Sevgili Aydın Post okuyucuları bu yazımızda turizmdeki kırılma noktalarından birini konuşacağız. İyi okumalar.
Türkiye turizmi bugün önemli bir kırılma noktasında...
TÜRSAB’ın küresel OTA’lara karşı açtığı dava ve buna eşlik eden tartışmalar, aslında çok daha derin bir yapısal sorunu açığa çıkarıyor: dijital turizm ekonomisini yönetememek...
Bu noktada şunu açıkça söylemek gerekir:
Sorun OTA’ların varlığı değil, kuralsız varlığıdır.
Bugün Türkiye’de faaliyet gösteren küresel platformların önemli bir bölümü; Türkiye’de şirket kurmadan, vergi mükellefi olmadan, TÜRSAB sistemine tabi olmadan, tüketiciye karşı yerel bir muhatap oluşturmadan ve 1618 sayılı Kanun’un öngördüğü denetim alanının tamamen dışında kalarak turizm ürünü satışı yapmaktadır.
Bu tablo doğal olarak haksız rekabeti, kayıt dışı ekonomiyi ve tüketici mağduriyetlerini beraberinde getirmektedir.
Örneğin bugün Kapadokya’da faaliyet gösteren bir A grubu seyahat acentesi; vergi ödüyor, sigorta yaptırıyor, personel çalıştırıyor, rehberle sözleşme yapıyor ve denetleniyor. Aynı tur, yurtdışındaki bir platformda hiçbir yerel yükümlülük olmadan satılabiliyor. Tüketici bir sorun yaşadığında muhatap yok, acente ise haksız rekabet altında eziliyor.
Bu nedenle bugün kamuoyunda erişim engeli, kapatma ve yasak gibi kavramlar tartışılmaktadır. Oysa bu noktaya gelinmesinin sebebi yasak eksikliği değil, düzenleme eksikliğidir.
Dünya bu işi nasıl çözdü sorusuna baktığımızda tablo nettir.
》》 Avrupa Birliği ülkelerinde küresel platformlar yasaklanmamıştır. Ancak bu platformlara; ülkede tüzel kişilik kurma, vergi ödeme, tüketici ihtilaflarında yerel muhatap olma ve fiyat ile komisyon yapısında şeffaflık şartı getirilmiştir. Sonuç olarak devlet kazanmış, sektör korunmuş ve tüketici mağdur edilmemiştir.
Bu ne anlama gelir?
》》Paris’te satılan bir şehir turunda sorun yaşandığında, tüketici “yurtdışı merkez” ile değil, Fransa’daki muhatap ile muhatap olur. Vergi de denetim de o ülkede kalır.
》》İngiltere ve Kuzey Avrupa ülkelerinde erişim serbesttir ancak faaliyet lisanslıdır. Siteye erişim vardır fakat lisans yoksa satış yoktur, tahsilat yoktur, reklam yoktur. Dijital serbesti vardır ama ticari disiplin vardır.
Yani bir platform İngiltere’de lisans almadan rezervasyon alabilir ama ödeme tahsil edemez. Tahsilat yapamadığı için fiilen ticaret yapamaz.
》》ASYA modelinde ise platformlar sadece aracı konumundadır. Yerel acente, kayıtlı DMC ve lisanslı rehber olmadan ürün satışı yapılamaz. Platform teknoloji sağlar, turizm faaliyeti yerelde kalır.
Bunun pratik karşılığı şudur. Mesela Güney Kore’de satılan bir günlük şehir turu mutlaka yerel bir acente veya rehber kaydına bağlıdır. Platform ürünü vitrine koyar ama turu fiilen yerel oyuncu yapar.
Türkiye’nin bugün yasak tartışmasına sıkışmasının sebebi açıktır.
+ Yıllardır dijital turizm tanımlanmamış, yetki alanları netleştirilmemiş ve denetim teknolojiyle güçlendirilmemiştir.
Bunun doğal sonucu şudur:
》 Düzenlemediğin şeyi, eninde sonunda yasaklamak zorunda kalırsın.
Bu bir vizyon değildir bu bir mecburiyettir.
Oysa çözüm bellidir ve Türkiye’ye özgü hibrit bir model mümkündür.
Türkiye’de turizm ürünü satan her dijital platform için zorunlu bir TÜRKİYE TURİZM DİJİTAL LİSANSI getirilmelidir.
Bu lisans; vergiye tabi olmayı, denetime açık olmayı ve hukuki muhataplığı içermelidir.
Böyle bir sistemde örneğin yurtdışındaki bir platform, Türkiye’de tur satmak istiyorsa lisans alır. Lisansı yoksa ödeme alamaz! Ödeme alamadığı için de satış yapamaz. Yasaklamaya gerek kalmaz.
EN ÖNEMLİSİ ‘de:
* Türkiye’de satılan her turizm ürünü, TÜRSAB üyesi bir seyahat acentesi, kayıtlı bir DMC veya lisanslı bir rehber üzerinden geçmelidir.
Platform satıcı değil, altyapı sağlayıcı konumunda olmalıdır.
Bu durumda Antalya’da satılan bir günlük rafting turu, sistemde hangi acenteye ve hangi rehbere ait olduğu net şekilde görülebilir.
Rehbersiz veya kayıtsız satış otomatik olarak engellenir.
Denetim insan gücüyle ve inisiyatifiyle değil, yapay zeka destekli sistemlerle yapılmalıdır. Fiyat dumpingleri, parite ihlalleri, rehbersiz turlar ve kayıt dışı tahsilatlar anlık olarak tespit edilmelidir.
Örneğin: bir platform aynı oteli veya aynı turu sürekli olarak piyasa fiyatının altında satıyorsa, sistem bunu otomatik olarak işaretler. İnceleme başlar, gerekirse tahsilat durdurulur.
Yerli OTA tartışması yerine, yerli ve açık bir dijital turizm altyapısı kurulmalıdır. Çoklu acente girişine açık, şeffaf fiyatlı ve denetlenebilir bir yapı esas alınmalıdır.
Bu sayede küçük ve orta ölçekli acenteler da dijital satıştan pay alır. Pazar sadece birkaç küresel oyuncunun elinde kalmaz.
Yasak ise ancak son aşama olmalıdır. Kurala uyan faaliyetini sürdürmeli, uymayan ise önce para cezası, sonra ödeme blokesi ve en son erişim engeli ile karşılaşmalıdır. Yasak bir amaç değil, yaptırım aracı olmalıdır.
TÜRSAB’ın attığı adım haksız rekabetle mücadele açısından haklıdır. Ancak kalıcı çözüm yasakla değil, akılcı regülasyonla mümkündür.
Türkiye turizmi dijital çağdan kaçamaz. Ancak dijital çağ da kuralsızlığa teslim edilemez.
Yani:
Düzenlemediğin şeyi yasaklamak zorunda kalırsın.
Akıllı olan, yasaklamadan önce düzenleyendir.