DEMOKRASİ TARİHİ

Abone Ol

Demokrasinin sözcük anlamı ‘’halk yönetimi’’ demek. Zaten eski Yunancadaki ‘’demos’’(halk) ve ‘’kratos’’(iktidar) sözcüklerinin birleşmesi ile ortaya çıkmıştı. İlk demokrasi örnekleri de eski Yunan kent devletlerinde görülmüştü. Bu demokrasi doğrudan demokrasiydi ve yasama organı yurttaşların tamamının katılımıyla oluşuyordu. Kent nüfusları en fazla 10 bin civarında olduğu için tüm yurttaşların katılımı sorun yaratmıyordu. Kaldı ki kadınlarla köleler yurttaş sayılmıyordu ve siyasal haklardan yoksunlardı. Halkın kendi kendini yönettiği bu demokraside,yürütme ve yargıya ilişkin görevler, ya seçim ya da kura çekme yoluyla yurttaşlara veriliyordu. Yunan demokrasisi kısa ömürlü oldu. Kent devletlerinin çöküşüyle birlikte tarihe karıştı ve iki bin yıl sonra çağdaş anayasacılık hareketleri sırasında yeniden adını duyurur oldu.

Başlangıçta hükümdarların iktidarlarının sınırlanması mücadelesine bağlanan demokrasi, zamanla genel ve serbest seçimlerle işbaşına gelen parlamentolarla işlerlik kazanmaya başladı. Dolaylı yada temsili demokrasi tarihsel gelişmelere bağlı olarak çeşitli evrenlerden geçti. Bugün demokrasiden söz edilebilmesi için şu temel kriterler aranıyor : a)Rekabetçi ve çok partili politik sistem, b) Yetişkinlerin evrensel oy hakkı ve bunun kullanımı , c) Gizli oy verme esasına dayanan düzenli seçimler ve oy sandığı güvenliği, seçim hilelerinin olmaması, d) Kamuoyunun siyasi partilere kolaylıkla üye olup siyasi tercihlerini belirlemesi ve medyada özgür bir şekilde propaganda özgürlüğü. Bunların yanı sıra gelişmiş demokrasiler hukukun üstünlüğü, bireysel özgürlükler, ifade ve basın özgürlüğü gibi ilkeleri de içermektedir.

1950’ler DİRİLİŞ

İkinci Dünya Savaşı’nda faşizmin yenilgisi yeni bir dünya düzenine yol açtı. Faşizm, ABD ve İngiltere’nin yanı sıra Avrupa’nın bir zamanlar çok ürktüğü Sovyetler Birliği’nin darbeleri altında can verdi. Bu zaferin karşılığı olarak da Avrupa’nın yarısı Sovyet Rusya’nın denetimine bırakıldı. Nazi işgaline karşı direnişi örgütleyen komünistler, Sovyetlerin koruyucu şemsiyesi altında sosyalist rejimler inşa ettiler. Öbür yanda İspanya ve Portekiz hariç tüm Avrupa yeniden demokrasiyi keşfetti. Türkiye 1946’da demokrasiye geçti. O sırada dünya çapında sömürgelerin tasfiye edilmesi de başlamamıştı. Henüz sömürgelikten kurtulmuş Hindistan ile Endonezya ve Filipinler demokrasiyi seçti. Çin’de ise 1949 yılında komünistler iktidara geldi.

20. Yüzyılın Sonu ‘’ KÜRESEL REJİM ‘’

Demokrasinin tüm dünyada hakim yönetim biçimi olarak benimsenmesi, 1990’larda sosyalist rejimlerin çökmesiyle büyük bir ivme kazandı. Kusurlu da olsa sosyalist rejimlerden ayrılan uluslar on yıl içinde demokrasilerini inşa etmeye başardılar. Avrupa’da sadece Belarus ve Orta Asya’nın yeni cumhuriyetleri otoriter yönetimini sürdürdü. Bazı araştırmalar 2000’li yılların başında dünyada 100’den fazla ülkenin demokrasiyle yönetildiğini belirtiyor. Ancak bu demokrasilerden sadece 28’i işleyen demokrasi, yani gelişmiş demokrasi. Bunlarda da özellikle uygulamada karşılaşılan bazı sınırlılıklar görülüyor. Geri kalan demokrasiler ise kusurlu ya da sorunlu demokrasi olarak sınıflandırılıyor.

Ben Aydın AVCI’dan bu haftalıkta bu kadar. 2 haftadan beri sizlere 20.yy başından başlayarak 20.yy sonlarına kadar yaşanılan savaşlar,yıkımlar,yeniden doğuşlar ve bu süreçteki gidişatları gözler önüne sermeye çalıştım.’’ Umarım ki geleceğimiz geçmişimize benzemez ‘’ diyerek siz değerli okuyucularımı selamlıyor hayırlı günler hayırlı haftalar diliyorum. Değerli yorumlarınızı bekliyorum.

(Atlas-Nisan 2010)

 
{ "vars": { "account": "UA-18838004-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }