banner339

Fransız Genelkurmayı'na göre Çanakkale savaşı

‘Müşterek harekât yapmalıydık’

“General Hamilton da Londra'ya telgraf çekerek, 18 Mart gününün kendisinde uyandırdığı düş kırıklığını şöyle anlatıyordu: "Dünkü cesur ve olağanüstü girişimden sonra maalesef şu kanaate vardım ki, Çanakkale Boğazı'nın donanma tarafından zorlanarak geçilmesi ihtimali azdır.”

Çanakkale Deniz Zaferinin 106. yılı… Büyük tarihi sonuçlara neden olan savaş Türk zaferiyle sonuçlandı. Cihan Harbi’nin akışını da değiştirdi. Savaşın başında meydana gelen bu büyük direniş, dönemin en büyük emperyalist gücü olan İngiltere ve müttefiki Fransa’nın planlarını altüst etti; ortakları Rusya’nın çöküşünü hızlandırdı. Beklenmeyen bu büyük sonuç ortağımız Almanya’nın erken çöküşünü de önledi. Osmanlı’ya büyük itibar kazandırdı. Balkan Savaşı yenilgisinin utancını sildi. Dağılan İmparatorluğumuzdan doğan Türkiye Cumhuriyeti’nin de önsözü oldu. Kurtuluş Savaşı’nın komuta kademesine büyük tecrübe kazandırdı. Daha da önemlisi bugünlere kadar gelen gurur verici moral gücü yarattı.   

FRANSA’NIN GÖRÜŞÜ

Çanakkale Savaşını değerlendirirken Türk kaynakları yanı sıra karşımızda savaştığımız İngiliz ve Fransız kaynaklarından da savaşı incelemek ve değerlendirme yapmak gerekir. Bu yıl Fransız Genelkurmayının yayımladığı “Çanakkale Deniz Savaşı” isimli kitabı inceledik. Savaşta Kumkale ve Seddülbahir bölgesine çıkan Fransız ordusu, çok sayıda savaş gemisini de İngilizlerle birlikte Çanakkale’ye gönderdi. Savaşta Fransızlar bir savaş gemisi, dört denizaltı kaybetti (İngilizler beş savaş gemisi, iki monitor, beş denizaltı kaybetti.). İnsan gücü olarak da 40 bin yaralı ve ölü verdi. E. Albay A. Thomazi tarafından kaleme alınan kitapta, savaş her yönüyle değerlendiriliyor ve Türklerin üstünlüğünü kabul ederken, kendi hatalarını da ortaya koyuyor. Genelkurmay Başkanlığı ATASE tarafından 1997 yılında yayımlanan kitapta şu önemli değerlendirmelere yer verilmiş:

YUNANİSTAN’I ÜZERİMİZE SÜRECEKLERDİ

“Müttefikler, Çanakkale'de ne yapmak istediklerini bilmiyorlardı. Hükümetler arasında yapılan görüşmelerde onlar öncelikle Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasını paylaşıyorlardı. İngiltere Mezopotamya'yı Fransa, Suriye kıyılarını ele geçirecek, Rusya, İstanbul'a yerleşerek asırlık rüyasını gerçekleştirecekti.” (E. Albay A. Thomazi, Çanakkale Deniz Savaşı, Çeviren: E. Korg. Hüseyin Işık, Genelkurmay Başkanlığı ATASE Yayınları, Ankara, 1997,s.9.)

“Bu sırada Yunanistan ile faal bir işbirliği söz konusu idi. Kara ve deniz kuvvetleri temsilcileri yaptıkları başlangıç incelemesinde bir Yunan ordusunun Gelibolu Yarımadası'nı fethederek, İngiliz donanmasının Marmara Denizi’ne girişini kolaylaştıracağını belirtiyorlardı. İmparatorluk Genelkurmayı, Yunanistan'ın kolayca sağlayabileceği 60 bin kişi ile bu ordunun güçlükle de olsa plânını uygulayabileceğini kabul ediyordu. Bulgaristan korkusu bu projeyi terk ettirdi. İstanbul'un Ruslara verilmesi, Yunanlıların savaşa duyduğu ilgiyi azaltıyordu.

Deniz Bakanı Winston Churchill, 25 Kasım’da yapılan Harp Konseyi toplantısında, Gelibolu'ya çıkarma yapılması konusunu tekrar ele aldı, onun düşüncesine göre bu, Türk ordusunun Kanal'a taarruzunun önüne geçmenin en

iyi yolu idi.” (age, s.15.)

RUSLARIN TEDİRGİNLİĞİ

“Aralık ayı sonunda İngiltere Hükümeti yeni bir durum karşısında kaldı. Fransa ordusu, büyük sonuçlar beklediği bir taarruza girişmiş ve başarısızlığa uğramıştı: Tüm kış mevsimi boyunca batı cephesinde bir ölü noktaya gelinmişti. Diğer taraftan Falkland Zaferi birçok gemilerin serbest kalmasını sağlamıştı, deniz üstünlüğü yeniden elde edilmişti. Deniz Bakanlığı bundan yararlanmak istiyordu.

Polonya'da Almanlarla büyük bir savaşa tutuşan Ruslar, Kafkasya'dan kuvvet çekmişlerdi, oradaki Türk baskısı Rusları çok endişelendiriyordu. Onlar, İngilizlerin bir şaşırtma hareketi yaparak, Türkleri Kafkas Cephesi'nden başka yere kuvvetlerinin büyük kısmını göndermek zorunda bırakmak istiyordu.” (age, s.16.)

“8 zırhlıdan oluşan bir filo tercihen sisli bir kış gecesinde baskın şeklinde taarruz edecekti.” (age, s.17.)

“Harp Konseyi 28 Ocak’ta yeniden toplandı ve bu kez kesin karar verildi. Donanma yalnız olarak taarruz edecekti.” (age, s.20.)

Fransız kuvvetlerinin yurt dışına gönderilişi hazırlıklarına 22 Şubat’ta başlandı. Altı günlük bir yolculuk dönemi için 473 subay, 17 bin 989 insan, 5 bin 279 atın yiyecek ve yeminin taşınması söz konusu idi. Ağırlıklar bin 187 araba, her top için 500 atım ve 15 günlük yiyecekten oluşuyordu.” (age, s.29.)

RUSLAR YUNANLILARI İSTEMİYOR

“Türklerin, İstanbul'dan veya başka yerlerden deniz yoluyla, çıkarma yapılmaya elverişli olan Çanakkale'ye, Nara'ya veya daha kuzeye takviye göndermelerini beklemelidir. Eğer Ruslar, Karadeniz'in doğu kıyılarına İstanbul'a yakın bir yere çıkarma yaparlarsa veya bir gösteriş taarruzunda bulunurlarsa bu daha avantajlı olur.

Türklere savunma hazırlıklarını yapmak için çok zaman bırakmamak yararlı olacaktır. Donanmanın daha önceki taarruzu onları uyandırdı, çıkarma birliklerimizin Çanakkale yakınlarına geldiklerini öğrendikleri zaman artık niyetlerimiz hakkında hiçbir kuşkuları kalmayacaktır.” (age, s.30.)

“1 Mart’ta Yunanistan, iki tümenin Çanakkale taarruzuna katılmasını önerdi, fakat Rusya bu duruma açıkça karşı çıktı. Bunun sonucu M. Venizelos istifa etti. Alman propagandası iki katına çıktı. Balkanlar'daki durum endişe verici oldu. Belki bir başarı bu durumu düzeltebilirdi...” (age, s.33.)

İmparatorluğun bu etkiler altında bulunduğu sırada, iş arkadaşları ile anlaşan Mr. Churchill, 11 Mart’ta Amiral Carden'e bir telgraf göndererek şunları söylemiş ve enerjik hareket edilmesini istemişti; "Eğer başka türlü elde edilemeyecekse, beklenen sonuçlar, uğranılacak gemi ve insan kayıplarına katlanılmasını gerektirecek kadar büyüktür. Çanakkale Boğazı'nın geçilmesi savaşın sonucu üzerine kesin etkiler yapabilir.” (age, s.33.)

Amiral Carden 14 Mart’ta şu cevabı veriyor: "Sizinle tamamen aynı düşüncedeyim. Başarı kazanmak için şiddetli ve desteklenen bir harekât gereklidir. Benim düşünceme göre, donanma Marmara Denizi'ne girince irtibat hatlarının sağlanması için, karaya yapılacak askerî harekât derhal başlamalıdır..." (age, s.33.)

CHURCHİLL’İN ACELESİ

Mr. Churchill, Amiral Carden'den, General Flamilton Mondros'a gelir gelmez kendisiyle görüşüp anlaşmasını istiyordu. Mr. Churchill, eğer Avustralya birlikleri. Savaş Bakanlığı'ndan istediği gibi İskenderiye'den hemen hareket ettirildiyse, 59 bin kişinin 18 Mart’tan itibaren harekete hazır olacaklarını hesaplıyordu. (Gerçekte bu tarihte, 11-17 Mart arasında bölgeye gelen 18 bin Fransız askeri ile yaklaşık 10 bin İngiliz askeri harekete hazır durumdadır.) Mr. Churchill, deniz taarruzunun mümkün olduğu kadar çabuk yapılmasını, fakat mayın tarlalarının temizlenmeden, başlıca tabyaların silâhları tahrip edilmeden Çanakkale Boğazı'nı geçmeyi denememelerini emrediyordu.

15 Martta Amiral Carden, harekât plânının hazır olduğunu ve eğer görüş şartları iyi olursa 17 Mart’tan itibaren taarruz edebileceğini bildiriyordu. Artık kara birliklerini beklemek söz konusu değildi. Donanma yalnız başına hareket edecekti. 16 Mart’ta da sağlık durumunun kendisini komutanlıktan çekilmek zorunda bıraktığını telgrafla bildiriyordu.” (age, s.34.)

Londra'ya bildirdi Amiral de Robeck, 17 Mart’ta müttefik deniz kuvvetlerinin başkomutanlığını aldı. Aynı gün Mister Churchill, amirale gönderdiği telgrafta; "harekât projesini iyi düşünülmüş ve uygulaması mümkün bir plân olarak gördüğünü ve eğer hava durumu engel olmazsa projenin yarından itibaren uygulanmasını' istiyordu.”

“General Hamilton'un hareketinden önce aldığı bilgiler bu düşüncelere uyuyordu. O da şunları söylüyordu: "Filo, Çanakkale Boğazı'nı zorla ele geçirmek için girişimde bulunacaktır. Filonun tüm gücünü harcayıp hedefi ele geçiremediği zaman kara birliklerinin kullanılması düşünülmelidir." (age, s.35.)

Türklerin savunma hazırlıkları hakkında çok az bilgi alınmıştı. Gündüzleri yarımadada hiçbir faaliyet görülmüyordu.” (age, s.36.)

MAYINLARA ALDANDILAR

“Gerçekte onlar sadece deniz yüzüne çok yakın olanları veya denizaltılar için konulmuş olan ağların bağlı olduğu şamandıraları görebiliyorlardı. Onlar taranmış alanda hiçbir mayın göremediler. 16-17 Mart gecelerinde o bölgede birçok mayın patlatılınca, daha başka mayınların da olabileceği hususunda hiç kuşkulanılmadı. Fakat 17 Mart akşamı Türkler ellerinde kalan son 50 kadar mayını Erenköy Koyu'nda yani 6 ve 7 Mart’ta bombalanan kıyıya paralel olarak döşediler. Müttefik filodan hiç kimse bunun farkına varmadı.

18 Mart saat 09.00'da çok iyi bir havada filo, Mondros'tan hareket ederek 10 deniz mili hızla Çanakkale Boğazı'na yöneldi. Bir hareket emri taarruzun ayrıntılarını saptadı.

Boğaza girer girmez sahra toplarının ve havanların ateşiyle krşılanan gemiler hafif toplarıyla bunlara karşılık verdiler.” (age, s.36.)

“Bu kazalar serisi nedeniyle Amiral de Robeck bugün hedefe ulaşılamayacağını anlamıştı. Çünkü Kepez'deki mayın tarlaları temizlenmeden yapılacak taarruzdan yarar sağlamak olanaksızdı. Saat 17.00'den önce mayın tarama gemilerine sonra zırhlılara boğazdan çıkmaları emredildi.

Ocean zırhlısı, İrressistible'ın yanında kalarak onu yedeğe alıp çekmeyi birçok kez denedi. Fakat akıntı her iki zırhlıyı da Asya kıyılarına sürüklüyordu. Saat 18.00'de Ocean, İrresistible'ı terk etmiş ve beş dakika sonra, Bouvet'in battığı yerin yakınlarında bir mayına çarparak 15 derece sağa yatmıştı. Zırhlı buna rağmen çekilebilmiş, fakat bu sırada kıyıdaki bataryaların birinin mermisi dümenini tahrip ettiğinden onarılması imkânsız hale gelmişti. Bunun üzerine komutan gemiyi terk etmek zorunda kaldı. Torpido muhripleri kıyıdaki bataryaların çok şiddetli ateşlerinden birçok isabet almalarına rağmen personel gemiyi terk edebilmişti. Bundan sonra Irresistible gibi Ocean da terk edildi. Gece, destroyerler ve mayın tarama gemileri iki zırhlıyı yedeğe alıp çekmek için tekrar geldilerse de hiçbir şey göremiyorlardı. Her iki zırhlı, saat 20.00-23.00 arasında sulara gömüldü.

Bu yakın savaşın yapıldığı şartlar, Türklere karşı daha isabetli atış yapabilmek için gemi personelinin ne kadar soğukkanlı olmaları gerektiğini gösterdi.” (age, s.38.)

“Türk tarafına gelince; Çanakkale ve Kilitbahir alevler içinde idi. Artık hiçbir yerle telefon irtibatı mevcut değildi. Tabyalar ve bataryalar binlerce top mermisi isabeti almışlardı. Bir görgü tanığı şöyle yazıyordu: "Dardanos gerilerinde sanki 6 adet traktör toprağı, aynı anda sürmüş gibi idi. Uğradıkları zarar insanı etkiliyordu. Siperler harap, yapılar altüst olmuştu. Topların çoğu, uğradıkları zarara rağmen ateş edecek durumda idiler. Türkler, o günkü muharebede kayıplarının 200 kişiyi geçmediğini söylüyorlardı." (age, s.40.)

SİNSİ SİLAH: MAYIN

Tabyalara karşı girişilen savaşta gemiler oldukça iyi hareket etmişlerdi. Kıyıdaki toplar ancak Suffren ve Gaulois'yı savaş dışı bırakmışlardı. Buna karşılık mayınlar Bouvet, Ocean ve Irresistible zırhlılarını batırmışlardı. Büyük tonajına ve yeni yapılmış olmasına rağmen nerede ise İnflexible'ı da batıracaklardı. Rus-Japon Savaşı'nda da mayınların savaşan gemiler için en korkunç silâh oldukları görülmüştü.

Saat 14.00'e kadar Müttefik gemileri Türklere üstün geldikleri izleniminde idiler. Sonra her şey çabucak tersine döndü. Mayın tarayıcılarının yakınlardaki tüm mayınları temizlediklerine inanılıyordu. Oralarda batan gemilerin serseri mayınlara çarptığı kabul ediliyordu. Bu sinsi silâha karşı hiçbir savunma aracı mevcut olmadığından, mayın tarayıcılarının büyük cesaretleri hiçbir şeye yaramamışa benziyordu.” (age, s.40.)

Muharebe günü akşamı Amiral de Robeck şu telgrafı gönderiyordu: "Batan veya arızalanan gemiler dışında, filo derhal yapılacak bir harekete hazırdır. Fakat taarruz plânının yeniden düzeltilmesi ve yüzer mayınlara karşı savunma usulleri bulmak gereklidir." Gerçekte müttefik donanması başkomutanı, bu ağır günde uğranılan kayıplardan çok üzüntü duymuştu. Ertesi günü Amiral Wemyss ile konuşurken "felâket" deyimini kullanmıştı.

Londra'da Deniz Bakanlığı bir yenilgi izleniminde değildi. Taarruzun ilk günü pahalıya mal oldu. Fakat Amiral Carden, Amiral Fischer ile beraber boğazın zorlanması harekâtı sırasında on veya on iki geminin kaybedileceğini tahmin etmemiş miydi? Plânı değiştirmeye hiçbir neden yoktu ve Türklere kendilerini toparlanmaları için zaman bırakmadan harekâta devam etmek lâzımdı. Ocean ve Implaccable zırhlıları Çanakkale filosunu takviye etmek için şimdiden yola çıkarılmıştı. Goliath, London ve Prince-of-Wales zırhlılarının da aynı istikamete derhal hareket etmeleri için emir verilmişti. Büyük Britanya'nın başlanılan harekâtı devam ettirmek azmini belirtmek için zırhlıların hareketleri basın yoluyla haber verilmişti. Diğer taraftan Fransız Deniz Kuvvetleri Bouvet ve Suffren zırhlılarının yerini almaları için Flenri-IV ve Jauregguiberry zırhlılarını gönderiyordu. 19 Mart’ta Savaş Konseyi, Deniz Bakanı'na, Amiral de Robeck'e "Eğer uygun görüyorsa deniz harekâtına devam edebileceğini" bildirmesine izin veriyordu. Mr. Churchill, ona takviyelerin yolda olduğunu bildirerek şu telgrafı gönderdi: Türklerin tabyalarını onarmasına izin vermemek ve harekâtın askıya alındığı havasını yayarak onun cesaretlenmesine fırsat vermemek önemlidir." 20 Mart’ta, Amiral de Robeck aynı kanaatte görünüyordu.” (age, s.41.)

DÜŞ KIRIKLIĞI

“General Hamilton da Londra'ya telgraf çekerek, 18 Mart gününün kendisinde uyandırdığı düş kırıklığını şöyle anlatıyordu: "Dünkü cesur ve olağanüstü girişimden sonra maalesef şu kanaate vardım ki, Çanakkale Boğazı'nın donanma tarafından zorlanarak geçilmesi ihtimali azdır ve eğer benim kuvvetlerim harekâta katılacaklarsa bu, ikinci derecede bir rol oynamak için olmayacaktır. Artık yalnız tabyaları tahrip etmek için birlikleri karaya çıkarmak söz konusu değildir. Donanmaya geçit açmak için sonuna kadar sürdürülecek geniş kapsamlı bir harekât söz konusudur."

Başkomutana cevap veren Lord Kitchener de aynı düşüncede olduğunu şu sözlerle belirtiyordu: "Çanakkale Boğazı'nın zorlanması gerektiği ve yolu temizlemek için Gelibolu yarımadasında geniş askerî harekât yapmak lüzumu varsa, bunun mahallî savunma tesisleri tahrip edildikten sonra yapılması ve sonuna kadar götürülmesi gerektiği hususundaki düşüncemi biliyorsunuz." (age, s.42.)

ERCAN DOLAPÇI

banner188