oranın yarıdan fazlası 60 yaş üstü. Geriye kalan yaklaşık 4 milyon kişinin ise kimi okul çağında olup engeline uygun eğitim beklerken, kimi evlilik, kimi iş aş derdinde.
Mevzuata göre kamu kurumları ve özel teşebbüslerin belli orandaki özürlü kontenjanlarında engelli vatandaşlarımızı istihdam etmeleri gerekiyor. Fakat özel teşebbüslerin bu özürlü istihdam işini uyguladıkları pek söylenemez. Çoğu ya ceza ödemeyi tercih ediyor, ya da hilesine kurnazlığına kaçıyor.
Özel eğitim son yıllarda önem kazandı. Zihinsel ve bedensel engelli okulları ve sınıfları var. Öğretmenliğin en zor branşlarından olan Özel Eğitim Öğretmenleri özveri ile bu kurumlarda görev yapıyor.
Devlet tarafından desteklenen Özel Rehabilitasyon Merkezleri engelli vatandaşlarımıza hizmet veriyor. Yalnız bu kurumların da kesinlikle nitelikleri ve işleyişleri sürekli denetlenmeli. Çünkü işin ucunda para var. Yoksa hem milletin parasına yazık olur, hem de engelli insanlarımıza.
Diğer yandan devletimizin engelli yakınlarına engelliye evde bakması karşılığında maaş ödemesi, hem engelli, hem de bakan yakını için çok güzel bir hizmet.
Bunlar gerçekten güzel ve de sosyal devletçiliğin gereği olarak fazlası ile olması gereken şeyler. Yeterli mi? Tabi ki değil.
En önemlisi de içten olmalı bunlar. Gerçekten benimsenerek olmalı. Mevzuat olsun diye oldu mu güzel ve de yeterli olmuyor.
Mesela bazen bir rampa yapıyorlar bir yerin girişine, oradan yürüme engellinin çıkma ihtimalini verin fizikçilere hesaplasın dursunlar.
Evet değerli dostlar,
İzninizle kuzenim Tuğba’nın yüreğinden dökülmüş bir şiiri sunmak istiyorum. O da kalbi sakat olmayanlardandır.
Engelli kardeşlerimize, arkadaşlarımıza, büyüklerimize ve yakınlarına sevgiler selamlar…
İnsanın yeter ki kalbi sakat olmasın…
Sağlıcakla…
ESKİMEYEN AYAKKABILAR…
Anneannem göçüp gidinceye kadar bu hayattan
Yavru kuşu nasıl beslediyse, yuvasında annesi,
Anneannem beni,
Babamda annemi öyle besledi.
Aylar mevsimleri, mevsimler yılları kovalarken,
Dallar kaç kez giyindi soyundu,
Kaç kez çatladı kurudu toprak
Kaç kez doldu boşaldı gökyüzü,
Kaç kez kim bilir?
İnceldi gitti böyle ömür takvimi,
Çok şey de eskidi gitti.
Nedense bir tek bizimkiler,
Annemin ve benim,
Ayakkabıları eskimedi…