Bir hayal uğruna mı?

Abone Ol

Ağlasa gözyaşı donar, gülse neşesi…

Koşsa adımları, dursa nefesi donar.

 Ne bir paltosu, ne sıcak aşı

Ne bir kimsesi var, ne mezar taşı

Çınlar karlı dağlarda , yası Mehmedin…

 

Üzerinden yüz yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen zamanlama, taktik ve imkânlar açısından en çok tartışılan harekâtlardan biridir Sarıkamış

Şehit sayısı bile kesin değildir. Çeşitli kaynaklarda 23 bin ile 115 bin arasında değişen rakamlar vardır.  Hafızalara kazınan 90 bin iken, Genel Kurmay’ın açıkladığı rakam ise 60 bindir.

Şehit sayılarındaki birbirinden farklı rakamlar bile çok şeyi açıklamaya yeter. Gerek Birinci Dünya savaşına girerken,  gerekse Sarıkamış Harekatı’nı yaparken ki idari, siyasi ve sosyo-ekonomik durumumuzu ortaya koyar.

Sarıkamış Harekatı’nı, merkezi Erzurum’da bulunan 3.Ordu yapacaktır. Emir ve harekat planı bizzat Harbiye Nazırı Başkomutan Vekili Enver Paşa’dan gelmiştir.

Plana göre Sarıkamış alınıp oradaki Rus karargâhındaki mühimmat ve yiyecekler ganimet yapılacak, oradan da Kafkaslar aşılıp, İran, Türkistan, Afganistan ve hatta Hindistan’a kadar olan yerler fetih olunacaktır.

 

Harekât emri 3.Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa’ya geldiğinde Hasan İzzet Paşa ve Kolordu Komutanları hem kış şartlarının, hem askerin yiyeceğinden, giyeceğine ve kullanacağı mühimmatına kadar böyle bir harekâta uygun olunmadığını bildirirler.

 

Nitekim Ulaştırma Teftiş Genel Müdürlüğü‘nün 3.Ordu hakkındaki 26 Ekim 1914 tarihli raporu da Hasan İzzet Paşa’yı doğrular niteliktedir.

 

3. Ordu’nun bulunduğu yerde bile iaşesi için mevcut menzil kolları yetersizdir. Hareket halinde açlık muhakkaktır. Doğuda demiryolları olmadığından, menzil kolları ne kadar arttırılsa yine kâfi gelmez. On günlük erzakı taşıyan menzil kolları olsa dahi on birinci günü yine açlık baş gösterir.

 

Tabi Enver Paşa bu raporlara itibar etmez, bizzat kendisi görmek ister. Bir engel çıkıp kendisi gidemediği için de yerine karargâhtan Hafız Hakkı Bey’i gönderir.

Hafız Hakkı Bey incelemelerinden sonra 3.Ordunun bu harekatı yapıp başarabileceğini, fakat komuta kademesinin isteksiz ve cesaretsiz olduğunu Enver Paşa’ya rapor eder. Bunu yaparken de bu göreve talip olduğunu, fakat rütbesinin yetmediğini de ilave eder.

Eder etmesine de bir Mehmetçik de  aynı günlerde şöyle der mektubunda:

“ Bu yaz, iki alayımızla Yemen’den buraya nakil olduk. Yola koyulmamızdan dört ay sonra buraya ulaştık ki Arabistan’ın cehennemi sıcağı Köprüköy’deki ayaz yanında nimet-i ilahi imiş. Burada çadırın perdesi buza kesmiş oğlak kulağı gibi kırılmakta ve kopmakta. Bölük kumandanım, beni sıhhiyeye nakletmiş ise de tabip ve ilaç yokluğundan çaresiz kalıp takımıma döndüm. Akşam yaklaşınca Köprüköy civar dağlarından tipi boşanır. Kumandanımız, gelecek Cuma Başkumandan Enver Paşa Hazretleri’nin teftiş ve hücum için geleceğini müjdeledi. O gelinceye kadar da yün içlik, çorap ve paltoların verileceğini ve Yemen yazlıklarını atacağımızı müjdeledi. Allah devlete ve millete zeval vermesin’’.

Askere müjdelendiği gibi yün içlik, çorap ve paltonun gelip gelmediğini bilmesek de, Enver Paşa ve beraberindeki yeni komuta heyeti harekâtı başlatmak üzere Erzurum’a gelmişlerdir.

 Enver Paşa askerin halini yerinde görür ve onlara şöyle seslenir:

‘’ Askerler hepinizi ziyaret ettim ayağınızda çarığınız, sırtınızda paltonuz olmadığını da gördüm. Lâkin karşınızdaki düşman sizden korkuyor, yakın zamanda taarruz ederek Kafkasya’ya gireceksiniz. Siz, orada her türlü nân ve nimete kavuşacaksınız. ”

3.Ordu komutanı Hasan İzzet Paşa İstifa eder ve ya görevden azledilir. Bu arada Hasan İzzet Paşa Enver Paşa’nın Harbiye’den hocasıdır.

 Enver Paşa 3.Ordu komutanlığını kendi üzerine alırken, yardımcıları ve kurmay kademesi Alman subaylardan oluşmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusunda en üst ve kritik komuta kademelerinde heyet başkanlığını Liman Von Sanders’in yaptığı böyle birçok Alman subay vardır.

Harekâtı istemeyen üç kolordu komutanı da görevlerinden alınır ve 22 Aralık 1914’te harekât başlar.

Aylardan Aralık’tır. Aralığın sonları. Kafkaslarda kışın en deli zamanlarıdır. Kar bir insan, iki insan boyundadır. Garibim askerin sırtında 30-35 kiloluk yük,  karnı hep aç, sırtı ince ve ayağında kimisinin delik potin, kimisinin çarık, nân (ekmek) ve nimetlere doğru düşerler yollara.

Önlerinde günlerce yürünüp aşılacak derin uçurumlu sarp yokuşlar ve kara kış vardır. Savaştan savaşa geçen yüzlerce yılın yılgınlığı omuzlarında, yürürler, yürürler, yürürler…

Tipiye yakalanmamak mümkün müdür? ... Kars’ın Sarıkamış’ın dağlarında Aralığın son haftasında tipi olmayıp da ne olsun…

Bilenler bilir, açık bir alanda tipiye yakalandın mı bırak donmayı, nefes alamaz boğulursun.

Sarıkamış yollarında da böyle olur.  Mehmetçik göz gözü görmez tipide, kardan beyaz buzdan soğuk kefenine sarınıp gider…

Bir tas sıcak çorbaya, yıkanmaya yunmaya ve sonra yataktan döşekten geçmişlerdir artık, sadece kuru bir toprağa uzanıvermeye hasret kalarak can verirler.

 Kimi köylüler bunun için şöyle der:

“Buradan o dağlara baktığımızda, üzerine kar düşmüş çalılıklar görürdük. O çalılıkların kurda kuşa yem olmuş askerlerimizin kemikleri olduğunu oraya gidince anladık.

Sadece ağır kış şartları değildir askerin belini büken. Mühimmat, erzak, ilaç, ulaşım, ikmal sıkıntısı da değil...

Bir de bit illeti vardır.

Bit. Bildiğiniz bit.

Hani şu Rüstem Paşa’ya talih olup Sultan Süleyman’a damat yapan kan emici böcek var ya,  işte o. Ama Sarıkamış’ta böyle olmaz. Haftalarca aylarca yıkanamayan, temiz çamaşır giyemeyen askere zulüm olur.

Bu bitlerden öyle bir tifüs salgını başlamıştır ki, önce asker sonra halk arasında binlerce kişi kırılır gider. Bitin neden olduğu tifüsten ölenlerin sayısı on binlerle ifade edilir o yıllarda.

Böyledir işte dostlar,

Sarıkamış böyledir.

Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da bir hilal uğruna batan güneşler, Acep Sarıkamış’ta bir hayal uğruna mı batıp gitmiştir.

Bu fikir halâ tartışıla dursun harekâtın sonunda Erzurum’a birkaç bin asker anca döner. Onların da halleri hâl değildir zaten.

Sonuç olarak; Birinci Dünya Savaşı öncesi Osmanlı Devleti’nin asker, siyasi, bürokratik, ekonomik, teknolojik ve toplumsal durumuna bakacak olursak Sarıkamış faciası maalesef gayet normal bir sonuçtur. Daha farklı bir sonuç olsa olsa mucize olurdu.

Aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.  Ruhları şad olsun.

Sağlıcakla kalın…

{ "vars": { "account": "UA-18838004-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }