• BIST 107.303
  • Altın 153,156
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624

    Demokrat Parti'ye darbe yapılmasaydı?

    31.01.2012 10:07
    60 darbesi, demokrasiye geçiş sürecine karşı, iktidar değişimlerinde toplum desteğinin belirleyici rol oynamasına ve tarihin normal seyrine karşı yapılmış bir darbeydi
    Demokrat Partiye darbe yapılmasaydı?
    Demokrat Parti'ye darbe yapılmasaydı? Demokrat Parti'ye darbe yapılmasaydı? Demokrat Parti'ye darbe yapılmasaydı?

    Televizyona bakıyorum. Ekranın bir kısmında, dünya ölçeğinde ilklere imza atan, rahim ve kol nakillerinden sonra, bugün yüz naklini gerçekleştiren doktorların güleç yüzü var. İnsan yaşamına, insan onuruna, insana önem veren doktorların gülümseyen yüzleriyle yüz nakli yapılan hastanın yaptığı tamamdır hareketi, bana “gurur duyulacak bir ülkede yaşıyorum” diye hissettiriyor. Ekranın diğer kısmındaysa Diyarbakır Sur İçi’nde, arkeologların çıkardığı kemiklerin haberi var. İçim kararıyor. Hrant Dink’in sadece bir kere değil, defalarca katledilmesinin üzüntüsünü ve kızgınlığını içimde taşırken, Fransa Senatosu’nun soykırımla ilgili aldığı karara karşı yapılan insan hakları ve düşünce özgürlüğü yorumlarını hayretle izliyorum. Aklımda ilk bakışta hiç ilgisi yokmuş gibi gözüken, üzerine çalıştığım makaleden çıkan bir soru var: “Eğer Demokrat Parti’ye (DP) karşı 1960 darbesi yapılmasaydı, eğer o dönem yaşanan tarihsel süreç normal seyrine bırakılsaydı, bugün nasıl bir Türkiye olurdu?”

    DP deneyimi
    DP, CHP’nin içinden çıkmıştı, tarihsel ve toplumsal bir gereklilikti. DP, CHP’ye, tek parti dönemine ve güçlü devlet geleneğine karşı, topluma dönük modernleşmeyi ve liberal pazar ekonomisini savunuyordu. Bu savlarla topluma yaklaşan DP, 1950 ve 1954 seçimlerini kazandı ve güçlü bir çoğunluk hükümetiyle Türkiye’yi yönetmeye başladı. Türkiye’nin çok partili parlamenter “demokrasiye geçişi” çok önemli bir dönüşümdü ve DP bu dönüşümü simgeliyordu. Bu nedenle de, DP ilk başta arkasına büyük bir toplumsal destek aldı, 50’den sonra, 1954 seçimlerini de kazandı. Ama zamanla, DP’nin iktidar hırsı ve vizyon eksikliği ortaya çıkıyordu. DP giderek dönüştürücü rolünü ve toplumsal desteğini kaybediyordu. 1957 seçimlerini, oylarında azalma olmasına rağmen kazandı, ama artık DP için son başlamıştı. 1957 seçimleri DP’nin artık seçim kazanma döneminin bittiğini simgeliyordu: DP, artık misyonunu tamamlayan ve dönüştürücü aktör olmaktan çıkmıştı.
    Kazanırken kaybeden DP, hırçınlaşıyor ve antidemokratik uygulamalara yöneliyordu, iktidarı merkezileştiriyor ve iktidar hırsıyla baskıyı ön plana çıkartıyordu. Toplumdaysa, DP’nin gelecek seçimleri kaybedeceği algısı giderek artıyor ve yaygınlaşıyordu. Bu, o dönem muhalefet partisi olan CHP için de çok büyük bir fırsattı. CHP kendini toparlayabilir, seçimleri kazanabilir ve iktidara gelebilirdi.

    Darbe herkeseydi
    1960 darbesi, bu anlamda, büyük bir olasılıkla seçimle iktidarını kaybedecek olan bir siyasi aktöre ve normal seyrinde işleyen bir tarihe karşı yapıldı. DP, seçimle kazanmış olduğu iktidarını seçimle kaybedecekti. En önemlisi de, DP’nin seçim kaybetmesinde “toplum desteği” olgusu belirleyici rol oynayacaktı. Toplum karar verecekti. Belki de, CHP toplum desteğiyle seçim kazanacaktı ve parlamenter demokrasinin bir aktörü olacaktı. Ama DP, iktidarını seçimle değil, askeri müdahaleyle, dolayısıyla toplumun değil, askerin belirleyici rolüyle kaybetti. Şüphesiz ki, 1923-1945 döneminde de askerin güçlü bir rolü vardı, ama o dönem tek parti dönemiydi. Çok-partili parlamenter demokrasinin olmadığı, “demokratikleşme olmaksızın modernleşme” dönemiydi. Ulus inşa sürecinin başlangıç döneminde bu durum belki normal karşılanabilirdi. Ama, 1950-1960 dönemi, Türkiye’nin demokrasiye geçiş süreciydi. “Demokrasi ile birlikte modernleşme süreci”nin başlangıcıydı. Devlet seçkinlerinin ve askerin değil, toplumun ve toplumsal desteğin siyasi rejimin belirleyicisi olduğu bir döneminin başlangıcıydı. 1960 darbesi, tüm bu başlangıçları engelledi. Daha da önemlisi, bugüne kadar yaşadığımız, “ahlaki olarak kabul edilemez, ama Türkiye siyasi tarihinde gözardı edilemez bir siyasi gerçeklik” olan, “çarpık asker-sivil ilişkileri ve çarpık demokrasi sorununu” yarattı.

    Muhalefet yok edildi
    “Eğer DP’ye karşı askeri darbe yapılmasaydı, nasıl bir Türkiye olurdu?” sorusuna bilimsel bir yanıt veremeyiz ama şunu şöyleyebiliriz: 1960 darbesi, demokrasiye geçiş sürecine karşı, iktidar değişimlerinde toplum desteğinin belirleyici rol oynamasına karşı, tarihin normal seyrine karşı yapılmış bir darbeydi. Siyaset ve siyasi alan içinde askeri bürokrasinin ve yargının, müdahaleci, belirleyici, şekillendirici bir “siyasi ve kurumsal aktör” olarak rol oynama sürecini başlattı. CHP’nin seçimle iktidara gelme şansını ortadan kaldırdı ve bu partinin toplumla değil, devletle yakın ilişkide siyaset yapma tarzının sürmesine neden oldu. O günden bugüne, Türkiye’de darbeler yaşandı, parlamenter demokrasi güçlenemedi, siyasi partiler işlevsizleştirildi, toplumun siyasete güveni azaldı, sivilleşme ile demokratikleşme birbirine karıştırıldı, siyaset dost-düşman ilişkisinin gerisinde düşünülemedi, demokrasi bir siyasi ve toplumsal kültür olarak toplum tarafından içselleştirilmedi. Kısa bir Ecevit dönemi haricinde ne CHP toplumla kucaklaşabildi ne de CHP dışında sol ya da sosyal demokrat bir parti güç kazanabildi. Tüm siyasi partiler zayıfladı ve işlevsizleşti. Bu süreçte bir dönem önemli bir kırılma yaratan ANAP, örneğin bugün yok. Şiddet, kimlik sorunları, hukuk ve adalet sorunları giderek yaygınlaştı ve derinleşti. Türkiye, 2002’den bugüne AK Parti güçlü çoğunluk hükümetiyle yönetiliyor. Bu partiye karşı da darbe girişimleri ve kapatılma davaları açıldı. AK Parti güçlendi ama demokrasi güçlenemedi. Hâlâ, orta halli ve melez bir demokrasimiz var.

    Demokrasi için çalışmak
    Son dönemde, sivilleşme sürecinde güçlü adımlar atılsa da, bu demokrasinin güçlenmesine yansımıyor. Şiddet ve ötekileştirme devam ediyor. Bugün yeni ve sivil bir anayasa yapma sürecindeyiz. Ama, bu anayasanın gerçekleşebileceğinden, gerçekleşse bile ne kadar demokrasiyi getireceği üzerine hâlâ güçlü şüpheler var. Yargı ve adalet kabul edilemez bir durumda. Muhalefet çok zayıf. Demokrasi eksiği sorunu yaygın. Hâlâ, güçlü bir hükümeti olmasına rağmen, bölgesinde ve küresel dünyada önemli bir aktör konumuna yükselse de, ayakları yere sağlam basmayan, savrulan, kırılgan bir Türkiye’de yaşıyoruz. Belki hâlâ Türkiye’de, tarihin akışının 1960’ta bir darbe ile kesilmesinin sonuçlarını yaşıyoruz. Antalya’da tıp da dünya da ilklere imzalarını atan doktorlarımızın güleç yüzlerinin ve insana verdiği değerin yansıdığı bir Türkiye tablosuna değil, ölümün, kasvetin, kızgınlığın, çelişkinin hüküm sürdüğü bir Türkiye tablosuna sahibiz. Başta AK Parti ve muhalefet bu süreçten önemli dersler almalı. Demokrasiye, sola, sosyal demokrasiye inananlar da, bu süreci iyi okumalı, demokrasi için çalışmalı.

    radikal 

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • O manzaralar içimizi sızlatıyordu06 Ekim 2012 Cumartesi 12:50
  • Sucuk ve Salamı karıştıramayacaklar06 Ekim 2012 Cumartesi 12:48
  • 56 yaşındaki ev hanımının yaptığı pes dedirtti!06 Ekim 2012 Cumartesi 12:47
  • Şehit yakınlarına internet indirimi06 Ekim 2012 Cumartesi 12:39
  • Bir top mermisi daha düştü!06 Ekim 2012 Cumartesi 11:51
  • Bisküvi kutusundan tarih çıktı06 Ekim 2012 Cumartesi 10:58
  • Nevşin Mengü rövanşı böyle aldı!..06 Ekim 2012 Cumartesi 10:56
  • Bu haberi okumadan yola çıkmayın06 Ekim 2012 Cumartesi 10:40
  • 4+4+4ün gerekçeli kararı Resmi Gazetede!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:39
  • Başbakan Erdoğanın arıyla imtihanı!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:37
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim