• BIST 107.303
  • Altın 153,156
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624

    Hülya Avşar'dan ilginç itiraf

    12.10.2008 05:03
    Daha önceki ilişkimde kaybettiğim kadınsı duyguları Sadettin’le fazlasıyla yaşıyorum
    Hülya Avşardan ilginç itiraf
    Hülya Avşar'dan ilginç itiraf Hülya Avşar'dan ilginç itiraf Hülya Avşar'dan ilginç itiraf

    Daha önceki ilişkimde kaybettiğim kadınsı duyguları Sadettin"le fazlasıyla yaşıyorum

    İlk röportajın ismi belli oldu: Hülya Avşar...

    Pazar günlerinin yeni eki olacağız, inan okumaya doyamayacaklar, bize röportaj yapsana dediğinde Güney (Eklerin Yayın Yönetmeni), bu işin parçası olmakta zorlanmayacağımı hemen hissettim. Etrafı saran yeni gazete yapma heyecanı beni de çarçabuk içine aldı. Leyla"dan sonra (16 aylık kızım) zaten “yeni”den başka hiçbir şeyi sevemez oldum, onunla birlikte o kadar fazla yeni ve güzel şeyle tanıştım ki, artık bu duygunun bağımlısıyım neredeyse...

    Sadettin (Saran) benim ve İbo"nun (kocam) eski arkadaşıdır, uzun yıllardır tanırız birbirimizi. Ortak da birçok dostumuz vardır. Geçenlerde onlardan biriyle sohbet ederken “Sado"yla Hülya yeni bir hayat kurdu” dedi. O “yeni” beni yakından ilgilendirdi ve meraklandırdı tabii. Böylece ilk röportajın ismi belli oldu: Hülya Avşar... Son iki senedir bütün hayatını değiştirdiğini, bambaşka bir hayat kurduğunu, Sadettin"le gerçekten bir aile olduklarını biliyordum ama yine de Hülya Avşar gerçekten ne kadar değişebilir ki?.. Bu beni hayli heyecanlandıran bir soruydu. O yüzden hemen Sadettin"i aradım, Hülya"yla röportaj yapmak istediğimi söyledim. Telefonu kapadım, kısa süre sonra Hülya"nın asistanı aradı ve randevu verdi. Bütün röportaj yapan arkadaşlar bilir ki bu hızlı geriş dönüş müthiş bir şeydir röportajcı için...

    Sadettin"le beraber yeni taşındıkları evde saat altı buçukta buluşmaya karar verdik. Altıda ordaydım. Hülya henüz gelmemişti. Harika bir bahçe ve nefis bir göl manzarasına karşı kahvemi yudumlarken “Merhaba nasılsınız?” diye bir ses duydum. Zehra... Ona kendimi tanıttım. Evlerini çok sevdiğimi söyledim. Kucağındaki köpeğinden korktuğumu ve aslında bundan da çok utandığımı anlattım ona. “Odamı görmek ister misiniz?” dedi. Sohbet ettiğim 10 yaşındaki küçük kızın kim olduğuna aldırmazsanız, onun sadece odasını göstermek isteyen yalnız bir çocuk olduğunu hissederseniz, onun bu isteğini reddetmeyi düşünmezsiniz bile, ben de öyle yaptım. İçimse şunları söylüyordu; “Hülya Avşar bunu sevmeyecektir.” Zehra"yla gerçekten çok güzel sohbet ettik. Guinnesse Rekorlar Kitabı 2008 ve 2009"a bakıp bolca güldük. Bana yeni öğrenmeye başladığı gitarıyla Titanik"i çaldı. Anne baba ayrılıkları üzerine konuştuk. Bir yabancıyla küçük bir kızın paylaşabileceği sırları paylaştık.


    Saat artık altı buçuk olmuştu, Hülya Avşar içeri girdi... Röportajın fotoğraflarını kendi fotoğrafçısına çektirmek istediğini söylemişti, olabilecek bir şeydi kabul ettim ama açıkçası şaşırdım da. Güzel görünmek için en son endişe edecek kadınlardan biri olmasına rağmen anlaşılan zaman gerçekten acımasız... Fotoğrafçılar geldi o sırada, resimleri çektik (ama almak da çok zorlandık, bu konuya hiç girmek istemiyorum, buradan duyurulur bundan sonra böyle bir teklif asla kabul edilmeyecektir) ve röportaja başladık...



    Acı çektiğimi göstermek istemedim

    Dört yıla yakın oluyor eski eşinizden ayrılalı. Bunun ilk iki yılı neredeyse sizden sıkılacağımız kadar göz önündeydiniz... Son iki yıldaysa tamamen ortadan kayboldunuz... Ne değişti hayatınızda?

    Daha önce kendimi dinleme fırsatı hiç bulamamıştım hayatta. Son iki senedir aldığım kararlar sayesinde bu fırsatı yakaladım. Dinlendim, dinlendikçe kendimi merak ettim ve ne istediğimi, kendimi buldum yani. İnsanlar geri çekilmenin yenilgi olduğunu söyleyebilir, bu çok büyük bir yanılgı olur. Çünkü bu yeni kurduğum düzen o kadar huzurlu olmama ve kaliteli düşünmeme yarıyor ki, bu da bana hayatta başarı ve mutluluk olarak dönüyor. Ne aptalmışım daha önce o kadar koştururken, ne gereği varmış...



    Boşanmak aslında sizi çok yaraladı değil mi? Hâlâ peşinizi bırakmayan bir acınız var mı bu konuyla ilgili?
    Çok yaraladı tabii. Çünkü üç dört sene önce yaşadıklarımdan yıkılmaya çok da müsaitmişim. Dinlenme dönemi beni ciddi ciddi güçlendirdi, daha taş hale getirdi. Bu saatten sonra beni kolay kolay yıkacak bir şey olmaz. Ne ilişkilerde ne mesleki hayatımda. Kendimi tepeden bakan biri olarak görüyorum. Şimdi hangi acıyı nasıl çekeceğimi biliyorum. Olaylar büyüdükçe geri çekilmek gerekiyor. Bu yenilmek değil. Daha küçük bir dünyada insan olduğunu hatırlamak.


    İlk iki yılda yaptığınız neleri şimdi yanlış buluyorsunuz?

    Gerçekten hissettiklerimi saklıyordum. Güçlüyüm numarası değildi bu. Acı çektim, bunu göstermeyi istemedim. Benim sağlam yerim psikolojimdir ama o dönem o kadar suçlandım ki...


    Felsefe kitabı yazdım, ilk okuyan Ertuğrul Özkök"ün eşi Tansu oldu

    Bu aile takıntısı nedir böyle? Ailenin karşıtı ne? Ne olacak diye korkuyorsunuz?

    Kitap da böyle başlıyor zaten. Aile olamazsan hiçbir şey olamazsın bence. Hayatın insanlardan tek korktuğu şey aile olmak. Öteki türlü yine savaş verirsin ama çok canın yanar, çok üzülürsün. Çok yıpranırsın. Şöyle söyleyeyim, hâlâ en güzel kadın olduğumu düşünüyorum, hâlâ çok zeki ve akıllı olduğumu düşünüyorum, yaşamın kadını olduğumu düşünüyorum ama aile oluşturamazsam ne işime yarayacak bunlar... Her gün anneme gidiyorum. Aile toplantıları yapıyorum. Gelsinler, gitsinler istiyorum.


    O halde belki de takıldığınız şey aile değil başarı, başarılı olmak?

    Hayattaki tek başarının ya da diğer başarıları getirecek baz başarının aile olduğuna inanıyorum. Zehra babasıyla büyüyemiyor, “Acaba buna ben mi sebep oldum, benim hatalarım yüzünden mi, hangi hatam?” diye düşünerek canımı acıttım o ilk yıllar. Gülmeyi unutmuştum. Sonra bir gün gülen birilerini gördüğümde kıskandım ve tekrar gülmek istedim ben de. Şimdi içim rahat, mutluyum, vicdanım sızlamıyor çünkü doğruyu yaptığımı biliyorum. Ama yine de hayat boyu yapamayacağım şeyleri yaptım. Bu da beni içten içten bir sağdan bir soldan tokatlıyor zaman zaman. En mutlu olduğum anlar en içimin yandığı anlar oluyor. Bütün hayatımı değiştirdim. Yapmam dediğim her şeyi yaptım. Evimi değiştirdim, bir erkekle beraber yaşamaya başladım. Bu tabii ki Sadettin"e duyduğum sevgiyle ve yaşadıklarımın bedelini ödememle ilgili. Şimdi de aynı şeyi düşünüyorum aslında. Sadettin"le ayrılırsak asla bir başkasını istemiyorum. Hayatla bakışıyorum ben. Karı koca gibi kavga ediyorum hayatla. Ama kazanıyorum. İstediğim ailenin yüzde 80"ini kurmuş gibiyim. Bunu hallettik diye düşünüyorum.


    Aynı anda o kadar fazla şey söylediniz ki nereden devam edeyim şaşırdım. Sadettinle ilgili devam etmemi tercih eder aslında okuyucu şu anda ama ben felsefe kitabı yazıyorum cümlesine takıldım. Kalabalıklar önünden çekildiniz, sadeleştiniz, hatta sessizleştiniz ama ne zaman kalabalıklara bir şeyler söylemek isteseniz yine büyük iddialı lafları seçiyorsunuz.

    Kesinlikle hata yapıyor olabilirim felsefe kitabı diyerek, çok derinden çıkan şeyler oldu da o yüzden. Ben bilirkişi değilim, duygularımı son derece amatörce anlatan biriyim. Ama anlatırken sanki bilirkişinin ağzından çıkıyormuş gibi oldu hatta kendi kendime okurken “haddimi aşıyor muyum ya” dediğim anlar oldu. Beni ben yapan şeyleri anlatıyorum. Ama anılarım ya da yaşadıklarım değil, hissetiklerimin yorumu gibi. O da değil aslında. İçimden geldiği gibi yazdım. Kadınların yüzde 80"inin hoşlanacağı bir kitap olacak. Çünkü yaşanarak yazıldılar.


    Bir iki paragraf okur musunuz bana, gerçekten çok merak ediyorum yazdıklarınızı...
    “Geçmişi düşünecek kadar yeni zamanınız var mı?


    O zaman ya geri dön ya önüne bak. İşte hayatın içinde bunu ayırt edemediğiniz zaman savrulup gideriz ve sanırız ki kahpe kader!” Kişisel gelişim kitabı diyebiliriz buna aslında... Benim için sonuçlar çok önemli. Acılar, mutluluklar, sıkıntılar, yaşananlar yani sonucunda geldiğim noktada harabe miyim yoksa hâlâ yoluna devam edebilecek güçte miyim? Kitapta bunu anlattım. Yazarken de güçlendim.


    Okuyan biri var mı şu ana kadar?

    İlk okuyan Ertuğrul Özkök"ün eşi Tansu Özkök oldu. Yemeğe gelmişlerdi bana, bahsettim çok ilgilendi, ben de iki gün sonra gönderdim. Çok güzel şeyler söyledi. Arkasından da Sadettin"in babasına okuttum, o da çok güzel yorumlarda bulundu sağ olsun. Başka da kimse okumadı.


    Sürekli hayatından memnun olan kuş beyinli bir kadın değilim

    Neyle suçlandınız?


    Beni hep sahte gülmekle suçladı insanlar, içimdekileri söylememek için numara yaptığımı söylediler. Acı çekmeyi severim. Mazoşistim. Mutsuzluklardan hoşlanıyorum. Benim kahkahalarımın altında üzüntü ve acı yatar çoğu zaman. Kesinlikle sürekli hayatından memnun bir kuş beyinli değilimdir.


    Siz sanki olaylara gülebilme gücünüzden “utanmışsınız” ve bunu çözmeye çalışmışsınız...

    Tabii ki, içimde bir sürü olup biten var ama hiç de onların tahmin ettiği şiddette değildi. Ben de bu iki sene içinde kendimi düşünme fırsatı buldum. Neyi, neden yapıyorum, duygularım neler?


    Buldunuz mu “gerçek” bir şeyler?

    Buldum çünkü yazmaya başladım. Bir felsefe kitabı yazıyorum. Bitmek üzere. Kasım gibi çıkar herhalde. Yazarken şu çıktı ortaya; problemlerle mutlu ya da mutsuz olmanın bir alakası yok. Çok problem varken mutsuz addederiz ya kendimizi. Bana göre bu böyle değilmiş. O yüzden ben hep gülermişim, onun için olayları hep rahat göğüslermişim. Bana hep nasıl bu kadar güçlü olduğumu sorar insanlar. Güçlü müyüm, bilmiyorum gerçekten. Ama mutlu olmak için problemsizliği beklemiyorum. Yazdıkça, sadece problemlerle mutluluğu ayırabildiğimi fark ettim. Gülüyor olmam güçlü olduğumu ya da mutlu olduğumu göstermezmiş, hayatı birbirinden ayırabildiğimi gösterirmiş. Ama yeni buldum bunları.


    Tam ne değişti hayatınızda?

    Eskiden sürekli bir şeyleri kaçırdığımı sanırdım. Marka mağazalara gelen şeyleri almam gerektiğini düşünürdüm işim için. Kendimi çok yormuşum böyle. Herkes beni sevsin isterdim. Şimdi hiç umurunda değil böyle şeyler. Beni ben olduğum için seven 10 kişi yeter bana. Olgunlaştım, erdim ama hâlâ çok sert ve katı taraflarım var. Çok acımasız taraflarım var. Çok zor bir kadınım. Aslında çok vahşiyim. Giderek daha da vahşileşiyorum. Balta girmemiş ormanlarda tırnaklarını çıkaran hayvanlar vardır, öyleyim ben, iç dünyam öyle. Hayatımda sürekli harakiri yapıyorum. Beni uysallaştırabilecek tek şey kapıdan içeri girince karşılaşacağım aile.


    Bir ilişkide sorun varsa, kaymağı 3"üncü kişiler yiyiyor

    Peki, değişim başlayınca mı Sadettin Saran"a aşık oldunuz yoksa bu aşk mı sizi değiştirdi?

    Tam karar aşamasındaydım, ya sağ ya soldu. Ona rastladığım için çok daha kolay karar aldım. Gücü ondan aldım. Belki de tek başıma yapamayacaktım, o daha kolaylaştırdı ve çabuklaştırdı yapmamı. Çok sevdiğim biriyle beraberim. Bu gerçek. Farklı bir şey yaşıyorum. Daha önceki hiçbir şeye benzemiyor, bana “böyle de bir şey” varmış diye düşündürüyor yani.


    Neyi başardı? Sizi en etkileyen yanı ne oldu?

    Ben her şeyi kontrol altına almayı severdim, böyle daha basit gelirdi hayat. Karşımdakinin yerine çok şey yapardım sırf bu yüzden. Ne yoruluyormuşum yarabbim. Şimdi bunun tam tersini yaşıyorum. Biri benim için bir şeyler yapıyor. Şöyle hissediyorum; yalnız değilim, bir güç, bir kuvvet var yanımda. Daha önceki ilişkimde kaybettiğim kadınsı şeyleri burada fazlasıyla yaşıyorum. Belki onunla da yaşabilirdik fırsat vermemiş olabilirim ya da bana sunulanı görmemiş de olabilirim. Çünkü şimdi bu farkındalıktayım, bu olgunluktayım. O koşturmada birileri yanıyor işte. Kimse suçlu değil. Herkes herkesin üstüne basıyor, birileri de bunun kaymağını yiyor. Herkes için geçerli bu. Şimdikilerin şansı. Bir ilişki de sorun varsa arkadan gelen üçüncü kişilere çok yarıyor bu.


    Son röportajlarınızdan birinde “Kendimi evli bir kadın olarak görüyorum, yurtdışında buna benzer minik bir tören yaptık, yüzüğümüzü taktık” demişsiniz. Evlenmeyi bu kadar çok mu istiyorsunuz? Evliliğe benzer tören ne demek?

    Bu aslında “Evlenecek misin?” sorusuna bir tepki cevabıydı. Biz buralardan geçtik, bir yuva kurduk, beraber yaşamaya başladık. Muallakta kalmış değiliz ilişkimiz içinde. Şu kurduğumuz şeyin yanında evlilik önemli değil. Zehra da bizimle. Lal de hafta sonları geliyor. Harika bir şey başarıyoruz. Buna hem şükrediyorum hem şaşkınlıklar içerisindeyim. Bunu yapabilmem için Sadettin gibi biri lazımdı. O güç olmasa olmaz. Zehra"yla ilişkisi benim için çok önemliydi. Sadettin farklı bir adam. Sadece onda gördüğüm çok farklı bir bakış açısı var hayata. Manevi değerleri çok yüksek.


    Sizinle daha önce yaptığım röportajları çıkardım. Mesela, “Bir erkekten güveneceğim insanı yaratır sonra da ona güvenirim” demişsiniz 2003 yılında yaptığımız röportajda... Sadettin"e güveniyor musunz?

    Sen harikasın. İlk defa bir gazeteci bana ona daha önce söylediklerimle geliyor, bu süper bir şey. Bunda çok ciddiyim, bunları mutlaka yazmanı rica ediyorum. (Bunu yazmakta gerçekten zorlandım, utandım ama çok da hoşuma gitti duyduklarım. İşte tüm samimiyetimizle karşınızdayız. S.A.) İşte bak şimdi ortaya çıkıyor ne demek istediğim. Bunu bile kendim yapıyordum gerçekten. Sade ve güvenmek varken, kendin güveneceğin erkeği yaratıyorsun. Çok yorulmuştum işte bunlardan. İnsanlara kendime güvendiğim kadar güvenirim. Benim de güvenilmez yanlarım var. Özellikle işimde. İşini hakkıyla yapmayan birini gözünün yaşına bakmam bırakırım. Arkama bile bakmadan terk ederim onu. İşini kötü yapan bana hiç güvenmesin. Erkeklere çok güvenmem tabii ama manyak gibi endişelerim de yoktur. Sadettin"in maneviyatı çok yüksek. Ticari bir bakış açısı yok hayata. Sadettin"e güvenirim tabii.


    Bu röportajda hiç yalan söylediniz mi?

    Yalan söylemedim ama bir şeyi itiraf ettim, bilin bakalım ne?


    Tayyip Bey ürkek kedi gibiydi, içim acıdı

    Tayyip Erdoğan"ın Hülya Avşar"ın programına konuk olması günlerce konuşulmuştu. Avşar, Erdoğan"ı nasıl ikna ettiğini ise şöyle anlattı:


    “Rahmetli Osman Yağmurdereli"nin aracı olduğunu söylediler ama hiç alakası yok. Hiçbir aracı yok gerçekten. Bir anda aklıma geldi, telefon numaralarını araştırdım, aradım, adımı bıraktım. İki saat sonra bizzat kendisi döndü bana. Bu çok önemli bir şey benim için. Hülya Avşar olmamdan dolayı değil, bir bayan olduğum için, bir insan olduğum için... Çok hoşuma gitti. Şok oldum kendisi arayınca. Aramaya da bilirdi. Beni çok çok çok şaşırttı. Çünkü hayata farklı bakış açısı olduğu için başka türlü davranabilirdi. Söylediği tarihte, söylediği saatte çok profesyonel bir anlayışla buluşma gerçekleşti. Hiçbir aksama olmadı. Soruları önceden istediler ama formalite icabı olduğu çok belliydi. Çok uzun zamandır ortaya çıkmamış duyguları var Tayyip Erdoğan"ın. Bir destek verilse belki hüngür hüngür ağlar. Bunları hissettim. Ürkek bir kedi gibi amatör bir tarafı vardı. Çocuk tarafı çok fazla. Çok dolu, kendini çok tutuyor. İçi öyle dolu ki içim acıdı aslında. Zaman zaman onunla oturup dertlerini dinlemek isterim aslında. Bunları hissettim. Karşıma sert profesyonel bir başbakan oturmadı, bir insan oturdu. Düşüncelerinin bazılarını sonuna kadar destekliyorum. Bazılarına tamamen karşıyım ama bunları hissettiğim için gönlümdeki yeri çok farklı bir yerde. Tayyip Erdoğan ve Emine Hanım benim için çok özeller gerçekten. Röportaj sonrası kahve içtik. Zehra"yı sordu, Sadettin"e selam iletti. ”Hadi artık evlenin“ dedi. Bunlar bana çok samimi geldi.
    3 Aralık"ta da Hayrinüsa Hanım konuğum olacak. Çok sevindim onun da kabul ettiğine. Cumhurbaşkanın eşi olmaktan çok, çok genç yaşta evlenmiş olması beni çok daha fazla ilgilendiriyor. Kadın kadına bir şeyi merak ediyorum.”

    Vatan

    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim