banner339
banner391
banner274

İran’ın Ortadoğu’daki kılıcı: Kasım Süleymani

İran’ın Ortadoğu’daki kılıcı: Kasım Süleymani
banner353


1997’den yakın zamana kadar ismi ve yaptıkları özenle medyadan saklandı, etrafındaki gizem halesi Irak’taki cephe hattından gelen fotoğraflarla dağıldı. Son yıllarda İran resmi yayın organları, neredeyse her hafta Ortadoğu’nun en korkulan ismi Kasım Süleymani’yi haber yaptı. İran ve Şii milislerinin bölgede girdiği her çatışmayı organize eden Kudüs Gücü komutanı Süleymani, ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ne düzenlenen saldırıdan üç gün sonra öldürüldü. R. Serdar Ataş’ın yazdığı Kasım Süleymani portresini milliyet.com.tr’den Hüseyin Narin güncelledi.

“Benim adım Kasım Süleymani. Şunu bilmelisin ki İran’ın Irak, Lübnan, Gazze ve Afganistan politikalarını ben kontrol ederim.” Irak’taki ABD güçlerinin komutanı General David Petraeus, 2008 baharında, bir toplantıda Irak eski Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin uzattığı cep telefonundaki bu mesajı okuduğunda fazla şaşırmadı. Çünkü mesajın sahibini gayet iyi tanıyordu: Irak’ta kendilerine yıllardır kök söktüren Kudüs Gücü’nün başındaki Süleymani. Süleymani, gerçekte var olmayan bir yetkiyi kendisine atfediyor değildi. Kudüs Gücü, 1979’daki İran devriminden sonra devrimi İran dışına ihraç etmek için kurulan Devrim Muhafızları bünyesindeki en seçkin birimdi.




ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’nin belgelerine göre Süleymani, İran’ın Irak’taki her türlü politikasını formüle eden ve hayata geçiren kişiydi. Süleymani doğrudan doğruya İran devletnin en tepesindeki dini lider Hamaney’e bağlıydı.

İnşaatlardan zirveye

Süleymani 11 Mart 1957’de Afganistan sınırına yakın Rabord köyünde doğdu. Çocuk yaşta, çiftçi babasının devlete olan 9 bin Riyal borcunu ödeyebilmek için inşaatlarda çalıştı. İkokulu bitirip 13 yaşında köyünü terk etti. Devrim Muhafızları’na katılınca aldığı 45 günlük eğitim sayılmazsa, tüm eğitimi bu 5 yıllık ilkokul tecrübesiyle sınırlı kaldı. İşçi olarak çalışırken 18 yaşında şimdiki dini lider Hamaney’in öğrencilerinden biri tarafından verilen sohbetlere katılınca “devrimci çalışmalar” dönemi başladı. İran İslam Devrimi’ne daha üç yıl vardı.

Bu yıllarda Kirman eyaletinin Ciroft bölgesine sürgüne gönderilmiş bulunan Hamaney ile bağlantı kurdu. O andan itibaren de Hamaney’i içerde ve dışarıda giriştiği her türlü iktidar mücadelesinde destekledi. 1979’daki İran devriminin ardından Devrim Muhafızları adına yürütülen çalışmalara katıldı.






‘Ortadoğu’yu parmağında çeviren adam’

Farsça yayın yapan Aparat adlı sitede Süleymani’nin konuşmalarının toplandığı koleksiyonun en tepesinde ‘Khavermiyane roye engoşte in merd miçerkhed’ yazıyor. Yani, ‘Ortadoğu bu adamın parmağında dönüyor!’

Süleymani, 1997’de başına geçtikten sonra Kudüs Gücü’nü adım adım istihbarat, sabotaj, suikast ve özel operasyon gücüne dönüştürdü.

Süleymani, Kudüs Gücü’nün başına geçince Hizbullah üzerinden Lübnan siyasetinde de belirleyici rol oynamaya başladı. İsrail, 16 yıldan beri işgal altında tuttuğu güney Lübnan’dan çekildi. 2006’daki Hizbullah-İsrail savaşında da Hizbullah’ın operasyonlarının belirlendiği karargâhın kilit ismi Süleymani’ydi. 44 gün süren savaş boyunca, Irak’ta Şii milislerinin Amerikan hedeflerine yönelik saldırılarını büyük oranda azaltmış olması Amerikalıları şaşırtmıştı.


Hamaney’in, İran-Irak savaşı sürerken cepheyi ziyaretinde çekilen ender fotoğraflarının birinde sağ tarafında Süleymani, sol tarafında Devrim Muhafızları Genel Komutanı Muhsin Rızai oturuyordu.

Afganistan hamlesi

Newyorker dergisinden Dexter Filkins, Iraklı bir yetkilinin kendisine, savaş bittiğinde Süleymani’nin Bağdat’taki ABD’li komutanlara gönderdiği mesajda şöyle deniyordu: “Umarım Bağdat’taki huzurun ve sakinliğin keyfini çıkarmışsınızdır. Ben Beyrut’ta biraz meşguldüm de!”

ABD, 2001’in 11 Eylül’ünde Dünya Ticaret Merkezi’ne saldırıların sorumlusunun El Kaide olduğunu açıklayıp Afganistan’a saldıracağını ilan edince İran’a gün doğdu. Çünkü İranlılar’a göre Taliban, bölgedeki en büyük rakipleri Suudi Arabistan’ın uzantısıydı. Böylece ABD ile İran arasında üstü örtülü bir ittifak oluştu.
Cenevre’de, İranlı ve Amerikalı yetkililer bir dizi görüşme yaptı. İran heyeti Amerikalıların önüne bir harita koydu. Haritada Afganistan’da Taliban’a ve diğer Sünni silahlı gruplara ait bütün üs ve kampların ayrıntılı lokasyonları ve bilgileri mevcuttu. ABD’li diplomat Ryan Crocker, İranlılara not alıp alamayacağını sordu. İranlılar “Harita sizin olsun” dedi. Crocker, İran heyetinin Süleymani’den direktif aldığını söylemişti.

2002’de ABD Başkanı George Bush İran’ı ‘şer ekseni’ olarak tanımlayınca ittifak bitti. İran, bir sonraki işgalin Irak’a yönelik olacağını tahmin ettiğinden hazırlıklara başladı. Koordinatör, tabii ki yine Süleymani’ydi.


ABD Irak’ı 2003’te işgal ettiğinde İran, Irak’ta ‘vekâlet savaşı’ yürütecek hatırı sayılır bir gücü örgütlemişti bile: Mehdi Ordusu, Hizbullah Tugayı, Bedir Tugayları ve Asaib Ehlel Hak adlı Şii silahlı gruplar, İran’ın en büyük düşmanlarından Saddam Hüseyin’i devirmek için ABD ile işbirliği yaptı. Saddam devrilince de bu örgütler silahlarını Amerikan güçlerine doğrulttular. ABD, 2004-2006 boyunca Vietnam savaşından sonraki en büyük kaybını Irak’ta verdi. Bu faaliyetlerin tepesindeki isim yine Süleymani idi.

Güvenlik aparatı

Bir süre Irak’taki tüm birliklere komuta eden Amerikalı komutan David Petraeus 2010’daki bir konuşmasında Süleymani’nin konumu hakkında şunları söylüyordu: “Herhangi bir ülkeyle ilişkileri diplomasinin geleneksel muhatabı olan Dışişleri Bakanlığı ile yürütmüyorsanız, işiniz zor demektir. Bizim Irak’ta yaşadığımız sorun, muhatabımızın geleneksel bir muhatap olmamasıydı. Muhatabımız bir güvenlik aparatıydı.”

Sadakat testi




Devrimin gerçekleştiği 1979’da merkezi yönetimin zayıflamasından istifade etmek isteyen Mahabad Kürtleri ayaklandılar. Süleymani ayaklanmayı bastırmak için bölgeye gönderildi. Ayaklanma bastırıldığında henüz 22 yaşındaydı ama, gösterdiği performansla Tahran’ın gözüne girmiş, ‘devrime sadakat’ini ispatlamıştı. Devrim Muhafızları Kudüs Garnizonu’nun başına getirildi. Ardından patlak veren İran-Irak savaşında cephe hattında savaştı.
Süleymani’nin Irak savaşında kurduğu ilişkiler, bütün kariyeri boyunca onun en önemli dayanağı oldu. Çünkü savaşın ardından bütün hassas kurumların üst düzey yöneticileri İran-Irak savaşında sadakatlerini ispatlayanlardan oluşturuldu.

Savaşın bitmesinden sonra Kirman’a dönen Süleymani, emrindeki 41. Sarallah Bölüğü ile İran’ın doğu sınırında “eşkıyalar” ile mücadele etti. Süleymani yüzlerce adamını Şii bir devlette Sünni bir bölge olan Sistan-Belucistan bölgesini uyuşturucu kartellerinden arındırmaya çalışırken kaybetti. İran istihbaratı ile de sıkı ilişkileri olan Mashregh adlı haber sitesine göre, Kirman, Sistan ve Belucistan’da yaşayanlar, Kasım Süleymani’nin bölgede olduğu dönemi bugün dahi doğu ve güneydoğunun en disiplinli zamanları olarak görüyorlar.

Kudüs Gücü başında

Kudüs Gücü’nün başına getirildiği 1997’de İran kritik zamanlardan geçiyordu. Afganistan’da Taliban hareketi İran için ciddi bir tehdit olmaya başlamıştı. Tahran yönetimi Taliban’ın yükselişini doğu sınırlarında Suudi Arabistan ve Pakistan’ın pençelerinin İran’a doğru açılması olarak görüyordu.
İçte ise değişim isteyen reformcu hareket Muhammed Hatemi liderliğinde iktidara gelmişti. Hatemi, İran’da Devrim Muhafızları’nın etkisini kırmaya çalışırken, dini lider Hamaney, tam tersine onları güçlendirmeye gayret ediyordu. Irak savaşının en önemli cephe komutanlarından Kasım Süleymani, İran için böyle kritik bir zamanda ülkenin en kritik gücünün başına bizzat Hamaney tarafından atandı. Bunda, Afganistan’ı çok iyi tanımasının da rolü vardı.

‘Sınırlar genişledi’

Yemen’de isyancı grup Husileri de organize eden Süleymani, Arap Baharı’nı Tahran’ın lehine kullanma niyetini 2011’de söylemişti:

“Bugün, İran’ın zafer ya da yenilgisi artık Mihran veya Hürremşehr’de belirlenmiyor. Sınırlarımız genişledi. Mısır, Irak, Lübnan ve Suriye’de zafere şahitlik etmek zorundayız. Bütün bu gelişmeler İslam Devrimi’nin meyveleridir.”




İran resmi ve yarı resmi haber siteleri her gün Süleymani’nin Irak’ın farklı noktalarından, kimi zaman Irak ordusuyla, Şii milislerle cephede çekilmiş fotoğraflarını yayımlamaya başladı.

Trump’a kafa tutu: Muhatabın benim

ABD Başkanı Donald Trump, Nisan 2019’da İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu terör örgütü olarak tanıdığını duyurdu. Washington böylece ilk kez bir ülkenin askeri gücünü terör örgütü olarak nitelemiş oldu. Misillemeye girişen Tahran yönetimi ise, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nı (CENTCOM) terör örgütleri listesine aldı.Temmuzda Süleymani Trump’a rest çekti: “Bir asker olarak Trump’ın tehditlerine yanıt vermek görevim. O tehdit dilini kullanmak istiyorsa benimle konuşmalı, Cumhurbaşkanı Ruhani ile değil. Trump’ın muhatabı benim.”

Geçen yıl Suriye’yi ziyaret etti İran destekli gruplarla bir araya gelerek “ABD’ye karşı savaşa hazır olun” talimatı verdi.

Suriye’de sahada

Suriye’de gösterilerin başladığı 2011 yılından 2013’ün nisan ayına kadar muhalifler üstünlüğü ellerinde tuttular. Ancak 2013’ün 21 Nisan günü rejim için bir dönüm noktası oldu. O gün, rejim güçleri Lübnan sınırındaki stratejik Kusayr kasabasını kuşatma altına aldı. Kusayr çatışması, Lübnan Hizbullahı’nın Suriye’de alenen katıldığı ilk geniş çaplı operasyondu aynı zamanda. Hizbullah’ın Suriye’ye müdahalesinin arkasındaki isim ise yine Süleymani’ydi.

İran’ın Arap dünyasındaki en büyük müttefiki Suriye’de patlak veren iç savaş, Tahran yönetimi için en ciddi tehlikeydi. Terör örgütü DAEŞ’in de ortaya çıkmasıyla sahada zor durumda kalan İran, cepheye Süleymani ve diğer askeri danışmanlarını sürdü. Rusya’nın da iç savaşa dahil olmasıyla Şam rejimi Suriye’nin çoğunluğunda kontrolü sağladı. 9 yıla yaklaşırken iç savaşın kaderini değiştiren en önemli isim, kuşkusuz Süleymani oldu.

Irak’taki rolü

Irak’ta hükümet kurulması için taraflar Suriye’nin başkenti Şam’da bir araya geldi. Şam’daki bu görüşmelere Süleymani’nin de bizzat katıldığını ve İran ile Hizbullah’tan gelen önemli yetkililerin bulunduğu bir toplantıda katılımcıları Maliki’nin başbakan atanması için zorladığı, uluslararası ajanslar tarafından haberleştirildi. Maliki’nin kilit roldeki danışmanları da ayrıca Süleymani ile görüşmüş kişilerden seçilmişti.

Irak’ın önceki Cumhurbaşkanı Celal Talabani de Süleymani ile sık görüştü. Amerikalılar 2010’da Maliki’yi 9 aylık zorlu müzakereler sonrasında başbakanlık koltuğuna oturttuklarında, Maliki’nin kendilerine “Irak’ta kalın” demesini umuyorlardı. Dexter Filkins’e göre Süleymani görüşmeler boyunca Iraklı yetkililere iki şart dayattı. İlki, İran ile uzun süredir iyi ilişkilere sahip Talabani’nin cumhurbaşkanı olması, ikincisi ise Maliki ve Amerika’nın Irak’tan tamamen çekilmesinde ısrarcı olmaları. Sonuçta Süleymani’nin dediği oldu.

Süleymani, terör örgütü DAEŞ’in Irak’ın yarıdan çoğunda kontrolü ele geçirmesi üzerine bir kez daha bölgeye döndü. Başbakan Nuri el Maliki’yi Haydar el İbadi ile değiştiren Süleymani, bu tarihten sonra medyada daha çok görünür oldu.




Protestolar için Bağdat’ta

Irak’ta egemenliğini giderek artıran Süleymani, son olarak ekim ayında patlayan protestolar sırasında yeniden gündemdeydi. Tahran-Bağdat hattındaki 700 sayfalık gizli belgeyi sayfalarına taşıyan The New York Times gazetesi, hükümet karşıtı gösterilerde İran’a karşı tepkilerin artması üzerine Kasım Süleymani’nin Bağdat’a geldiğini duyurdu. Protestoları bastırmak isteyen Süleymani’nin bir başka hedefi, Şii Başbakan Adil Abdulmehdi hükümetinin ayakta kalmasını sağlamaktı ancak Abdulmehdi ilerleyen haftalarda istifa kararı açıkladı.

Son olarak, Washington tarafından, ABD’nin Hizbullah Tugayları’nı bombardımana tutmasına gerekçe gösterdiği Kerkük’teki üs saldırısının arkasında olmakla suçlandı.
banner218

banner344

banner394

banner343

banner393

google-site-verification=XM_gwNkBaKM19LDHoKaTOmBzvkdlKwOdKMcUtov1R-k