Hristiyanken FETÖCÜ diye meslekten ihraç edilen kadın yok olan bir aile

Abone Ol

Yaşanan süreç çok ilginç, bir o kadar da trajik insan hikâyeleri çıkartıyor karşımıza. Bugün bunlardan birini sizinle paylaşacağım.

 

Bir film izlerken, filmin başında aşırı mutlu bir tablo çizerse yönetmen, ben hemen tedirgin olurum. Çünkü bu filmin devamında trajik sahnelerin geleceğinin habercisidir.

 

Olayımızda da maalesef hikâye böyle başlıyor.

 

Aydın’da yaşayan çok mutlu bir aile… Herkes tarafın sevilen, bilinen, mutluluk ve gülümsemeleriyle hafızalarda yer alan bir aile bu aslında. Ama isim vermeden anlatacağım.

 

Eşlerden biri öğretmen, diğeri de bir kurumda çalışan devlet memuru. Birbirini severek evlenen eşler, dünya tatlısı bir çocukla şenlenen bu aile içinde mutlu bir şekilde yaşıyorlardı. Arkasından trajik sahneleri bize müjdeleyen sinema filmleri ile yarışırcasına.

 

15 Temmuz’da yaşanan darbe girişiminden sonra, 20 Temmuz’da 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla ülke genelinde olağanüstü hal uygulamasına karar verilir. Bu aile anadan, babadan gelen Atatürkçü bir geleneğe sahip olduklarından, bu darbe girişimini şiddetle kınarlar. Demokratik düzenin hiçbir nedenle kesintiye uğramasını kabul etmediklerini her ortamda ifade ederler.

 

Fakat 01.09.2016 tarihinde Resmi Gazete’de 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname ile kadın meslekten ihraç edilir.

 

Aile büyük şok yaşar. Bu karara anlam veremezler. Neden böyle bir karar verildiğini sorgulamaya çalışırlar çaresizce.

 

Buraya kadar her şey, 01.09.2016 tarihinde on binlerce ailenin başına gelen bir durum. “Bu hikâyeyi öne çıkaran farklılık ne?” dediğinizi duyar gibiyim.

 

Öykümüzün kahramanı olan bayan öğretmen, bırakın cemaate yakınlık duymayı, Müslüman bile değil. Bir Hristiyan

 

“Bunu nerden bilcez?” diyen okurlarımız için aşağıda belgesini inceleyebilirsiniz.

 

 

Aile perişan olur bu haberle. Hele ihraç edilen bayanın eşi çok etkilenir bu gelişmeden. 1980 sonrası solcu olduğu için yıllarca cezaevinde yatan bu adam, 01.09.2016 tarihinde karısının FETÖ terör örgütü kapsamında cemaatçi olduğu iddiası ile yüzleşir. Kendisi Müslüman olsa da eşinin dini inançlarına her zaman saygı duymuş ve inançlarına müdahale etmemiştir. Eşinin Hristiyan olmasına rağmen, Atatürkçü bir aileden gelip her yönüyle çağdaş ve laik sistemi savunan eşinin bu iddia ile meslekten atılmasını içine sindiremez ve kalp krizi geçirir ve vefat eder.

 

Kadın, hiçbir neden yokken mesleğinden atılır. Ve bu üzüntüye dayanamayarak kalp krizi geçiren kocasını kaybeder. Şimdi kadın, tek çocuğu ile hayata tutunmaya çabalıyor.

 

Bu anlattıklarımı sinema filmine konu etseler, seyirciler “Amma abartmışlar, normal hayatta böyle bir şey olur mu?” der. İşte oluyor…

 

Daha da devam ediyor hikâye. Eşi ölmeden önce işlemin iptali istemiyle Aydın 1. İdare Mahkemesi’nde açılan dava reddedilir. Trajedi trajedi üstüne…

 

 

 

Bu kadın bugüne kadar derdini anlatmaya çalıştı, Aydın Valiliği’ne dilekçe verdi ama nafile. Hiçbir sonuç alamadı.

 

Muhammet Bin Melseme ile Hz Ömer’in hikâyesini bilir misiniz?

 

Muhammet Bin Melseme, Hz. Muhammedîn savaşa gittiğinde Medine’deki günlük işleri yürütmek üzere vekil olarak görevlendirdiği ve zaman zaman ise savaşlarda öncü kuvvetlerin kumandanlığına tayin ettiği büyük güven duyulan bir şahıstı. Hazret-i Ömer'in halifeliği sırasında da zekât amirliği ve valilerin teftişi gibi görevlerde bulunmuştur. Aynı zamanda Hazreti Ömer’in şikâyet masası başkanıydı. Devletin memurlarından olan şikâyetler ona gelir, M. Bin Melseme konuyu inceler, gerekirse haksızlık yapan, adam kayıran memuru için tahkikat sonunda  ceza takdir ederdi.

Bir gün Hazreti Ömer, Muhammed Bin Melseme’yi ziyareti esnasında etrafında toplanan yönetici ve memurlarına halka adil davranmaları, zulmetmemeleri hususunda uyarırken, halktan kimsesiz, garip olarak tanınan bir adam oradaki bir yöneticiyi göstererek “bu adam beni haksız yere hırpaladı, adil davranmadı kırbaçladı ve daha sonra yapılan araştırmada ise bana yapılan davranışın nedeni olan konuda suçumun olmadığı anlaşıldı. Kendisinden davacıyım” der.

Hazreti Ömer hiç düşünmeden “Seni kırbaçlayan memura sana vurduğu kadar kırbaç vuracaksın” cevabını verir. Amir bin As Hazreti Ömer’in takdirine “ Ya Ömer, bundan sonra memurlarınızı halkın gözleri önünde dövdürecek misiniz? Şayet bunu yaparsanız bu, memurlarınızın, yöneticilerimizin itibarını düşürür ve onları iş yapamaz hale getirir ” diyerek itiraz eder.

Hazreti Ömer’in cevabı kesidir. “Ben zalimi şu ya da bu bahanelerle koruyup da mazlumu maruz kaldığı zulümle baş başa bırakamam. Kim zulmetmişse karşılığını görmeli ki tekrarına cesaret edemesin”.  Bu cevap kararın kesinleştiğinin açık bir ifadesidir. Ve de halktan biri devletin yöneticisini kendisine vurduğu kadar kırbaçlayacaktır. Amir Bin ÂS bu kez şikâyetçi olan, kimsesiz adama gider ve ona “Sana vurduğu kırbaç sayısınca altın vereceğim. Bunu al, davandan vazgeç, yoksa halk cesaret bulur, memurlar korkaklaşır. Bu da devlet için iyi olmaz” der. Ve kimsesiz adam yediği kırbaç sayısınca altın alınca haliyle davasından vaz geçer.

Şimdi tek bir sorum var;

Anlattığım hikâyedeki meslekten haksız yere ihraç edilen ve bu yüzden eşini kaybeden bu kadının mağduriyetini kim giderecek? 

 

 

Aydınpost ANDROID'de TIKLA İNDİR!    Aydınpost APPSTORE'da TIKLA İNDİR!

{ "vars": { "account": "UA-18838004-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }