Dünyada içinden nehir akan şehirleri hiç merak ettiniz mi? Nerelerdedir? İçinden geçtikleri şehre neler kazandırır? Nelere şahit olmuştur geçtiği şehirlerde? Ve hangilerinin içinden şehir akmıştır?
Ben merak ettim ve araştırdım…
Amsterdam’ın kentinin eski bölümü iç içe geçmiş ay biçimindeki kanallardan oluşur. Bu kanalların iki yakasındaki tarihsel yapıların bir bölümü bugün ev olarak, kalan kısmı da kamu ya da özel işyeri olarak kullanılır.
Budapeşte, Budin ve Peşte şehirlerinin 1873 yılında birleşimi sonucunda oluşan şehir Tuna Nehri üzerinde yer alır. Eski zamanlarda Tuna nehri Budin'i ve Peşte'yi ayırmıştı. İki şehri birbirine bağlaması için Chain Köprüsü inşa edilmeye başlamıştı. 17 Kasım 1873 yılında köprünün inşa edilmesiyle iki şehir bağlandı ve şehrin adı Budapeşte oldu.
Floransa, kuzey İtalya'daki Toskana bölgesinin başkentidir. Floransa kısa bir dönem, eski İtalya Krallığı'na da başkentlik yapmıştır. Şehir, içinden geçen Arno Nehri çevresinde kurulmuştur.
St. Petersburg, kültürel merkez oluşunun yanı sıra zarif binalarıyla da bilinir. Baltık Denizi kıyısında Neva Nehri üzerindeki 42 ada üzerine yayılmıştır. Çar I. Petro tarafından 16 Mayıs 1703'te Rus Çarlığı'nın Avrupa'ya açılan kapısı olması amacıyla kurulan şehir, 200 yıl Rus Çarlığı'nın başkentliğini yapmıştır.
Suzhou, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Jiangsu eyaletinde bulunan bir şehirdir. Suzhou sık sık "Doğunun Venedik'i" ya da "Çin'in Venedik'i" olarak adlandırılır.
“Bunları neden anlatıyor şimdi ?” diye düşünüyorsunuz. “Elbette oralardaki ekonomik ve sosyal gelişmişlik Türkiyede olmadığı için böyle manzaları burada göremiyoruz” diyorsunuz içinizden. Gerçekten öylemi acaba? Türkiye’de içinde nehir geçen kaç tane şehir var? Göz gezdirelim bakalım hangi şehirler varmış.
Türkiye’nin en kalabalık altıncı şehri olan, Seyhan Nehri üzerinde bulunan Adanada çok güzel manzaralarla karşılaşıyoruz.
Eskişehir’den geçen Porsuk Çayı Büyük, Büyükşehir Belediyesinin uygulamalarıyla şehrin kültürel ve sosyal kimliğini belirler niteliktedir.
Şehzadelere evsahipliği yapan, Yeşilırmak üzerinde tüm ihtişamıyla varolan Amasya gerçekten çok etkileyicidir.
Bu açıklamaları turistik bir bilgilendirme amacıyla yapmadım. Su tarih boyunca insanları kendine çekmiştir. Yerleşim yerleri genellikle akarsu, göl ve deniz kenarlarına kurulmuştur. Ve su o şehrin kimliğine sinmiş, yaşamının içine girmiştir. Yazının başlığında yer alan “İÇİNDEN ŞEHİR AKAN NEHİRLER” ifadesi yanlışlıkla yazılmadı. Şehrin içinden akan nehirler o şehre dahil edilebilirse, yaşamın içinde yer alabilirse, şehir nehirle kaynaşabilirse işte o zaman içinden şehir akan nehirler oluşur.
Gelelim sadede!
Aydın’ın içinden akan Tabakhane çayı, Aydının tarihine ortak olmasına, türkülere geçmesine, kentin ticari yaşamına yön verip adını buradan almasına, tarihte surların dışındaki rum mahallesine komşuluk yapmasına rağmen, 2016 yılında sadece bir hayalet gibi şehrin içinden (sıkıştırıldığı beton yatağından) sessizce akıp gidiyor.
Tabakhane çayı, Aydının yaşamına dahil edilir ve şehir içinden akarsa o zaman kent kimliğine dahil olabilir.
Peki, bunu gerçekleştirebilmek için ne yapılabilir? Elbette bizi yönetenler bunları düşünmüştür ama ben sıradan bir vatandaş olarak düşündüklerimi dört aşamalı bir çalışma ile sizlerle paylaşacağım.
Birinci Aşama
Tabakhane çayının, Pınarbaşının üst kısmında yer alan, yeşillikler içerisinde derin vadiden akan, köprüler,kemerler ve şelalelerle süslenmiş bölümünün düzenlenmesi.
Tralleis-Kepez yaylası arasında akmakta olan Tabakhane çayı yaklaşık 1500 metre yükseklikten iner. Cevizli dağlarının derin bir vadi yapan kuzey-güney yarıntısı içinde irili ufaklı selleri toplayarak akar [1].
Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde o zamanki şehri tasvir ederken “…7 kapıdır. Batı tarafına Kuşadası Kapısı ve güney tarafına Çufut Kapısı gayet küçüktür. O tarafta bostanlara açılır. Kıble tarafına Menteşe Kapısı ve doğu tarafına Nazilli kapısı vardır. Ondan 300 adım bir der içindeTabakhane kapısı önünde bir göz taş köprü vardır. Bu tabakhane kapısından içeri girince yıldız tarafına 200 adım gidince Değirmenler kapısıdır, bu kapıdan kale içine gidilir. Ondan aşası Allah saklasın cehennem çukuru gibi Hümeze ve Lümeze dereleridir. İnsan aşağı bakmaya cüret edemez.[2]” şeklinde açıklama yaparak, derin vadiyi anlatmıştır.
Tralleis kentini besleyen su yolları iki önemli havzadan derlenmekteydi. Birincisi Karagözler yaylasından başlayarak Horozköy altından geçip kentin akropolisine batıdan giren su yoluydu. “Thebaitos” adını taşıyan su kaynağının en önemli yapısı günümüzde dev bir kalıntı biçiminde izlenebilen Karakemer’dir [3]. Çok önemli bir tarihi doku olmasına rağmen bugüne kadar ciddi bir koruma altına alınmamıştır.
Vadi boyunca aşağı doğru indikçe su bentleri ve su kemerleri her yerde karşımıza çıkar.
Tabakhane deresinin Pınarbaşının üstündeki, derin vadinin tabanında akan akan bölüm ve çevresindeki tarihi ve doğal doku bugüne kadar neredeyse hiç fark edilmemiştir. Pınarbaşından itibaren vadi boyunca yukarı doğru gittiğinizde tarif edilemeyecek güzelliklerle karşılaşırsınız. Birinci adımda bu bölüm, tarihi dokuyu açığa çıkarıp koruyarak, çevresel dokuyu yeniden düzenleyerek, halkın yararlanmasına sunulmalıdır.
Vadidin doğal dokusunun izin verdiği oranda, küçük göletler, parklar, piknik alanları peyzaj düzenlemesi ile Aydına bambaşka bir hava katacaktır. Hem tarihi doku, çevresel dokuyla birlikte ortaya çıkacak ve insanlara, şehrimize gelen turistlere gösterilebilecektir. Aynı zamanda oluşturulacak göletler (DSİ ile yapılacak bir çalışma ile) Tabakhane çayının Temmuz-Ekim ayları arasında azalan debisinin dengelenmesi açısından da yararlı olacaktır. Projenin 2,3 ve 4.aşamalarında ayrıntıları ile açıklanacak uygulamalarda akarsuyun düzenli bir debisinin ve akışının olması önem taşıyacaktır.
Tabakhane çayının Aydın yaşamına dahil edilebilmesi için yapılabilecekler kapsamında birinci aşamayı bu şekilde açıkladıktan sonra, diğer aşamaları teknik imkansızlıklar nedeniyle bir sonraki yazımda sizlerle paylaşacağım. Yazımızın devamında görüşmek üzere.