banner339
banner313

Cemil Meriç Sözleri: En güzel ve özlü Cemil Meriç (Kısa-Uzun Resimli ve Anlamlı)

Cemil Meriç Sözleri: En güzel ve özlü Cemil Meriç (Kısa-Uzun Resimli ve Anlamlı)
banner401
banner399



Sosyal medyada veya mesajla paylaşmak için anlamlı ve özlü Cemil Meriç sözleri arıyorsanız en güzel, kısa, resimli ve uzun Cemil Meriç sözleri

Aşk bir teslimiyettir, eriyiştir. Yeniden doğmak için uyanıştır. Aşkın bütün sırrı iki kelimede: varlığında soyunmak.

Kitap bir limandı benim için… Kitaplarda yaşadım ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.

Çok zaman kaybettik. Çok zaman ve biraz da ümit. Yaşamak bu galiba…

Açılmayan bir kitap gibiyim. Küskün ve biçare…

Aydınların aydınlatılmadığı halkı, soytarılar aldatır.

Sana kızmıyorum. Sen bu kadarsın. Bilmeliydim.

Çıkar konuşunca, vicdan susar.

Yaşamaktan korkuyorsun sevgilim. Ve saadetten korkuyorsun. Halbuki hayatın ve saadetin ta kendisisin.

Hayat herkesin yaşadığı, kimsenin yaşamaktan hoşlanmadığı komedya.

Kitaptan değil, kitapsızlıktan korkmalıyız.

Hangi beste sözün musikisiyle, sözün füsunuyla boy ölçüşebilir.

Mütercim, mutlak’ı arayan bir çılgın, ‘felsefe taşı’nı bulmaya çalışan bir simyagerdir.

Duygunun asaleti, kuvvet ve isabetindedir.

Ben bu kadar acıyı sen de başkalarına benze diye çekmedim.

Yığın düşünmez, maruz kalır.

O kadar yalnızdım ki karanlıklardan iblis’in eli uzansa minnetle sıkardım.

Sol ve sağ. çılgın sevgilerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit.

Ormanı görmedin. ağacı görmedin. rüzgârin önüne savurduğu birkaç kuru yaprağı insan zekasının bütünü sanı.

Kitap, istikbale yollanan mektup. smokin giyen heyecan, mumyalanan tefekkür.

Aldatmayan tek sevgili var dünyada: mutlak güzel.

Meçhule açılan bir kapıdır kitap. Meçhule, yani masala, esrara, sonsuza.

Nereye gidersen git, bulacağın aydınlık, zihninin aydınlığı kadar olacaktır.

Bu çökmeye hazır medeniyet üç sütun üzerinde duruyor; süngü, açlık, fuhuş.

Tarihimiz, mührü sökülmemiş bir hazine.

Her büyük adam kucağında yaşadığı medeniyetin üvey evladıdır.. Zira o başkalarının veya geleceğin çocuğu, kendi medeniyetinin değil.

Yaşayanları yöneten ölülerdir. Demek ki öldürülmesi gereken ölüler de var.

Kelam, bütünüyle haysiyettir.

Aydın olmak için önce insan olmak lâzim. İnsan mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur, maruz kalmaz, seçer . Aydın kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını yapan; ‘uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessus..

Hayat herkesin yaşadığı, kimsenin yaşamaktan hoşlanmadığı komedya.

Avrupa tarihi, bir sınıf kavgası tarihidir.

Gerçek hükümdarlar, ebedi hükümrandırlar. Hazineleri yağma edildikçe zenginleşirler.

Sağ ve sol: anladım ki bu iki kelime, aynı anlayışsızlığın, aynı kinlerin, aynı cehaletin ifadesidir

Din, bir susuzluk, sonsuza karşı duyulan özlem. Bilgi değil, aşk.

Kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcu.

Her yüzyılda birkaç kişi düşünür, diğerleri ise onların düşündüğünü düşünür.

Birbirini bütün tedaileriyle karşılayan iki kelimeye ne aynı dilde rastlarsınız ne iki ayrı dilde.

Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını yaşanmaz’laştıranlardır.

Kültür, homo ekonomikus’un kanlı fetihlerini gizlemeye çalışan birer şal.

Çok zaman kaybettim. Çok zaman ve biraz ümit. Yaşamak bu galiba.

Güneş ülkeleri aydınlatır, sözler milleti.

Belimin bu kadar bükülmesinin sebebi bilesiniz ki biraz da sizin yükünüzü taşımamdan dolayıdır..

Ben alışamadım körlüğe. Bu kelime telaffuz edildikçe büyük bir kabahat işlemişim gibi yüzüm kızarıyor. Gözlerimi göstermek istemiyorum. Körler bütün devirlerin ve bütün ülkelerin paryası. Kör müsün? Kör olasıca? Hay kör şeytan!..

Dahi, münzevi bir yıldız; anasız doğan çocuk, anasız doğan ve zürriyetsiz ölen. Zirveden zirveye akseden şarkı.

Yemin ederim ki, dünyanın bütün toprakları bir tek insanın kanını akıtmaya değmez.

Gitmek, kaderin hatalarını düzeltmektir.

Gençliğim ahlaksız bir vadide akan başıboş bir ırmaktı.

Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla.

Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bu ülkede bilim adamı nasıl çıkar?

Korkunç bir tehlikenin arifesindeyiz. Çatışan milletlerle sınıflar, gelişen teknik: uçuruma açılan iki ray. Dünyamız hiçbir zaman, birleşmeğe bu kadar yakın, birlikten bu kadar uzak olmamıştır.

Müslüman’ım, Müslüman bir çevrede doğdum. Ancak ne kadar inanıp inanmadığımın cevabını mahşer günü bilebileceğim.

Çatışmasız toplum beraber otlayan, beraber geviş getiren adsız bir sürü.

Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara, ve kulağına: “Hayır delikanlı”, diye fısıldadılar, “sen bir az–gelişmişsin.

Batı’nın düşünce tarihi akılla naklin mücadele tarihi.

Asya’nın bütün evlatları içinde Batı’nın ilk benimsediği: Zerdüşt.

Tarihi yaratan, fertle yığın arasındaki anlaşmazlık.

Sevgi garip bir yangın. Yaşaması için büyümesi gerek. O yangına her şeyini atacaksın; zamanını, gururunu, dehanı.!

Siz namuslulardan olun, ne kadar az olduğunuzu göreceksiniz.

İnsana inanıştır, kendini insanlığın kaderinden sorumlu tutuştur. Bir sevgidir kültür. İnsanın kendi kendini fethidir. Dünya çapında bir hümanizmanm inşasıdır. Bugünü mazi ile zenginleştirmektir. Mazi ve istikbal ile. Toplum, kişinin bir ruhu olduğunu unutmuşa benziyor. Kişilere ferman dinleten, iktisadın şuursuz kanunları. İnsanın tek değeri, ürettiği ve tükettiği, kendisi değil.

Coğrafyamızda tek kıta vardı, kafatasımızda tek yarım küre.

O kadar yalnızdım ki; karanlıklardan iblisin eli uzansa minnetle sıkardım.

Hiçbir zafer umulanı vermez ve hiçbir yenilgi mutlak değildir.

Batı tarihindeki her kepazeliği yüceltirken, kendi geçmişimizde karşımıza çıkan minnacık kusurlara takılıp kalıyoruz. Bu ne şuursuzluk! İslamiyet bir yerde insaftır. İnsafını kaybedenler hiçbir hakikati bütünüyle kavrayamazlar.

Bilgi, sonu gelmeyecek olan bir fetihtir.

Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanıp uçmak gericilikse, her namuslu insan gericidir.

İrfan, kemale açılan kapı, amelle taçlanan ilim.

Kendini tanımak, marifetlerin marifeti.

Kitap, zekayı kibarlaştırır.

Ve insanlar Homeros’un cennetindekiler gibi kucakladın mı kayboluyorlar. Hepsi birer gölge. Teneke bile değiller. Sevgi garip bir yangın. Yaşaması için büyümesi gerek. O yangına her şeyini atacaksın; zamanını, gururunu, dehanı. Ve kül olacaksın. İnsanlar ondan korkuyor, ondan yaşamıyorlar. Sonsuz karşısında cücenin korkusu..

Seni sen olduğun için seviyorum, acı çektiğin için seviyorum, küçük olduğun için seviyorum… Sana yetmemekten korkuyorum, sana çok gelmekten korkuyorum… Yaşamadığın bütün yılları beraber yaşamak istiyorum. Önce baban olmak istiyorum, beşiğine ümitle eğilmek ve dudaklarının bir tomurcuk gibi açılmasını seyretmek… Kucağıma almak istiyorum seni, sonra ilk sözlerini ruhuma sindirmek istiyorum, sonra kelimeleri öğretmek, okumayı öğretmek… Çocuk olamadım hayatımda ihtiyar doğdum, onun için oyun kardeşliği edemezdim sana ama hikayeler anlatırdım, ekmeğimi bölüşürdüm.

Her kavganın ezelî mazereti: son kavga olmak.

İnsanlık daima kötü oyuncaklar peşinde koşan bir çocuk.

Olgunlaşmak kalbin daha hassas, kanın daha sıcak, zekânın daha işlek, ruhun daha huzurlu olması demek.

Bu memlekette sağcı-solcu, ilerici-gerici yoktur, bu memlekette namuslular ve namussuzlar vardır.

Düzgün bir insan olmak, samimi bir Müslüman olmakla başlar. Olympus’un çocukları Hira dağının evlatlarını kabul etmezler.

Vakit geçmiyor diye şikayet ederiz. Neyin geçmesini istiyoruz? Hayatın. Ve hepimiz ölümden korkarız.

Mahalle kavgaları, tefekkürün zirvelerine ulaşmamalı.

Ormanı görmedin. ağacı görmedin. Rüzgârın önüne savurduğu birkaç kuru yaprağı insan zekasının bütünü sanı.

Her toplum bir kitaba dayanır: ramayana, nesideler nesidesi veya kur’an: senin kitabın hangisi?

Okumak, iki ruh arasında âsıkane bir mülâkattır.

Semavî kitapların emri: "öldürmeyeceksin". Hristiyan Avrupa, en sefil çıkarları için dünyanın bütün Mandarenlerini öldürdü ve öldürmeye hazır. Goethe: "ya örs olacaksın ya çekiç" diyor. Şark, Sadi’den Gandhi’ye kadar aksi kanaatte: "yemin ederim ki, dünyanın bütün toprakları bir tek insanın kanını akıtmaya değmez." Kim haklı?

Her iktidara geçen, kendinden önce yapılanları bozmakla işe başlıyor. Maiyetindeki memurları değiştiriyor. Yükselebilen ancak dalkavuklar. Herkes devletin sırtından refah elde etmek peşinde. Emeğin hakkını vermek, memurları oradan oraya nakletmemek, halk nazarındaki itibarlarını yükseltmek lâzım.

Acıları dev aynasında büyüten rezil bir hassasiyetim var.

İnsanlar hür doğarlar, eşit haklara sahiptirler; hiçbir hülya bana bu kadar çocuksu, bu kadar anlamdan yoksun gelmemiştir.

Meçhule açılan bir kapıdır kitap. Meçhule, yani masala, esrara, sonsuza.

Yaşamak, yaralanmaktır. Yaralanmak da güzel.

İnsanlar hür doğarlar, eşit haklara sahiptirler; hiçbir hülya bana bu kadar çocuksu, bu kadar anlamdan yoksun gelmemiştir.

Zindanıma geldiğin zaman iki yol vardı önümde: cinnet ve ölüm. Sen üçüncü oldun.

Cinayete ses çıkarmayan canının suç ortağıdır.

Olimpos dağının çocukları, Hira dağının evlatlarını asla kabullenemeyecektir.

Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla.

Dante cehennemi anlayamamış dostum. Cehennem hatıraların küllenmesi, ümitlerin susması. Cehennem haykıramamak, ağlayamamak.

Kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcu.

Zeka rüzgarda unutulan mum, bencillik fanus. Senin fanusun yok. Ve şuurun hasta bir hayvanın korkularını aksettiren kırık bir ayna.

Kültür, homo ekonomikus’un kanlı fetihlerini gizlemeye çalışan birer şal.

Kahramanlık, hatada ısrar etmemektir.

Güneş ülkeleri aydınlatır, sözler milleti.

Dahi, munzevi bir yıldız; anasız doğan çocuk, anasız doğan ve zürriyetsiz ölen. Zirveden zirveye akseden şarkı.

Kendini tanımak, marifetlerin marifeti.

İmânsız ve idealsiz nesiller türettik. Pusuda bekleyen yabancı ideolojiler setleri yıkılan ırmaklar gibi yayıldılar ülkeye.

Bu çökmeye hazır medeniyet üç sütun üzerinde duruyor; süngü, açlık, fuhuş.

Ne kadar Müslüman varsa o kadar Allah vardır.

Kendini tanımak, marifetlerin marifeti.

Bilgi, sonu gelmeyecek olan bir fetihtir.

Ortada bir pasta var saģdan yiyene sağcı soldan yiyene solcu demişler.

Vakit geçmiyor diye şikayet ederiz. Neyin geçmesini istiyoruz? Hayatın. Ve hepimiz ölümden korkarız.

Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilik ise her namuslu insan gericidir.

Mahalle kavgaları, tefekkürün zirvelerine ulaşmamalı.

Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, “Ben Avrupalıyım” demeğe başladı, “Asya bir cüzzamlılar diyarıdır.”

Okumak, iki ruh arasında âsıkane bir mülâkattır.

Kıt’aları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. Bir biz vardık cihanda, bir de küffar…

İdeolojiler, uçurumları aydınlatan hırsız fenerleri.

İnsan, selahiyetinin sınırlarını çoktan mı aştı? Dünyanın batan bir gemiye benzemesi bundan mı? Tabiat fareyle oynayan kedi gibi, soyumuzla alay mı ediyor? Tedirgin, küstah, azgın insan sürüleri.

Yaşamak, yaralanmaktır. Yaralanmak da güzel.

Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişir.

 

Güncelleme Tarihi: 05 Şubat 2021, 20:22
banner218