Şafak Mahmutyazıcıoğlu cinayeti davasında Seren Serengil'e zorla getirilme kararı! Şafak Mahmutyazıcıoğlu cinayeti davasında Seren Serengil'e zorla getirilme kararı!
Ülke TV'de "Arka Plan" programında İstihbarat Şefi Mustafa Yıldız'ın sorularını cevaplayan Cumhuriyet Savcısı Mehmet Demir, görev yaptığı Çağlayan Adliyesi’nde FETÖ’nün 17-25 Aralık Emniyet-Yargı Darbe Girişimi’yle ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulundu.  

FETÖ’cü savcı Zekeriya Öz ile aynı adliyede görev yaptığını belirten Savcı Demir, “17-25 Aralık Emniyet Yargı Darbesi nasıl başladı?” sorusuna çarpıcı bir cevap verdi.

17-25 Aralık 2013'teki yargı kalkışması öncesi, 7 Şubat 2012'deki MİT krizini hatırlatan ve FETÖ’cü hakim ile savcıları o dönemde fark etmeye başladıklarını belirten Demir, “Bu malum FETÖ’cü savcı Zekeriya Öz ve diğerleri, biz o zaman Çağlayan Adliyesi’nde beraber çalışıyorduk. İlk bizim bunların ne yapmak istediğini anladığımız an, o zamanki MİT Müsteşarı’nın ifadeye çağrılması zamanıdır. Çünkü biz tecrübeli hakimler savcılar olarak, MİT müsteşarının şu şekilde ve bu nedenle, ifadeye çağrılmasının gerekmediğini bilenlerdeniz. Çünkü o çağrı siyasi bir çağrıdır, asla hukuki olamaz.” dedi.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı çağıran FETÖ’cü savcı Sadrettin Sarıkaya’ya tepki gösterdiğini söyleyen Savcı Demir, “Ben o zaman müsteşarı ifadeye çağıran savcı Sadrettin Sarıkaya’ya dedim ki; ‘Kardeşim, MİT müsteşarını nasıl çağırırsın, neye dayanarak çağırdın? Yani ben senin meslekte de abin sayılırım, kıdemli olarak. Ben bu tecrübe olarak, birikim içerisinde MİT müsteşarını çağıracak bir gerekçe bulamıyorum.’

(O da) ‘Abi bizim de bir bildiğimiz şey var' dedi. Hiçbir hukuki gerekçe yok. Demek ki, örgütünden aldığı bir talimat; bildiği şey o. Biz tabi sonradan anladık ki, ‘biz’ derken örgütü kastediyor.” ifadelerinde bulundu.

FETÖ’nün istihbarat örgütü gibi yapılandığını kaydeden Savcı Mehmet Demir, FETÖ'nün firari savcısı Zekeriya Öz’ün çarpıcı ifadelerini aktararak şunları söyledi:

“Biz bunlarla hep beraber görev yaptığımız halde, o kadar kripto, gizli, istihbarat örgütü gibi yapılanmışlar ki, gerçekten biz bunların bu vatana kastedeceklerini çok sonradan öğrendik. MİT müsteşarı ifadeye çağrıldıktan sonra Zekeriya Öz’ün önemli bir sözü var. Dedik ki, ‘Kardeşim, bunu neden yapıyorsunuz?’ Biz hukuk adına, şuncu veya buncu olmayan hâkim ve savcılar çok rahatsız olduk. Çünkü bu gidişat gidişat değil. Memlekette bir huzur var, güven var, sağlıklı bir yönetim var. Peki yargı mensuplarının derdi ne? Ne dese beğenirsiniz, çok ilginç bir şey: ‘Kılıçlar çekilmiştir. Kılıç da çekildikten sonra kan görmeden kınına girmez!’ Bu Zekeriya Öz’ün anektodudur. Biz anladık ki, bunlar birileri adına kılıç çekiyor.”

Asıl niyetlerinin iktidar değiştirmek olmadığını belirten Savcı Demir, FETÖ’nün dış güçlerden aldığı destekle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkma hedefinde olduğunu söyledi. 17-25 Aralık operasyonlarının hukuk süsü verilmiş bir harekât olduğunu vurgulayan Demir, şu ifadelerde bulundu:

“Bunların 17-25 Aralık’taki derdi kesinlikle bir iktidar değişikliği değildir. Oradan da bakıyoruz ki, bunlar yerli hainlerin planı değildir. Bunlar dış güçlerin oluşturduğu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkmak için kurguladığı ve bunları da piyon olarak kullandığı bir harekâttır. 17-25 Aralık kesinlikle bir hukuki soruşturma değildir. Hukuki soruşturma süsü verilmiş; emniyet ve yargı içerisinde çöreklenen, paralel cuntanın, FETÖ yapılanmasının ortaklaşa hükümete karşı, hükümeti de aşan devleti yıkmaya yönelik bir harekettir. Bütün dosyalar kurgulanmıştır. Bütün olaylar bir araya getirilmiştir. Bütün emniyet, kendinden olmayan polis, amir hepsi, saf dışı bırakılarak harekete geçilmiştir. Bazı dosyalar 2 sene, 1,5 yıl bekletilmiştir. Bu yargı tarihinde de bir ilk. Yargı böyle çalışmaz. Yargıda suç soruşturması böyle yapılmaz.”

Suç işlendiği zaman davanın bekletilmeden açıldığına vurgu yapan Savcı Demir, “Savcılık ve hukuk nazarında suç sabit olduğunda biz davayı açarız. Ancak bu cuntanın 17-25 Aralık sürecinde yaptığı, 2-3 yıl boyunca bazı kişi, yapı ve kurumların illegal yönden peşine düşerek ‘bakalım ne kadar suç işleyecekler’ diyerek biriktirme yapıp hepsini organize bir top mermisi gibi bir hedefe yöneltmek için bir araya getirdikleri bir şeydir.” dedi.

Emniyet ve yargı kurumlarının içine sızan FETÖ'cüler, kumpası, Türkiye Cumhuriyeti'nin çözüm sürecinde yürüttüğü politikalardan dolayı, MİT'i, terör örgütü PKK ile ilişki içindeymiş gibi gösterme bahanesiyle 7 Şubat 2012'de, MİT Başkanı Hakan Fidan'ın da aralarında bulunduğu bazı görevlilerini ifadeye çağırma ve haklarında yakalama kararı çıkarma şeklinde kurgulayarak gerçekleştirmek istedi.

MİT Başkanı Hakan Fidan'ın yürütülen bir soruşturma kapsamında "şüpheli" olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına çağrıldığı bilgisinin paylaşıldığı haberler, kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.

Bir süre sonra, çoğunluğu FETÖ'cü oldukları gerekçesiyle görevlerinden uzaklaştırılan, bazıları firar eden veya tutuklanan dönemin özel yetkili başsavcı vekilleri ve savcıların, bir devlet kurumuna ve temsilcilerine karşı böyle bir girişimde bulunduğu netleşti.

O dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yönlendirmesiyle Hakan Fidan ve MİT görevlileri, soruşturmaya direnerek savcıların çağrılarına hiçbir zaman yanıt vermedi.