Cavit Bircan gibiler şunu akıllarından çıkarmasın…

Abone Ol

Hani ADÜ Rektörü Cavit Bircan telefonda A.Rıza Acar’a “Astığım astık, kestiğim kestik” türünden ben profesörlüğü dilediğime veririm demiş ya…

Anlaşılan eskilerin “büyük lokma yut ama büyük laf etme” öğüdünden onun haberi yok.

Fakat açık söyleyeyim… O lafı etmekle iyi etmemiş… “Mahkemenin kadıya mülk olduğu” nerede görülmüş?

Ömrü olan görür… Keser döner, sap döner gün gelir hesap döner… O sözlerini yutmak zorunda kalabilir.

Neden mi?

Allah biri her insana diğer ikisi de sınama amacıyla seçtiği bazı insanlara ömrü süresinde üç kuvvet nasip eder.

Herkes içini fiziksel olandır… Aynı oranda olmasa da bütün insanlarda vardır.

Diğer iki güçten ilki paradır, servettir… İkincisi de makamdır, koltuktur.

Ama o güçleri kullanan ölçüye riayet etmezse bakarsın bir anda tepetaklak oluverir…

Nedir ölçü?

BİR: Sahip olduğu fiziki güçle insanları ezmemektir.

İKİ: Servetten göz hakkını ödemektir… Garibi, yoksulu, yetimi koruyup kollamaktır.

ÜÇ: Makamda adaleti gözetmektir… Batı’daki söylenişi ile Sezar’ın hakkını Sezar’a İsa’nın hakkını İsa’ya vermektir.

Özetin de özeti.. kullandığı gücün kaynağı devletse.. inanç ve vicdan sahibi ise..  İşine nefsini karıştırmamaktır… Yani vicdanıyla düşünmektir.

Yoksa Allah’ın hışmına uğrar…Ne demiş eskiler.. beşer zulmeder kader adalet eder.

Çünkü adaleti gereği Allah zalimleri cezalandırmayı ahrete bırakmaz… Onların düştüğü hali daha bu Dünya’da iken mazlumlara gösterir. 

İnsan yaşlanır ya da hiç belli olmaz sağlığını kaybeder güçten düşer… Varsa hakkını yediği kimsenin himmetine muhtaç hale gelebilir.

Mesela bir yangın, deprem sonucu servet yok olabilir… Kişi zenginliği zorbalıkta kullandıysa ezdiği kimsenin eline de düşebilir.

Koltuk da gün gelir elden gidebilir… Mağdur ettiği varsa muhteris onunla yer değiştirebilir.

Böyle ibretlik olayların örnekleri pek çoktur…

Ben bunlardan hayli düşündürücü olanını Prof. Aydın Taneri’ye ait “Türk Devlet Geleneği” adlı eserde geçen Gazeteci Ali Abalı’dan alıntı (s.131-132) bir olay üzerinden özetle anlatmak istiyorum.

1950 seçimleri öncesi Demokrat Parti ileri gelenleri Ülke geneline yayılırlar.

Fakat gittikleri her yerdeki ilgiden rahatsız olan CHP iktidarı yanlısı Valiler, kaymakamlar olay çıkacağı bahanesiyle toplantı ve miting izni vermede zorluk çıkarırlar.

Böyle bir ortamda Urfa’ya giden Celal Bayar’ı karşılamada örneği görülmedik bir olay yaşanır. Karşılayıcılar arasında partililerin dışında başka biri daha vardır.

Vali Hikmet Kümbetlioğlu…

Ve onun Bayar’a ilk sözü:

-Benim demokratik anlayışıma göre hükümet başkanı ile muhalefet lideri aynıdır. Sizi karşılamak benim görevimdir, olur.

Sonrasında misafirini Valiliğe davet eder. Orada ağırlar ancak Vali ısrara rağmen makam koltuğu yerine Bayar’ın karşısına oturmayı tercih eder.

Haber Ankara’ya ulaşır ulaşmaz hükümet ve CHP cephesi “Nereden çıktı bu DP’li Vali,” diye ayaklanır.

Sonuçta Vali, Urfa’dan alınır… Elazığ’a verilir.

Bu arada seçimler olur… DP iktidara gelir.

Anadolu yollarına düşme sırası CHP’lilere gelir. Genel Sekreter Kasım Gülek’in yolu bu arada Elazığ’a düşer.

Vali Hikmet Kümbetlioğlu Urfa’da Celal Bayar’a gösterdiği itibar ve hürmetin aynısını Kasım Gülek için de gösterir.

Çünkü o eskiden neyse şimdi de odur…Değişen iktidardır.. ilkeler değil…

Bu sefer de nereden çıktı bu CHP’li Vali diyerekten DP hükümeti ayaklanır… Ardından Elazığ’lılar “Biz CHP’li Vali istemeyiz” derler.

Vali kendini anlatmak için Ankara’ya gelir… Başbakan Menderes’le konuşmak için tam 17 gün kapıda bekler.

Nihayet 18.günde kabul edilir ancak o nazik, naif Başbakan gitmiş sanki yerine son derece gergin, asabi biri gelmiştir.

Bu haliyle Menderes Vali’yi doğru, dürüst dinlemez ve bir de üstüne “Görev yerinize dönünüz… Hakkınızda verilecek kararı bekleyiniz,” diyerek adeta azarlar.

Sonrasında Hikmet Kümbetlioğlu’nun Bakanlık Nüfus İşleri Genel Müdür Yardımcılığına tayin kararnamesi hazırlanır ve Köşk’e gönderilir.

Ancak Cumhurbaşkanı Celal Bayar o ismi hatırlar ve devreye girmesiyle görev yeri hükümetçe Hatay Valiliği olarak değiştirilir.

Gel zaman git zaman Vali Danıştay’a üye seçilir… Ardından 27 Mayıs İhtilalı olur.

Derken Kümbetlioğlu kendini 27 Mayıs sanıklarını soruşturmakla görevli Yüksek Soruşturma Kurulu İkinci Başkanlığında bulur.

Bir gün kapısı çalınır… Çalan bir binbaşıdır… “Sanık Menderes’i getirdim efendim,” der.

Kümbetlioğlu misafirini karşılamak için yerinden fırlar… İlk görüşte Menderes onu hatırlamıştır… Ev sahibi saygısından oturmaz, ayakta bekler…

Menderes’in ısrarlarına “Siz benim başbakanımsınız.. Ancak emrederseniz otururum” karşılığını verir.

İkisini de ağlamamak için kendilerini zor tutar.

Kısık bir sesle Menderes’in dudaklarından “Devlet işte bu Hikmet Bey… Evet, ben büyük hatalar yaptım,” sözleri dökülür.

Hikmet Kümbetlioğlu da karşılığında aynı ses tonuyla “Ben ulusumdan aldığım terbiyenin gereğini yapıyorum,” der ve olay da burada biter.

Cavit Bircan gibilere hatırlatmak istedim… Tabi idrak ederlerse…

Not: “Hata etmişiz… Cavit Bircan haklıymış” yazımız üzerine milletvekili Abdurrahman Öz aradı. “ADÜ’de rektör başta yönetici eşlerinin işe alınmasını hiçbir zaman etik bulmadım. Bu ADÜ de olsa bütün kurumlardaki haksızlıkların karşısındayım,”dedi. Herkesin bilgisine…

 

 

 

Aydınpost ANDROID'de TIKLA İNDİR!   Aydınpost APPSTORE'da TIKLA İNDİR!

 

{ "vars": { "account": "UA-18838004-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }