banner339
banner274

Masallarımızın kötü kalpli cadılarına…

Son söz…

Masallarımızın kötü kalpli cadılarına…
banner401
banner427


Gelişmelerden anında haberdar olmak için Google News'te Aydınpost'a abone olun

Aydınpost'a Google News'te abone olun

Kendimizi anlama, tanıma ve tanımlama sürecimizde farkında olarak ya da olmayarak ailemizde öğrendiklerimize sadık kalmak isteriz. Bizim için doğru dediğimiz kavramlar, söylenilen her şeyi filtresiz olarak alıp kabul ettiğimiz anne ve babamızın söylemleriyle oluşur. Her bireyin aile yapısı, yaşantısı birbirinden farklıdır. Burada deneyimlediklerimiz ise hayat yolunda bizim için birer basamaktır.

Yaşamınıza etki eden olayları bir başkasına anlatırken veya size anlatılırken hiç şunu duydunuz mu; “O bana bunu yaptı ama bende onu kışkırttım, hassas noktalarından yaraladım.” Bu söylem bir olayı aktarırken ortalama olarak adil olma anlatım şekline bir nebze yakın; tabi yorum katılmıyorsa. İnsan bir süre sonra kendi yalanlarına inanır derler ya onun gibi bir durum. Yalanını o kadar çok sesli olarak anlatır ve tekrar eder ki zihin bir süre sonra olanı ve anlatılanı ayırt edemez ve anlatılana inanır. Bir şeyi 40 kere söylersen olur denmesi bu yüzdendir.

İlk hafta zihin yeni söylem ve düşünceyi irdeler. Acaba doğru mu? İkinci hafta ise “evet ya bu olabilir” der ve kabule başlar. Üçüncü hafta “ya ben zaten böyleyim, bana böyle yaptılar” durumunu yaşar ve bu artık bizim doğrumuz olur. İnandığımız şekliyle başkalarına aktarmaya devam ederiz. Kendimizi kötü hissettiren bu tecrübeleri anlatmaya devam ettikçe yaşadığımız o an’da geçmişte, kalmaya devam ederiz.

Yaşantı ve ilişkilerimizle kıyaslar, doğrularımıza uydurmaya çalışırız. Etrafımızı gözlemler, çevremizdekilerin tutumlarına bakarız. O’nu; kusurlu, kötü insan ilan eder ve egomuzu rahatlatmaya çalışırız. Zan’larımızı keyifle çevremize yayar, kendi mükemmelliğimizi taçlandırmak isteriz. Taraftarlarımız bizi yücelttikçe bir tahterevalli misali karşımızda oturanı alçalttığımızı sanırız. Ne büyük bir yanılgıya düştüğümüzü fark etmeyiz.

Diyelim ki bundan 5 yıl önce birisi bize bir gün zarar verdi. Yaşanılan durumun üzerinden 5 yıl geçti ve biz bu durumu hala güncel tutuyoruz. Karşımızda ki kişiye bize yaptığı bir günlük “kötülük” sebebiyle 5 yıldır öfke yolluyoruz. Kişiyi ve belki kendimizi bundan tam 5 yıl önceki düşünce tarzı ve bilinci sebebiyle yargılıyoruz, suçluyoruz. Hazmedemiyoruz ve “bunu bana neden yaptı?” kısmında takılı kaldık.

Hoşumuza gitmeyen bu tecrübeyi yaşadığımız kişi dersini aldı, pişmanlığını yaşadı ve bir üst bilince geçti. Biz hala her şeyden bir haber geçmişten işlemeye devam ediyoruz. Peki, şimdi kim daha çok zarar vermiş oldu? Bize günlerden bir gün isteyerek zarar verdiğine emin olduğumuz kişi mi? Yoksa bilmeden ve fark etmeden 5 yıldır zulüm ettiğimiz kendimiz mi? Ama biz her şeyin bizim sandığımız, gördüğümüz veya hissettiğimiz gibi olduğuna ne kadar eminiz değil mi? Çoğu zaman gördüklerimizle, zannettiklerimizle karar verip görmeyip bilmediklerimizin tuzağına düşeriz. Görünenin ardında bir görünmeyen vardır bunu bilmeyiz.

Başkası bize bilerek ve isteyerek zarar vermiştir buna eminizdir. Çünkü o kötü insandır. Fakat kendi yapıp ettiklerimizin, davranışlarımızın farkında olmayız; yanlış anlaşılmışızdır, amacımız o değildir ve da bir sürü bahane. Söz konusu bizimle alakalı bir mevzuysa her daim bir bahanemiz vardır. Başkası adına eminlik yaşamak zan’dan öteye geçebilir bir durum değildir.

Bu tecrübeyi atlatmak, kurtulmak için bir sürü şey yaptık. Kurban olduğumuzu düşündük ve karşımızdaki kişinin kusurlarını cümle âleme ilan ettik. Haddini bildirdik, yaftaladık, öfke besledik, görmezden gelmeye çalıştık, ara sıra pişmanlık yaşadık ama en çokta kendimizi hep haklı sandık, suçladık. Tüm bunlara rağmen yine de huzuru bulamadık. Görmezden gelmeye çalıştıkça daha görünür oldu. Sonra kişiler değişti ve biz hep aynı olayları yaşamaya devam ettik. Hep suçladık da suçladık. Hep biz haklıydık ama yanıldık...

Hayat boyunca bizi alarm seviyesinde tutan birçok olayla karşılaşabilmemiz olası. Burada asıl görmemiz gereken şey; bu durumu gerçekten neden yaşadık? Ya da biz bu durumu daha önce kime yaşattık?

Belki çocukken yeterince sevilmedik, hep en iyisi olmak için yetiştirildik ya da kıskançlık duygusunu çok erken yaşta, kardeşimiz olduğunda yaşadık. Belki de hiç kardeşimiz olmadı ve biz hep en çok ve tek sevilen biz oluruz sandık. Mutlu değildik, mutluluğuna kafayı taktık. İşimizden memnun değildik, hayalinin işini yapıp memnun olmasına takıldık. Bir sürü ihtimal olası… İnsan olayların gerçek yüzünü görmeye ve anlamaya başladığında içsel yolculuğu başlıyor. Olan biten hiçbir şey boşuna yaşanmadı, tüm deneyimler bizim eksik ya da aşırılıklarımıza dokunuyor. Öğrenmemiz, anlamamız gereken bir şeyler olduğuna işaret ediyor. Kendi içimizde olan biteni fark edip idrak sürecine geçtiğimiz de ortada ne sorun kalır ne de suçlayacak bir kişi. 

Üzüntülerimizin, tekâmül sürecimizin bir parçası olduğunu ve bizi bir üst versiyonumuza çıkartmak için yaşandığını anladığımız zaman içsel yolculuğumuz başlar ve sis perdesi aralanır. Deneyimlerimizin, nedenleri ve sonuçları berraklaşır. Sonuçlara değil vesilelere odaklandığımızda görünmeyenin ardındakini görmeye başlarız ve kolaylaştırıcı oluruz.

Her şey senin sandığın gibi olmayabilir.

İçinde ne varsa dışarıya o taşar, iyi niyette kalmaya çalış.

Kendi varlığına ve başkasının varlığına saygı duy. Yok, saydığın sınavın olur.

Sözleriyle, davranışlarıyla seni aşağıya çekmek isteyen insanlarla iletişimini sınırlandır.

Farklı bakış açıları keşfet, zihnini geliştir, sabit bir düşüncede kalma.

Meditasyon, dua, ibadet hangisi ile huzur buluyorsan bunun için biraz vakit ayır.

Önce kendi iç sesini dinle, kalbin ruhun ne diyor kulak ver.

Geçmişten konuştuğun her an seni bir adım daha uzaklaştırır an’dan ve gelecekten.

Anlatmak istiyorsan illa bir uzmana danış, yakınların elbet seni körükleyecek, yüceltecek ve karşı tarafı gömecek. Şimdiye kadar anlattıklarından ne fayda gördün?

Kimseyi suçlama, yargıda bulunma ve kesin bir kanıya varma.

“Peki ya masalının kötü kalpli cadısı sandığın kişi, aslında senin iyiliğin için görevli bir peri kızıysa ve seni zehirlemek için verdiği kırmızı elma senin dönüşümün için gerekli bir mucizeyse?”

Sorun yaşadığımız kişiye olan bakış açımızı farklılaştırmak adına size basit bir yöntemden bahsetmek istiyorum; Ho’oponopono!

Yaşadığın, sana ayna olan insanlardan kendini iyileştirmek için kullanılır.

Bu yöntemi uygularken sorunun ne olduğunu bilmek zorunda değilsiniz, fark ettiğiniz anda dönüşüm başlar. Hoşumuza gitmeyen durumları ortadan kaldırmak, zihnimizi özgürleştirip özümüze dönmemize engel olan negatif duyguları nötrlemek için kullanılır. Başkalarında olan ve bizi rahatsız eden her şeyin bizim düşünce yapımızda olduğunu fark edersek, anlarız ki değiştirilmesi gereken bizim düşüncelerimiz ve yüklediğimiz anlamlardır. Bu öğretide 4 cümle vardır;

Özür dilerim.

Seni Seviyorum.

Beni affet.

Teşekkür ederim.

Bunu kişiyi gözünüzün önüne getirip, Sevgili Arkadaşım( ismi) seninle şöyle bir sorun yaşadık evet, ben şuna çok kırıldım, üzüldüm. O yüzden seni suçlamış, ya da şunları yapmış olabilirim bu yüzden senden özür diliyorum, seni seviyorum, beni affet, teşekkür ediyorum diyebilirsiniz. Bunu kalben mutmain olana kadar yapmak önemlidir! Bu yöntem haklı haksız aramaksızın yaşanılan olayın kabulü ve düşüncelerimizin tekrar şekil alması açısından çok etkilidir. Özür dilerken aslında kendimizden özür dileriz, incinmemize izin verdiğimiz için. Sevgi cümlesi ise tıkanık enerjinin akmasını, bağların yeniden kurulmasına olanak sağlar. Bizi özümüze döndürür ve sıfır noktamıza geri geliriz. Sıfır noktası, saf sevgidir. Sevgimizi ifade ettikçe buraya yaklaşmış oluruz. Teşekkür ettiğimiz zaman ise bu durumu fark ettiğimiz için olan memnuniyetimizi ifade ederiz. Sonrası ise akışa güvenip tüm düşüncelerimizi serbest bırakırız ve yeni bir bilinçle donanmaya başlarız.

Beni üzen, hatta hayatımı alt üst eden bazı olay ve kişileri anlamak için başladığım bu kişisel gelişim ve koçluk serüvenim evrilerek kendimi tanıma ve anlama yolculuğuna dönüştü. Bu yolculuğum esnasında yaşayıp deneyimlediğim, farklı bakış açılarıyla kapalı kapıları araladığım yeni bilinçlerimi ve tecrübelerimi sizlere aktarmaya niyet ediyorum.

Merve Atıcı
banner218