banner339
banner274

İrem Helvacıoğlu: Dizilerde kadınlar ön plandaysa erkek oyuncular rahatsız oluyor

O kadar güzel ki… Dinlerken gözünüzü ayıramıyorsunuz. Buluştuğumuz mekana rüzgarıyla giriyor, enerjisiyle hiç konuşmadan “Ben geldim” diyor… Yer aldığı hemen her proje çok konuşuluyor. Sosyal medyada en çok takip edilen isimler arasında. İrem Helvacıoğlu’yla ‘Baş Belası’nda hayat verdiği İpek’i hem de kendi hikayesini konuştuk. Oya Çınar / [email protected]

İrem Helvacıoğlu: Dizilerde kadınlar ön plandaysa erkek oyuncular rahatsız oluyor
banner401
banner427


Gelişmelerden anında haberdar olmak için Google News'te Aydınpost'a abone olun

Aydınpost'a Google News'te abone olun

Nasılsınız?

Şu an çok rahatladım, dizi bitti. Çok yoğun bir tempodan çıktım. ‘Seni Çok Bekledim’den hemen bir hafta sonrasında ‘Baş Belası’ başlamıştı, o yüzden hiç dinlenemeden çalışmaya devam ettim. Ama hikaye çok derli toplu bir şekilde bitti. Şimdi çok rahatlamış hissediyorum.

‘Baş Belası’, beklenen bir finale mi gitti? Yaz dizisi olarak mı başlamıştı?

Aslında deneysel bir işti. Yeni bir şey denemek, polisiye komediyi görmek istediler. Ya iki-üç sezon sürecekti ya da paket bir şekilde bitecekti. Yaz dizisi gibi düşünülmedi ama biraz şansız bir döneme denk geldi. Pandemi yasakları yeni bitmişti. İnsanların çok televizyon izlemediği bir dönemdi.



BENİ MANİPÜLE ETMEK KOLAYDIR, KENDİMİ İNANDIRMAK İÇİN HEP BİR SEBEP BULURUM

Dizide İpek çok iyi eğitim almış bir kadındı ama aslında kocasının yaşadığı hayatı sürdürüyordu. Gerçek hayatta böyle biri size ne hissettirir?

İpek’in içinde bulunduğu o durumu belki de hayatımızın birçok evresinde çoğumuz yaşıyoruz… Bir şeyin nasıl olduğuna inanırsak o öyle devam eder ya…  Belki çok manipülatif bir yerde çalışıyorsundur ama mutlu tarafını görmek istediğin sürece hep onu görmeye devam edersin. İpek’i ya da onun gibi yaşayan kimseyi yargılamıyorum. Belki farkında olmadan ben de yaşamışımdır. Ama “Tercih eder misin?” dersen tabii ki hayır. Bir şeye adanmışlık… Bu, çocuğun bile olsa, sadece birini mutlu etmek için kendi hayatından vazgeçip tamamen onun hayatına adapte olmayı doğru bulmuyorum.  

Sizi manipüle etmek kolay mıdır?

Bence kolay. (Gülüyor) Sebepler bulurum çünkü. Bazen sadece kendim öyle görmek istediğim için, yaptığı şeylere bahaneler yaratırım. Karşı tarafın yaptıklarını kulak arkası ederim.  

Rol aldığınız projeler çok reyting alıyor. Sosyal medyada 4 milyon takipçiniz var. Bu kadar ilgi odağı olmak zaman zaman egosantrik bir durum yaratıyor mu?

İnsanların senin mutlu olduğun şeyin yanında olup seni desteklemesi çok güzel. Hatta gurur vesilesi. Ama ‘Sen Anlat Karadeniz’ zamanında o çok yüksek reytingleri alırken biz Trabzon’daydık. Dolayısıyla ben o şımarıklığı ya da egoyu yaşama fırsatı bulamadım. (Gülüyor) Seni pohpohlayacak şeyler her zaman İstanbul’da dönüyor çünkü. Bir de zaten bu işin bir ekip işi olduğunun, zincirden tek bir halka çıkardığında her şeyin bozulacağının çok iyi farkındayım.  



İNATÇI VE DİK BAŞLIYIM, KAFAMA KOYDUĞUM ŞEYİ YA YAPACAĞIM YA YAPACAĞIM

Dışarıdan çok nahif görünüyorsunuz. İç dünyanızda nasılsınız? Zor yanlarınız neler?

Çok inatçı ve dik başlıyım. Bir şeyi kafama takınca ya yapacağım ya yapacağım. Aksine beni ikna etmek, vazgeçirmek zordur. İnatçılığımla karşımdakine illallah ettirebilirim. Bu yanlarım zor. İyi tarafından bakarsam enerjim hep yüksektir. Pozitifimdir. Karşımdakine iyi enerji geçirdiğimi düşünüyorum.  

Büyük bir zaafınız ya da defo olarak gördüğünüz bir yanınız var mı?  

İnsanları sadece iyi yanından görmeye çalışmak… Oysa herkesi olduğu gibi görebilmeyi çok isterdim. Bu yüzden manipüle edilmeye çok açığım işte. Hep bir sebep arar ve bulurum. Sonra o kişinin aslında benim kendimi inandırdığım kişi olmadığını görünce de büyük hayal kırıklığına uğrarım.

ÇOK DUVARLI GÖRÜNÜYORUM AMA HİÇ DEĞİLİM SADECE YALANLA KARŞILAŞINCA DUVAR ÖRERİM

İnsanlara kendinizi çok rahatlıkla açar mısınız, yoksa duvarlarınız var mı?

Aslında çok duvarlı görünüyorum ama hiç değilim. Yalan söylendiğinde ve hayal kırıklığına uğradığımda duvar örerim. O noktadan sonra da iş, artık sen benim için yoksuna döner. Geçişlerim biraz sert oluyor galiba. (Gülüyor) Çünkü ben hiç ‘poker face’ değilimdir. Benim ne hissettiğimi karşımdaki yüzümde mutlaka görür. Karşımdakinden de böyle olmasını bekliyorum.



“BİR YERE GELMİŞ HER KADINI, BİR ERKEĞİN DESTEĞİYLE ORAYA GELDİ SANIYORLAR, HAYIR! BU BASAMAKLARI BEN TEK BAŞIMA ÇIKTIM” 

Hem işinizi yaparken hem özel hayatınızda kadın olmanın zorluklarını yaşıyor musunuz? Bu sebeple kısıtlandığınızı hissettiğinizde yaklaşımınız ne oluyor?

Evet yaşıyorum... Hangimiz yaşamıyoruz ki! Ben, o anlarda inanılmaz agresifleşiyorum. Bunu genele mal edemem ama yaptığım işte bazen şununla karşılaşıyorum. Hikayede kadın çok ön plandaysa, bu oradaki erkek oyuncuyu çok rahatsız edebiliyor. Üstelik baktığınızda o kişi dışarıya kendini çok feminist olarak gösteriyor… Ama kadının ön planda olduğu hikayede yer almaktan rahatsız oluyor.

Bu da bir çeşit psikolojik baskı…

Kesinlikle öyle! Bir de her durumda bir yerden sonra kadın bulunduğu yere bir destekle gelmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bundan da çok rahatsızım. Sanki bir erkek yardımı olmadan kadın o basamakları çıkamazmış gibi… Hayır, ben bir bireyim ve çıktığım tüm basamakları kimseden destek almadan, sadece İrem olarak çıktım. Ama bu, böyle değilmiş gibi gösterilmeye çalışıldığında çok agresifleşiyorum işte.

AŞK ŞUURSUZDUR, BİR ÇOCUĞUN SONUÇLARINI DÜŞÜNMEDEN KEDİNİN KUYRUĞUNU ÇEKMESİ GİBİ

Aşkın sizdeki tanımı ne?

Bence çocuk gibi hissedebilmek… Hiç sorgulamadığın, ne yaptığını bilmediğin bir duygu hali. Çocukken kuşları kovalarsın, kimse seni sorgulamaz ama sen bundan çok keyif alırsın ya... Aşk da tam olarak böyle bence. Karşımdaki ne düşünür hesaplarına hiç girmediğin, sonuçlarını tartmadığın, şuursuz bir duygu hali. O çocuğun yaptığı şey de çok şuursuzdur. Her şeyi yapar, oraya dokunur, buraya dokunur, kedinin kuyruğunu çeker çünkü başına ne geleceğini bilmez..

Duyduğum en güzel aşk tariflerinden birini yaptınız… Peki, denildiği gibi insana her şeyi yaptırma gücüne sahip bir duygu mu?

Bir yere kadar. Çünkü aşk bence sadece hikayelerde okuduğumuz gibi… Kavuşamadığın şeydir. Aşk öyle saygı duyduğun, fikirlerini önemsediğin bir yer değil bence.  Bir şeyler başına gelmeden önce, çocuk gibi yaşadığın şeyler… ‘Leyla ile Mecnun’, ‘Ferhat ile Şirin’ bize bu yüzden çok güzel geliyor bence.  



EVLİLİĞE KENDİMİ HAZIR HİSSETMİYORUM

Evlilikle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Çok zor bir şey. Kesinlikle sevgililikle aynı olduğunu düşünmüyorum. Çok başka sorumlulukları olan ve kendimi hazır hissetmediğim bir nokta.  

Aşık olduğunuzun farkına vardığınız, “Eyvah” dediğiniz o an ne zaman olur genelde?

Hayatıma çok dahil ettiğimde, her cümlede onun adını geçirmeye başladığımda “Eyvah!” derim. (Gülüyor)

Nasıl birine asla tahammül edemezsiniz?

Egoist, narsist, bencil insana tahammül edemem. Bencilce düşünen “Ben, ben, ben” diyen insanlardan hoşlanmıyorum.

Yakın arkadaşınızda aradığınız en temel özellik ne olur?

Bilmediğim şeyleri bana öğretip yeni kapılar açması, ufkumu genişletmesi…  Yakın çevremdeki arkadaşlarımı düşünüyorum… Hepsi başka özellikleri olan, birbiriyle alakası olmayan ama bütününde bana aynı duyguları ve düşünceleri geçiren insanlar… Çevrem hep böyle insanlarla örülü. 
banner218