Döviz kurlarındaki yükselme ve iniş-çıkış Ağustos ayına damgasını vurdu. Dolar ve Euro tarihi rekor seviyelere ulaştı. Herkesin gözü Dolar ve Euro alış ve satış rakamlarındaydı. Yaşanan kur şoku, ABD ile gerilen ilişkilerin de eklenmesiyle bir kur krizine dönüştü.
2017 başında bu yana TL dolar karşısında yüzde 82 oranında eridi.
2018 yılı başında bu yana Türk Lirası bütün para birimlerine karşı değer kaybetti. Yıl başında 3.50 seviyesinde olan dolar kuru, 6.00 seviyesine ulaştı.. Bu neredeyse % 85’e yaklaşan bir artış.
Önce şu soruyu yanıtlamak gerekli.
Dolar neden arttı? ABD ve Trump yönetimi bir müdahalede mi bulundu?
Dolar ani fırlayışının arkasında ABD’nin müdahalesinin olduğunu söylemek artık kehanet değil. ABD yönetimi yaptığı açıklamalarla bunu zaten itiraf etti. “Brunson’u verin kriz anında sona ersin” mesajı bunu açıklamış oldular.
Döviz kurlarındaki artışı sadece ABD’ye ve dış güçlere bağlamak doğru olur mu?
Kesinlikle doğru olmaz. ABD, Türkiye’yi cezalandırmak istemiş ve döviz kurları ile ilgili müdahaleyi gerçekleştirmiştir. Ama asıl sorun, Türkiye ekonomisinin böyle bir müdahale karşısında kırılganlığıdır.
Doların artışındaki temel nedenlerden birisi, Türkiye’nin ekonomik göstergelerinin bozulmuş olmasıdır. Bu süreç hızla ekonomik krize doğru gidiyor.
Aslında çarşambanın gelişi salıdan belliydi. 02.Nisan.2018 tarihinde yayınlanan “Türkiye ekonomisi nereye gidiyor?” başlıklı yazımda[1] bu konudaki görüşlerimi paylaşmıştım.
22.Mart.2018 tarihinde Capital ve Ekonomist dergileri tarafından düzenlenen 7. Uludağ Ekonomi Zirvesinde Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek önemli açıklamalarda bulunmuştu. Üstü örtülü de olsa mesajların anlamı açık ve netti aslında.
Neler söylemişti Mehmet Şimşek?
Mehmet Şimşek, yağmur ve fırtınanın yaklaştığını dile getirdi. “Çatıyı hava güneşli iken tamir etmemiz gerekiyor. Şu an dünyada bol para var faizler düşük ama bu küresel senkronize büyüme devam etmeyecek, belki yağmur yağmur yağacak belki fırtına çıkacak” diye konuşan Şimşek, şirketleri bu dönemde halka ve sermaye piyasalarına açılarak, ortak almaya çağırdı.
Başbakan Yardımcısı, tüm dünyada senkronize bir şekilde yaşanan büyüme döneminin sonuna gelindiğine dikkat çekerek, faiz artışlarının hızlanacağını söyledi. Şimşek, iş dünyasına “Aman borç almayın ortak alın, sermaye piyasalarına açılın. Gelirleri ve harcamaları kontrol altına almak sizin elinizde ancak gelirleri artırmak sizin elinizde değil. Borç yiğidin kamçısı olmakla birlikte bu dönemde büyük bir sorun” uyarısında da bulundu. Konuşmasında, Türkiye’nin borcunun milli gelire oranının yüzde 141 olduğunu, reel sektörün milli gelire oranının yüzde 69 olduğunu açıkladı.
Zamanın Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, açıkça ekonomide zor günlerin, yağmur ve fırtınanın yaklaştığını dile getirmişti. Bu samimi açıklamalarından dolayı kendi yönetiminden eleştiri de almıştı.
Bunun anlamı ne?
Aslında AKP iktidarı da 2018 yılı başından itibaren ekonomik değerlerin kötü olduğunu, ekonominin hızla bozulduğunu, bir fırtınanın yaklaştığını herkesten iyi biliyordu. Seçimlerin 24 Haziran’a alınmasının tek nedeni budur!
Türk Lirasının sorunu sadece Dolarla mı? Türk Lirasının diğer para birimleri karşısında durumu ne?
Ocak 2015-Mart 2018 arasında emsal ülke para birimlerine karşısında Türk Lirasının durumuna baktığımızda şu tabloyla karşılaşıyoruz;
Türk Lirası, Ocak 2016-Mart 2018 arasında;
ABD Doları karşısında %37
Rus Rublesi karşısında %75
G. Afrika Randı karşısında %81
Brezilya Reali karşısında %63
Meksika Pesosu karşısında %67 değer kaybetti.
Bu verilere göre, TL sadece dolar karşısında değil, emsal ülke para birimleri karşısında da mum gibi erimiştir. Bu gerçeklerle yüzleşmeden, ekonomik verileri sadece dış müdahaleye ve faiz lobisine dayandırırsak hata yapmış oluruz.
Türkiye ekonomisi ciddi bir sıkıntı içindedir. Enflasyon oranı %16’ya dayanmıştır. Büyüme oranı hızla yavaşlıyor, önümüzdeki süreçte de yavaşlamaya devam edecek. Türkiye’nin 466 milyar dolar dış borcu var. Bunun önemli bir kısmı özel sektöre ait.
Bozulan ekonomik değerlerle yüzleşmemiz ve ortada fiili gerçeği kabul etmemiz gerekli. Bunu kabul etmeden, olayın nedeni doğru bir şekilde ortaya konulmazsa, doğru çözümlerin üretilmesi de mümkün olmaz.
Üretmeden, tarım, hayvancılık ve sanayide kendi kendimize yeter noktaya gelmeden, israf kültüründen kurutulmadan, hızla tüketmeye devam ederek bu krizi atlatamayız.
[1] https://www.aydinpost.com/turkiye-ekonomisi-nereye-gidiyor-2286yy.htm
Aydınpost ANDROID'de TIKLA İNDİR! Aydınpost APPSTORE'da TIKLA