• BIST 109.330
  • Altın 155,835
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501

    Danışmayan da pişman

    26.10.2008 10:08
    İkinci Dünya Savaşı, ülkelerin on binlerce askeri ile katıldıkları, milyonlarca askerin ve sivilin öldüğü bir savaştır. Savaşa sonradan dahil olan ABD ordusundan bu savaşta yalnızca bin 646 asker savaşta görev almaktadır.
    Danışmayan da pişman
    Danışmayan da pişman Danışmayan da pişman Danışmayan da pişman

    Bundan daha ilginci ise az sayıdaki askerle savaşa katılan ABD'nin bilgi toplamak ve aktarmak üzere 500 muhabiri görevlendirmesidir. Daha sonra Vietnam'da, Körfez Savaşı ve Irak Savaşı'nda da bu medya bombardımanı devam eder. Bu politikada siyasetten çok aktarıma ve üsluba, askerden çok ise gazeteciye önem verilmektedir. Ülkeler, devlet başkanları, siyaset adamları kendi siyasetlerini belli araçlarla muhataplarına, geniş anlamda ise kamuoyuna aktarıyorlar. Bu siyasetin aktarılmasında ise basın danışmanları, iletişim danışmanları, imaj danışmanları adı altındaki pek çok insan görev alıyor.

    Geçtiğimiz hafta Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un sert bir üslupta ortaya çıkması, gözleri iletişim danışmanı Nuran Yıldız'a çevirdi. 'Bağır diyen kadın' tanımlamasıyla eleştirilen Yıldız, tam da bu konuşmadan sonra bir yazı kaleme almıştı. "Hani derler ya kimse, görmek istemeyenler kadar kör değildir diye, tam öyle. Sanki herkesin kulaklarının duyması, gözlerinin görmesi için birinin bağırması gerekiyor. Ne hazin bir durum. Medya yöneticilerinin, sermayenin, televizyon entelektüelinin öyle dolu ki gözleri kendi görüntüleriyle, öyle dolu ki kulakları kendi sesleriyle, bağırmazsan duyulmuyor." diyen Yıldız, elbette bunun bir numaralı sanığı konumundaydı. Başbuğ, 'tarafınızı seçin' diyen ve medyaya parmak sallayan bu üslubunda belki yanlışın değil ama, aynı günlere denk gelen gafıyla Başbakan Erdoğan bir yanlışın kurbanıydı. Zira danışmanları, bir konuşma için Fazıl Hüsnü Dağlarca şiiri yerine önüne Faruk Nafiz Çamlıbel şiiri koymuş ve Başbakan da okumuştu. Peki bir Genelkurmay Başkanı'na üslup değiştirmesine neden olan iletişim danışmanları veya eski adıyla basın danışmanları kimlerdir, güçleri ne kadardır, bu kadar etkili midirler? Bu soruya cevap verirken, Nuran Yıldız özelinde, iletişim fakültesinde ders veriyor olması ve bundan bir yıl önce piyasaya çıkan 'Tanklar ve Sözcükler' isimli kitabını bir köşeye not etmek gerekiyor.

    Siyasetçiler, devlet adamları, bürokratlar, şirketlerin tepe yöneticileriyle çalışan danışmanlar, birlikte çalıştıkları kişileri etkiliyor, ancak henüz bu kurumun Türkiye'de yeterince etkin olmamasından dolayı da patronlarına önerilerini yaptıramıyorlar. 11 yılda 9 bakana danışmanlık yapan Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Ahmet Abakay, danışmanların o kadar güçlü olduğuna inanmıyor. Ona göre siyasetçiler danışmanlarından fikir alıyorlar ancak yine kendi bildiklerini yapıyorlar. Abakay, süreçte yaşadıklarını 'Bakan Danışmanı'nın Not Defteri' isimli kitabında da anlatıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın eski basın danışmanı Ahmet Tezcan, danışmanların önemli olduğunu, ancak iyi bir siyasetçinin tek bir danışman görüşüyle hareket etmeyeceğini söylüyor. Uzun yıllar boyunca mesleği icra eden ve 4 ayrı bakana danışmanlık yapan Salih Yendi ise, "İşini bilen danışman, yapılacak konuşmaların nereye varacağını bilir." diyor.

    Bu alanda, bazen çok iyi ve profesyonel örnekleri görmek de mümkün. Ancak bu çalıştıkları kişiler adına profesyonel olan isimler, olayın kamuoyu yönüne geçtiğinizde o kadar da masum görünmüyor. İngiltere Başbakanı Tony Blair'e siyaseten zirve yaptıran Alastair Campbell gibi, ABD Başkanı Bush'un danışmanı ve eski Beyaz Saray Sözcüsü Scott Mcclellan da kendi devlet başkanı için çok şey yapmıştı. Bu ikili aynı zamanda, 11 Eylül sonrası politikaları kamuoyuna benimseten isimler olarak da dikkat çekiyor. Türkiye'de danışmanlık çalışmalarından bahsedildiğinde ise bir kişi öne çıkıyor. Ali Taran, Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan'a giyim-kuşam, konuşma, mesajlar noktasında çok profesyonel bir imaj tasarlamıştı. e.dolmaci@zaman.com.tr


    Şeytanın imaj danışmanı Alastair Campbell

    Alastair Campbell:

    'İngiliz İşçi Partisi'nin propaganda makinesi' olarak anılan Alastair Campbell, Observer gazeteside bir hikaye ile anlatılır: "Şeytan bir gün imajını düzeltmek için Alastair Campbell'a gider. Campbell ona, "Yapacağın tek şey, insanlara dünyadaki tüm kötülüklerin kaynağının sen değil de Tanrı olduğunu göstermek." der. Şeytan inanmaz. Campbell aslında şeytanın masum olduğu, o pis işleri gizli servislerin yaptığı yolunda bir rapor yazar. Tanrı sinirlenip şeytanı işten kovar. Şeytan, "Tanrım, ben olmazsam bütün bu pis işleri kime yaptıracaksın?", diye sorduğunda ise, "Alastair Campbell'a" cevabını alır.

    IMF, meğer Türkiye'ye Beşiktaş'ı sormuş

    Kemal Unakıtan

    2004 yılında IMF ile stand-by görüşmeleri sürmektedir. Maliye Bakanlığı'ndaki görüşmeler uzadıkça uzar, gazeteciler huzursuzlanır. Bakan Kemal Unakıtan'ın odadan çıkmasını fırsat bilen danışmanı koşar. "Efendim, basın mensubu arkadaşlar bir sorun olduğunu düşünüyorlar. Eğer kendilerini bilgilendirmezsek yarın toplantının olumsuz geçtiğini yazacaklar." Bakan, aşağıya indiğinde merakla bekleyen gazetecilere seslenir. "IMF ile görüşme çoktan tamamlandı. Toplantının uzamasının nedeni Beşiktaş. Ne olacak bu Beşiktaş'ın hali? Onu konuşuyoruz." Ertesi günkü haber başlıkları aynen böyledir.

    İnsan Hakları Bakanı'nın 'ince' icraatları

    Azimet Köylüoğlu

    DYP-SHP hükümetinin insan haklarından sorumlu Devlet Bakanı Azimet Köylüoğlu işe hızlı başlamıştır. Anafartalar Karakolu, Maltepe Pazarı, arkasından da Ulus Amele Pazarı ziyaret edilir. Anadolu Ajansı muhabiri bakanın basın danışmanına sorar. "Abi ya, bakana bu garip eylemleri sen mi öneriyorsun? Bakanı alıp Güneydoğu'ya, terör olan yerlere götürsene. Ne alakası var insan haklarının bu işlerle? İşkencelerle, köy yakmalarla, cezaevleriyle ilgilensenize." Muhabirin, bir de önerisi vardır, "Buraya kadar gelmişken Bentderesi'ndeki geneleve de gidelim." Bakan olaya sıcak bakar, ancak ekipteki biri, rezil olmamak adına konuyu genel başkan Murat Karayalçın'a ulaştırmıştır. Ertesi gün bakana bir telefon gelir. Karşısındaki genel başkandır. "Sayın Bakan'ım, iyi güzel işler yapıyorsunuz ancak çok hızlı gidiyorsunuz. Biraz vites düşürün."

    Yaşayarak gördüm ki danışmanlara ihtiyaç var

    Ahmet Abakay/Eski bakan danışmanı:

    Tabii ki danışmanların çok önemli fonksiyonları var. Ben yaşayarak gördüm ki, bu kişilerin danışmanlara ihtiyacı olmalı. Danışmanlar da hizmet verdikleri kişilere ufuk açıcı, geleceği görebilen ve doğru tavır koymasını sağlayan bir yönlendirme yapmalıdır. Hem gündeme hakim olmaları lazımdır hem de bu önerilerde bulunurken, onları zor duruma sokmamaları gerekiyor. Hangi olaya tepki vermesi gerektiğini iyi hesaplaması lazım. Burada başka bir olay ortaya çıkıyor. Danışmanı ne kadar ciddiye alıp almadığı. Danışmanlar öneride bulunurlar, o kişi bu öneriyi ciddiye alır veya almaz. Önerdiğini yapmayabilir de. Son Genelkurmay örneğinde, belki bütün görüş danışmanının değildir. Söylediklerinin bir kısmını kabul etti belki, bir kısmını da kendisi oluşturdu.

    Danışmanlar önemlidir ama yönetime ortak değildir

    Ahmet Tezcan/Tayyip Erdoğan'ın eski danışmanı:

    Bence bu konu abartılıyor. Bir yöneticinin, karar aşamalarında basın danışmanları etkilidirler, ancak tek başlarına bunu sağlarlar demek hem o yöneticiye hem de danışmana haksızlık olur. Bu kişiler elbette yönetimin görünmeyen aktörleridir, yardımcı unsurlarıdır. Fakat asla yönetimin paydaşı değildirler. Kavgaların, tartışmaların çoğunu perde arkasından danışmanlar mı çıkarır diye sorarsanız, muhalefetin özünde bu çatışma, çekişme vardır zaten. Muhalif kanat elbette muhalifi olduğu kanadın yerine geçmek için çabalayacaktır, gerektiğinde bunun kavgasını verecektir. Bu kavganın etik değerlere ne kadar uygun yapıldığı ise yöneticinin ve birlikte çalıştığı kadronun kalitesiyle doğru orantılıdır.

    Keramet buyurdunuz efendim diyemez

    Salih Yendi/Eski bakan danışmanı:

    Basın danışmanının görevi, çalıştığı kişi ve kurumun menfaatlerini korumak olduğu kadar kamuoyuna karşı sorumluluklarını da unutmamaktır. Gereğinde inançları pahasına sorumlu olduğu kişiye karşı gelebilen "olması gereken budur" diyebilen bir kişi olmalıdır basın danışmanı. İşinde duygusallığa, siyasi görüş ve inanca yer yoktur. Hele hele "Evet efendim, Haklısınız efendim. Keramet buyurdunuz efendim." diyen kişi asla olmamalıdır. Sorumlu olduğu kişi gibi düşünen, onun her dediğini onaylayan danışmana niye ihtiyaç olsun ki? Danışmanın görevi, doğru olduğuna inandığı konularda itiraz edip konunun bir daha düşünülebilmesini sağlamaktır. Basın danışmanlarının ağırlıkları, dik durdukları sürece olacaktır.

    Zaman

    Diğer Haberler
  • Demirtaştan Akla Ziyan İddia!05 Ekim 2012 Cuma 08:37
  • Vekilin İsteği Başka!05 Ekim 2012 Cuma 08:36
  • Hüseyin Çelik: Panik yapmayın!04 Ekim 2012 Perşembe 20:18
  • Hüseyin Aygünden ilginç iddia04 Ekim 2012 Perşembe 20:07
  • MHPnin Neden Evet Dediği Belli Oldu04 Ekim 2012 Perşembe 14:46
  • Muharrem İnce Meclisi birbirine kattı04 Ekim 2012 Perşembe 14:44
  • CHPli heyetten ilk açıklama03 Ekim 2012 Çarşamba 22:45
  • Seçim teklifi komisyondan geçti03 Ekim 2012 Çarşamba 21:00
  • CHPden sağduyu çağrısı03 Ekim 2012 Çarşamba 20:55
  • BDPden ilk yorum Kaplandan03 Ekim 2012 Çarşamba 20:52
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim