• BIST 101.849
  • Altın 259,118
  • Dolar 5,6360
  • Euro 6,3235

    Bu toplum değerlerini, sevgi ve saygıyı unuttu mu?

    17.06.2019 08:45
    Akın Yakan / Bakış Açısı

    Akın Yakan / Bakış Açısı

    Değer ve değerler; hem felsefede hem de başta sosyoloji, psikoloji ve antropoloji olmak üzere diğer sosyal bilimler alanın sıkça tartışılan kavramlardır.

    Yaygın tanımlardan birine göre değerler, arzu edilen, kişilerin hayatlarına kılavuzluk eden, önem dereceleri farklı, durum ötesi hedeflerdir[1]. Değerlerin ahlaki davranış bağlamında yapılan bir tanımda ise değer; bir kimsenin çeşitli insanları, insanlara ait nitelikleri, istek ve niyetleri, davranışları değerlendirirken başvurduğu bir ölçüt olarak vurgulanmaktadır[2].

    “Değer nedir? Değer hükmü bir şeyin arzu edilebilir veya edilemez olduğunu belirten ifade ise, o halde değer de bir şeyin arzu edilebilir veya edilemez olduğu hakkındaki inançtır.” [3].

    Lenski’ye göre ise değerler iki grup olarak sınıflandırılabilir: Pragmatik ve ideal değerler. Pragmatik değerler, bir grup veya toplumu meydana getiren üyelerin sosyal hayatlarını sürdürebilmek için birbirine muhtaç oldukları inancından kaynaklanan, hem ferdin hem grubun faydalanması esasına dayanan, uygulanma şansları veya imkanları “ideal değerler” den daha fazla olan; çalışkan olmak, birbirinin malına, canına ve ırzına tecavüz etmemek, güven verici olmak gibi ahlaki inançlardır. İdeal değerler ise, “kendini sevdiğin gibi başkasını da sev”, “bütün insanlar kardeştir” gibi gerçek hayatta uygulanabilme şansları pragmatik değerlerden daha az, gerçekten çok hayali ve ideal beklentilere dayalı olan inançlar anlamına gelmektedir[4].

    Peki değerlerin fonksiyonu ve görevi nedir?

    Eylemler için bir hedef oldukları kadar sonucu değerlendirmeye yarayan değerler her şeyden önce bir ölçek görevini yerine getirirler. Yani değerler eylemin başında, sürecin bizzat içinde ve sonunda yer alırlar. Çünkü bu, insanın bilinç dünyasında ve vicdanında başlayan bir etki biçimidir [5].

    Bu çerçevede değerlerin bazı görevleri şöyle sıralanabilir:

    a)Değerler, yargılamada birer araç olarak kullanılır. İnsan, grup ve kategorilerin toplumsal önemlerini ölçme, toplumda çeşitli tabakalaşmaları betimleme, bireye, çevresindekilerin gözünde hangi yeri işgal etmekte olduğunu öğretir.

    b)Kişilerin dikkatini istenen, yararlı ve önemli görülen kültür nesneleri üzerinde odaklaştırırlar.

    c)Toplumda ideal düşünme ve davranma yollarını gösterirler.

    d)Sosyal rollerin sevilmesinde ve gerçekleştirilmesinde rehberlik ederler.

    e)Toplum düzenini sağlama ve sürdürme bakımından bir sosyal kontrol ve baskı araçları görevini yerine getirirler.

    f)Dayanışma araçları olarak devreye girerler[6] .

    g)İnsanları ve olayları nitelendirmek, eylemleri seçmek ve meşrulaştırmak ölçütü olarak kullanılırlar.

    Bir toplumda, değerlere karşı duyarsızlık gösterilmesi durumunda, başka bir ifadeyle, duyguların yokluğunda, duygusal yakınlığın veya uzaklığın eksikliğinden ötürü nesnelere, hadiselere, hâllere veya olgulara karşı insanın kayıtsız kalması ve bunlara bir değer vermemesi durumunda “değer körlüğü” ortaya çıkar[7].

    Toplumsal hayatta bireylere yol göstermek, önceliklerini belirlemek, toplumsal düzeyde kaynaştırıcı ve düzenleyici işlevleri olduğu belirtilen toplumun belirlediği genel değerler ile kişilerin görüş ve davranışları arasında bir uyumsuzluğun bulunması durumunda değerler çatışması ortaya çıkar.

     

    Bizim toplumumuzda temel değerlerinin başında büyüklerimize saygı göstermek, insanlara sevgi ve iyilikle yaklaşmak gelir. Zorda olanın yardımına koşardık. Komşumuz açken gözümüze uyku girmeyecek kadar yaşamımıza giren değerlerdi bunlar. Eskiden Nuri Amca vardı çarşıda. Babamın da ustasıydı. Cebinde sürekli şeker taşır, o yaşlı haliyle mahallenin bütün çocuklarına şeker verirdi. Bizler birer gülümsemeyle her şeyin, bütün sorunların hallolabileceği, konuşarak uyuşmazlıkların, çatışmaların çözülebileceğine inanırdık. Büyüklerimiz de bunu söyler, bunu uygulardı.

    Ne oldu da değerlerimizi yitirdik?

    Ne oldu da “değer körlüğü” yaşanır oldu?

    Ne oldu da artık büyüklerimize saygıyı sevgiyi yitirdik?

    Ne oldu da artık sorunlarımızı konuşamaz hale geldik?

    Ne oldu da çıkarlar tüm değerlerin üzerine çıktı?

    Ne oldu da karşılıksız sevmeyi unuttuk?

    Ne oldu?

     

    [1] Kluckhohn, 1951; Rokeach, 1973; Schwartz, 1992, Akt. Mehmedoğlu, 2007: 799.

    [2] Güngör, 2010: 28.

    [3] Güngör, 2010: 27.

    [4] Erdoğmuş, 1989: 55.

    [5] Aydın, 2011: 41.

    [6] Anar, 1983: 13; Fichter, 1990: 139).

    [7] Seyyar, 2010: 166.

    Bu yazı toplam 2418 defa okunmuştur.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim