Bir Ülkede İç Kale Nasıl Tahkim Edilir?

Abone Ol

Hangi devletin başına ne gelecek, sıra kimde, kimse öngöremiyor..Bu gün petrolü olan İran’ın başına gelen yarın ulus aşırı sular (Dicle,Fırat) bahane edilerek bizim ülkemizin başına gelmeyeceğini kim garanti edebilir?

Artık insanların huzur ve güvenli yaşamasının önkoşulları hak, adalet ve hukukun yeri geldiğinde rafa kaldırıldığı, hegemonik devletlerin suyu bulandıklarını bahane ederek gücü yettiği devletlerin doğal kaynaklarına çöktükleri bir dönemden geçiyoruz.

İnsan hakları, hak, hukuk, adalet, egemenlik, sınırların dokunulmazlığı, başkalarının iç işlerine karışmamama ilkesi, devletlerin birbirine eşitliği günümüzde bunları dikkate alan olmadığı gibi “ne yapıyorsun” diyen de yok.

Günümüz savaşlarının şekli de değişti, İran’daki gibi siber ağırlıklı yapılabildiği gibi baskın şeklinde Venezüella’dak gibi ya da bölgesel güçler aracılığıyla vekalet savaşı şeklinde de yapılabiliyor.

Diğer yandan hangi devletin başına ne gelecek, sıra kimde, kimse öngöremiyor..Bu gün petrolü olan İran’ın başına gelen yarın ulus aşırı sular Dicle,Fırat bahane edilerek bizim ülkemizin başına gelmeyeceğini kim garanti edebilir?

Ama değişmeyen bir gerçek var, payın tamamını alan aslan değişmiyor, sürekli oyuna gelenler tilkiler ve çakallar.

Bu konuda ibretlik bir hikayedir anlatılır:

Aslan, tilki ve çakal ormanda birlikte avlanmaya çıkarlar. Gün boyu yaptıkları avda bir horoz, bir kuzu bir de eşek sıpası yakalarlar. Sıra paylaşmaya gelince aslan çakala “paylaştır,” der.

Çakal basitçe “ horoz tilkinin, kuzu benim, eşek sıpası da zatı alinizindir”,der. Ama aslan bir vuruşta çakalı yere serer.

Ve tilkiye “ sen paylaştır” der.

Tilki:

“Efendim horoz zatı alinizin sabah kahvaltısı, kuzu öğle yemeği, sıpa da zatı alinizin akşam öğünüdür,” der.

Aslan:

“Aferin, sen bu adaleti nerede, kimden öğrendin”, der. Tilki de:”Efendim zatı alinizin bakışı, çakalın yatışı bana bu adaleti burada öğretti,”yanıtını verir.

Günümüz uluslar arası arenada yaşanan tam da bu... Atlar tepişiyor(ABD-Çin) arada ezilenler de taylar oluyor.

Peki, ne zaman ne yapacakları öngörülemeyen ne hak, hukuk, insan hakları, ne sınır, egemenlik tanıyan bu zorbalıkların hüküm sürdüğü dünyada biz ülke ve millet olarak ne yapacağız?

Tamam... Siyaset kurumunun temsilcileri tarafından dile getirildiği gibi millet olarak iç cepheyi güçlendireceğiz.

Ama o konuda önder siyaset kurumu olacak. Çünkü ağır Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı örneğinde olduğu gibi Kurtuluş Savaşı’nı yapan, bu devleti kuran bu aziz millettir.

Boşuna denmemiştir Türkler asker millettir sözü.Bu millet yeri geldiğinde üzerine düşeni yine yapacaktır.Yeter ki,siyaset kurumu aklını karıştırmasın...

Bu beşeri sermaye paradan da altından da daha değerlidir. Para olmadığında bir şekilde bulunabilir ama bu beşeri sermaye her millette bulunmayan bir hazinedir..

Bazı siyasetçiler sanki kendiliğinden yozlaşmış gibi günah çıkarırcasına bu milletin azizlik vasfı yok oldu, deseler de bu milletin mayasında bu gücün devam ettiğine dair inancını koruyanlara ben de dâhilim.

İş başa düşmeye görsün...

Yeter ki, siyaset kurumu nefret dilini terk ederek kendi aralarındaki koltuk kavgasını bir kenara bırakarak yeri geldiğinde ülke adına bir araya gelebilsinler.

Millete karşı dürüst ve açık sözlü olabilsinler...

Yoksa bir millet kendiliğinden yozlaşmaz, çürümez. Haksızlıklar,adaletsizlikler,kul hakkı yemeler, yetim hakkına tecavüz ve bütünüyle israf ve yolsuzluklar,demokrasi yerine demagoji yozlaşmayı körükleyen meşru olmayan eylemlerdir.

.Eğer bu değerler rafa kalkar da çoğunluğun tepkisizliği “neme lazım” derecesine ulaşır, sıradanlaşırsa,o millet yıkım sürecine girmiş demektir.

Kanuni gücünü zirvesine ulaştırdığı Osmanlı Devleti’nin bir gün yıkılmasından endişe eder ve bu gibi soruları sorduğu sütkardeşi Yahya Efendi’den bir mektupla öğrenmek ister.

“Sen ilahi sırlara vakıfsın.Kerem eyle de bizi aydınlat.Bir devlet hangi hallerde çöker?Osmanoğulları’nın akıbeti nasıl olur?Bir gün gelir de yıkılır mı?

Mektuba Yahya Efendi’nin cevabı çok kısa ve nettir

“Neme lazım be Sultanım,”

Mektubu okuyan Sultan verilen bu cevaba bir mana veremez. Yahya Efendi gibi bir zatın böylesine basit bir cevapla işi geçiştireceğini de pek düşünmez.söylenmeye başlar:

“Acaba bilmediğimiz bir mana mı vardır bu cevapta? Nihayetinde kalkar Beşiktaş’taki Yahya Efendi’nin dergâhına gelir ve sitem dolu bir edayla soruyu tekrar eder:

“Ağabey ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme.Sorumu ciddiye al !”

Yahya Efendi duraklar:

“Sultanım, sizin sorunuzu ciddiye almamak ne mümkün? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz etmiştim.”

“İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece neme lazım be sultanım demişsiniz. Sanki beni böyle işlere karıştırma der gibi bir anlam çıkarıyorum.”

“Sultanım! Bir devlette zulüm yayılırsa, haksızlık artarsa, işitenler de neme lazım, deyip uzaklaşırlarsa, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yerse,bilenler ve görenler bunu söylemeyip susarlarsa...

Fakirlerin,yoksulların muhtaçların,kimsesizlerin feryadı göklere çıkarsa bunu da taşlardan başkaları işitmezse.....

İşte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın güven ve itimadı sarsılır.

Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve yıkılış da böylece mukadder hale gelir.”der.

Bunları dinlerken ağlamaya başlayan Koca Kanuni, söylenenleri başını sallayarak tasdik eder, sonra da kendisini böyle uyaran bir âlime memleketinin sahip olduğu için

Allah’a şükreder. Bu tür ikazlardan geri kalmaması için tembihte bulunur ve oradan ayrılır.

İç kaleyi tahkim etmek böyle olur.

{ "vars": { "account": "UA-18838004-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }