Bir kente söz söylemek, o kentin sorumluluğunu omuzlarına almaktır.
Ben bugün bu sorumluluğu, yıllarını basına vermiş bir gazeteci olarak, Kuşadası’nın bir yurttaşı olarak ve en önemlisi bu toprağın vicdanına inanan biri olarak üstleniyorum.
Beni Aydınpost ailesinin bir parçası yapan bu yolda, şükranlarımı sunuyorum.
Aydın’ın meselelerini bu gazetenin kıymetli kalemleri elbette ele alacaktır.
Ben ise buradan, uzun yıllardır içinde yaşadığım Kuşadası’nın görmezden gelinen gerçeklerini dile getireceğim.
Kuşadası’nın son yıllarda yaşadığı en büyük sorun; beton, trafik ya da plansızlık değildir.
Kuşadası’nın asıl sorunu, siyasetin kişisel hırs ve kinle yönetilmeye çalışılmasıdır.
Bu tablonun merkezinde ise Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu bulunmaktadır.
Kuşadası Belediyesi hizmet binasının zemin katının boşaltılmasının istenmesi, teknik bir ihtiyaçtan değil, siyasi bir hesaplaşmadan kaynaklanmaktadır.
Sebep açıktır” Ömer Günel’e duyulan kişisel husumet”
Ancak burada unutanlara hatırlatmak gerekir..!
O bina bir kişi ya da bir makamın mülkü değildir.
O bina Kuşadası halkının alın teridir.
Yapımında da, alımında da Kuşadası halkının vergileri vardır.
Bir Yörük çadırı için yüzlerce zabıtanın, yüzlerce çevik kuvvetin sahaya indirilmesi; bu kente yakışmayan bir güç gösterisidir.
Daha da vahimi, olaylar sırasında devletin bir polis memuruna yönelik fiziki müdahaleye varan davranışların yaşanmasıdır.
Devletin polisine el kaldırılmaya kalkılan bir noktaya gelinmiştir.
İşte tam bu noktada, olayların büyümemesi, bir provokasyonun ve olası bir facianın önüne geçilmesi adına Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel, çadırın kaldırılması talimatını vermiştir.
Bu karar, bir geri adım değil; bir sorumluluk, bir feraset ve bir vicdan örneğidir.
Özlem Hanım’ın artık şunu bilmesi gerekir,Kuşadası sadece bir isimden ibaret değildir.
Kuşadası, on binlerce iradenin, on binlerce sesin ve on binlerce Günel’in şehridir.
Yaklaşık 25 yıldır yayıncılık yapan, günlük gazete çıkaran, binlerce sayıyı okuyucuyla buluşturan bir gazeteci olarak şunu çok iyi biliyorum:
Basın, susarsa şehir kaybeder.
Gerçekler yazılmazsa, haksızlık kök salar.
Bu nedenle, yıllarını yerel basına vermiş biri olarak; tecrübemi, hafızamı ve sözümü
Aydın’da yerel basının öncü kuruluşlarından Aydınpost çatısı altında okuyucularımla buluşturacak olmaktan onur duyuyorum.
Bu satırlar bir kişiye değil, bir anlayışa itirazdır.
Bu yazılar bir kavganın değil, kentin vicdanının sesi olacaktır.
Ve bu ses, susmayacaktır.