İlişkilerin gizli düşmanı: Kıskançlık

                Aşık olunan kişiye karşı yoğun bir sevgi ve bağlılık hissedilir. Aşkın bu ilk aşamasında partnerler birbirinin kusurlarını görmez, aşkla tamamlandıklarını ve çok değerli olduklarını hissederler. Zaman geçip de ilişki olgunlaştığında, o ilk heyecan yerini sevgi, saygı, güven ve sadakate bırakır. İnsanın sahip olduğu bu romantik ilişki onun için çok değerlidir. Bu nedenle her insan ilişkisini ve partnerini kaybetmekten biraz korkarken diğer taraftan ilişkiyi korumak için yatırım yapar. İnsanın sahip olduğu değerli bir şeyi korumak için korku duyması ve bu nedenle bazı durumlarda bir miktar kıskançlık sergilemesi normaldir. Hatta ölçülü bir kıskançlık ve kaybetme korkusu ilişkiyi canlı tutar diyebiliriz. Ancak bu kıskançlık boyutu arttığında ve artık partnerlereyani hem kıskanan kişiye hem kıskanılan tarafa zarar vermeye başladığında ilişki de zarar görür.

                Aşırı kıskançlık gösteren kişilere bakıldığında, aslında bu duygunun altında özgüven eksikliği, değersizlik ve yetersizlik hissi olduğu görülür. Bu kişilerin geçmiş yaşamlarından taşıdığı travmaların ve bazı olayların etkisi bugünkü ilişkisine kadar taşınmış olabilir. Kendine güveni olmayan partner, bağlılıktan çok bağımlılık geliştirir. Elindekini kaybetme korkusuyla birlikte çok mantıklı hareket edemeyebilir. Sağlıksız kıskançlık gösteren kişilere sorulduğunda, partnerleri olmadan nefes dahi alamayacağını söylerler. Aşırı kıskançlık gösteren kişiler partnerlerini sebepsiz yere sürekli arayıp mesaj atarak, devamlı sorguya çekerek ve bir kontrol çabasını sürdürerek bunaltırlar. Her adımlarından haberdar olmak isterler. Partnerleri yanında yokken kendi hayatına odaklanmak yerine; sürekli merak ederek bir başka deyişle kendilerini harap ederek zamanı geçirirler. Bir üst boyutta ise patolojik kıskançlık denilen durum vardır. Partnerin telefonunu dinlemek, takip etmek, sürekli aldatıldığına dair kanıt aramak, partnerin kendi ailesiyle görüşmesini bile kıskanıp kısıtlamaya çalışmak gibi davranışlar gözlenir.Tüm bu davranışlar kıskanılan partneri bunaltırken bir taraftan ilişkiye zarar vermeye başlar. Bu aşamadan sonra eğer kıskançlık durumu kontrol altına alınmazsa ilişki gerçekten kaybedilebilir. Bu boyuttaki kıskançlık patolojik olmakla birlikte, Othello Sendromu olarak da bilinmektedir. Okuyanlar bilir, Shakespeare’in Othello isimli eserinde Othello aşırı kıskançlık sebebiyle, paranoid düşünceler geliştirmiş ve bir noktadan sonrakontrolden çıkıp aslında çok sevdiği karısını, onun aşığı zannettiği Cassio’yu ve ardından kendisini öldürmüştür.

                Değerli okurlar, kıskançlık elbette hepimizin yaşadığı ve yaşayabileceği bir duygu. Ama diğer tüm duygular gibi dozunda olmalı ! Eğer sizde bu duyguyu yoğun yaşadığınızı ve hem size hem ilişkinize zarar verdiğini fark ettiyseniz, iyi haber bu durumun tedavi edilebilir oluşu. Bir yöntem var ve bunu uyguladığınızda bir daha kıskanmayacaksınız demiyorum. Her duygu insana dair ve aşırıya kaçmadığı ölçüde sağlıklı da..Ama belli yöntemlerle bu duyguyu kontrol altına almak mümkün. Kıskançlıkla ilgili bir problem yaşadığınızı düşünüyorsanız psikoterapi almak size yardımcı olacaktır. Kıskançlık tedavisindeki amaç, kıskançlık duygusunun altında yatan duygu ve düşüncelere ulaşmaktır.  Bu duygu ve düşüncelerin farkına varıldığında ise, bu düşüncelere daha rasyonel bir şekilde bakmak ve üzerinde çalışmak mümkün olmaktadır. Diğer taraftan kıskançlık problemiyle gelen kişinin değersizlik hissinin nedenleri, geçmişten getirdiği olumsuz algı ve yaşam deneyimleri üzerinde de çalışılır. Tedavideki amaç bu duyguyu tamamen yok etmek değil, kişiye zarar vermeyecek şekilde baş edilebilir hale getirmek ve kişinin işlevselliğini artırmaktır.Othellosendromu olarak bahsettiğimiz uç durumlarda psikoterapiye ek ilaç tedavisi de gerekli görülebilmektedir.

Sevgiyle, aşkla kalın.

İyi haftalar.

banner189