Büyükşehrin Tulumbacı Müdürleri

Abone Ol

Seçimlerin üzerinden beş ay geçti, altıncı aya girildi. Büyükşehrin kasasına devletten ve kendi gelirlerinden para akmaya devam ediyor.

A sınıfı danışmanlar yüksek maaşla göreve başladı. Aydın’da bulunamayan(!) işin ehli bürokratlar iş başı yaptı. İlçe belediyelerinden ve özel idareden yeterince yönetici ve memur aktarıldı.

Sizin anlayacağınız en azından tadımlık da olsa helva yapacak un ve şeker tedarik edildi.  Özlem Hanım’ın “biz büyükşehri yönetmeye her şeyimizle hazırız” sözünü de dikkate alarak vatandaşın BŞB hakkındaki ilk izlenimlerini Aydın ölçeğinde tespit edelim istedik.

Bulgularımızı birkaç başlık altında toplamaya çalıştık

BİR: Seçim öncesi turlarla belediyede ağırlanan ve seçim kazanılması halinde başkanın kapısının her daim kendilerine açık olacağı sözünün verildiği muhtarlar vaatlerin yerine getirilmemesinden şikâyetçiler. Onlar bu kısa sürede o eski Özel İdare dönemini mumla arar hale gelmişler.

Ayrıca böyle durumlarda hazırlanan ve işler normalleşinceye kadar yürürlükte kalan “acil eylem planı” da yok.

Bu plan önemli… Zira o bir kararlılığın ifadesi, işler yoluna girinceye kadar izlenecek yolun haritası, kısa, orta ve uzun vadeli yapılacak işlerin alt yapısını oluşturur.

Taşra belediyeleri ise büyükşehrin sorumluğunda olması gereken yerlere karşılığını almaksızın hizmet götürüyor olmaktan muzdaripler.

İncirliova Belediye Başkanı Gürşat Kale sırf bu nedenle ilginç bir uygulama ile halkın göreceği yerlere ilçe belediyesinin görevlerini hatırlatan tabelalar dikmiş.

Etraftaki dağınıklığa bakılırsa görülen o ki, öyle seçim öncesinde meydanlarda anlatıldığı gibi Özlem Hanım’ın bu konuda bir hazırlığı da yokmuş.

İKİ: Geçmiş uygulamaları da dikkate alındığında Özlem Hanım’ın merkezi hükümet, Vali, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının paydaşı olduğu “sorun çözme yeteneği” sorunludur.

Örnek Aydın’a kimlik kazandıracak denen hukuken sorunlu Kent Meydanı aslında meydan değil ticarethanedir.

Yeni Terminal kapasite bakımından hem yetersiz hem de ulaşım sorunu vardır. Sevgi Yolunun eski halinin yenisinden daha iyi olduğunu oradaki esnaf söylüyor.

Sıradan bir eser olduğu halde halka proje diye sunulan Atatürk Alt Geçidinde yaya kaldırımı sorunu vardır. Özlem Hanım’ın sorun çözmedeki becerisini yansıtan bu örneklerin sayısını daha da çoğaltmak mümkün.

Şunun altını çizelim:

M.Tınaz Titiz’in ifadesi ile çağdaş toplumlar sorunu olmayan toplumlar değil o sorunu çözebilen toplumlardır. Yöneticilerin değeri de çözdükleri sorunların doğruluğu ve büyüklüğü ile ölçülür.

Büyükşehir Belediyesi gibi geniş çaplı, çok personelli kurumları yönetmeye talip olanlar her şeyi bilemezler ve bilmek zorunda da değildir, diyenleriniz olabilir.

Doğrudur… Ancak bu konumda olanların zorunlu oldukları şey bileni bilmek ve bulmaktır. Yetmez… Güvenmek, yetkilendirmek ve doğru icraatının ardında durmaktır. Yanlış çözülen veya eksik bırakılan her sorunun en az bir sorun ürettiğinin farkında olmaktır. Yönetişim ilkelerinin gereği budur.

Aslına bakılırsa Buharkent’ten Didim’e kadar Bozdoğan, Karacasu, Çine ve Karpuzlu dışında tek bir şehir görünümünde olan Aydın ilinin Büyükşehir Başkanı nüfusu daha geniş ve engebeli bir coğrafyaya dağılmış Denizli, Muğla ve Manisa Başkanlarından daha şanslıdır.

Ancak o illerin başkanları sorunların üstesinden gelme ve işleri kesintisiz devam ettirmedeki rasyonel personel politikası ve yönetişim anlayışı ile bu gün bizi geçmiş durumdalar.

Aydın’ın diğer şansı ise özel idare kaynaklı yetişmiş insan gücü idi.Ama onların bu özelliği dikkate alınmadan müdür demeden, uzman demeden, şef demeden işi bilen, çevreyi tanıyan yetişmiş kadrolar ya ilçelere sürüldü ya da pasif görevlere atanarak darmadağın edildi.

Örnek vermek gerekirse dokuz yıldır Özel İdare Genel Sekreterliği yapan, Aydın’ı ve her türlü alt yapı sorunlarına vakıf Halil İbrahim Aktimur Bozdoğan’a ASKİ memuru, eskilerin deyimi ile lağımcı tayin edildi.

Müdür unvanlı çoğu personel de ilçelere İtfaiye Müdürü, deyim yerindeyse “tulumbacıbaşı” oldu. Çoğu memur da koltukta emaneten oturuyor.

ÜÇ: Hizmet akışının istenen seviyeye henüz çıkamamasının diğer bir nedeni de Özlem Hanım’daki her şey bende biter anlayışıdır ki, o herkesin bir yoğurt yiyişi vardır, diyerek bu tarzının doğru olduğunu savunur.

Alt birimde çalışan belediye başkanlarını, birim amirlerini ve muhtarları sorun çözmede bir paydaş değil ast gibi görür.

Bu ilkelerin hakim olduğu kurumlarda personelden verim de alınmaz. Zira çalışanlar icraatlarının yarın karşısına ne şekilde çıkacağından endişe ederler ve köklü sorunları idare-i maslahatla geçiştirirler.

 Hâsılı kelam BŞB deki verimsizliğin nedenleri kabaca bunlar.

Özlem Hanım ve ekibinden lokma döktürmesi dışında hizmet bekleyenler bu vaziyete göre biraz fazla bekleyecekler gibi görünüyor.

Sosyal medyada bu konuyla ilgili düşüncelerinizi #aydınkonuşuyor etiketiyle paylaşın, yayınlayalım! 

 

{ "vars": { "account": "UA-18838004-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }