banner83

Bilim adamı olmak istiyordu

Bugüne kadar devrimci tarihimizden birçok olayı ve devrimci şahsiyeti yazdım. Öğrendikçe etkilendim, sizlere aktarmayı bir vazife bildim. Devrim tarihimizin o kahramanları ne kadar yazılsa azdır. Onlara çok şey borçluyuz. Beni o yazılarla tanıdınız... İzninizle bu yazımda geçen yıl kaybettiğim sevgili oğlum Aydın Dolapçı'yı yazacağım. Bir yıllık bir mücadeleden sonra 28/29 Ocak 2019 gecesi kaybettik. Henüz 20 yaşındaydı ve yaşasaydı bilim adamı olacaktı.

Aydın evimizin ilk çocuğu olarak 24 Haziran 1999 tarihinde İstanbul Bakırköy'de dünyaya geldi. Beş yaşına kadar Alibeykey Yeşilpınar'da yaşadı. 2004 yılı sonunda Çayırova Şekerpınar'a taşındık ve ilköğretim okulunu burada Hasan Tahsin İlköğretim Okulu'nda bitirdi. Her yıl sınıfını taktirle geçti. Liseyi İstanbul Kadıköy Anadolu Lisesi'nde okumaya başladı. Evimiz çok uzak olduğu için okulu sürdüremedi. Gebze Anadolu Lisesi'ne naklini yaptık. Burada da başarılıydı. Lise onun delikanlılığa geçişinin de basamağıydı. Her genç gibi o da bazı sorunlar yaşadı, ancak okulu sürdürdü ve 2017 yazında mezun oldu. En önemli hayali üniversite okumaktı. Son sınıfta astronomi uzay bilimine merak sardı. Girdiği üniversite sınavlarında tek tercih yaptı ve İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri bölümünü kazandı. Koşa koşa gitti. Lise öğretmenine yazdığı bir mektupta, "Lise bana göre değilmiş. Üniversite hayatını çok seviyorum. Astronomi bölümünü isteyerek yazdım. Bilim adamı olmak istiyorum. Üniversite zaten bilim için okunur" diyordu. İlkokuldan buyana çok okuyan ve araştırmaya meraklı bir çocuktu. Hatta kızar, "yeter artık, gel de biraz bahçede zaman geçirelim" derdim. O ise okur, okur ve okurdu... Küçükken "büyümüş de küçülmüş" tiplerdendi. Bu çok da iyi değildi... Ama elinde değildi. İleride bunun sıkıntı yaratmasından endişeliydim. Büyüyünce de biraz çocuklaşmıştı...

Marketteki kıza azarı

Çocukluğundan hatırladığım çok zekice cevaplar vermesi ve herkesi şaşırtan çıkışlar yapmasıydı. Mavi gözlü, beyaz tenli güzel bir çocuktu. Gittiği her yerde ayrı bir ilgi odağı da olurdu... ABD'nin Irak'ı işgal yıllarıydı. Evde pek siyaset konuşmam. Çocuklar erken etkilenmesin diye. Ama o televizyon izler olaylardan uzak kalmazdı. Sanırım dört-beş yaşlarındaydı. Bir gün markette alşıveriş yaptık, kasada bekliyoruz. Önümüzde başı kapalı bir genç kız, elinde cola şişesiyle ödeme yapıyordu. Aydın kıza öyle bir çıkıştı ki, kız şaşırdı ne yapacağını bilemedi. Aydın kıza, "O pis colayı neden alıyorsun. Amerikalılar çocukları öldürüyor, bilmiyor musun?" demez mi. Sanırım annesini uyarmamdan aklına yer etmişti...

İkinci unutamadığım olay ise, Aydınlık binasına birlikte gittiğimiz 23 Nisan 2008 günü yaşandı. Güvenlik nedeniyle kapıdaki arkadaşlar gelen herkesin çantasını arıyordu. Bizden de istedi. Ben de çantamı açtım ve gösterdim. Aydın bu durur mu, "Amca bizim çantamızı neden arıyorsun ki, biz kötü insan değiliz ki?" dedi. Kapıda Şahin Ağabey duruyordu. Ne yapacağını şaşırdı. Gerekeni söyledi ama Aydın iknâ olmadı. Yıllar sonra Şahin Ağabey her görüşünde Aydın'ı sorar ve bu olayı anlatırdı. "Aydın bana öyle bir ders verdi ki unutamam" derdi...

Aydın duyarlıydı. Duygusaldı... Anılarına düşkündü... Vefalıydı. Cezaevine düşen lise öğretmenine mektuplar yazar, davasını takip ederdi... Kötü alışkanlığı yoktu. Sigara içen arkadaşlarına bile kızardı. Hastalığı döneminde Ramazan yemeği için mahallemizdeki komşuları bir araya topladı ve adeta veda yemeği verdi. 24 Haziran 2018 onun 19 yaş günüydü. O gün ilk oyunu da kullandı. Mutluydu... Rahatsızdı... Rahatsızlığını öğrenince "18 yaş bana uğurlu gelmedi" diye serzenişte bulundu... Kızarıp bozarıyordu. 4 Temmuz günü İstanbul Tıp Fakültesi Çapa Hastanesi'ne yatırdık. 14 Temmuz günü karaciğeri iflas etti. Şok olduk. Nasıl olur da genç bir çocuğun karaciğeri iflas ederdi. Meğer Şubat-Nisan arası sivilce ilacı içmiş ve bu, onun hem sinirlerini hem de karaciğerini iflas ettirmiş. Olanlar bunun sonucuydu. Araştırdık ki ilaç çok tehlikeli bir özelliğe sahipmiş. Çok kişinin karaciğerini iflas ettirmiş. Sinir sistemini bozduğu için intihara sürüklemiş... En acısı da cildiyeci doktor bu ilacı verirken ondan "her türlü sorumluluk bana aittir" diye belge imzalatmış. Oysa bize yan etkilerini söylese, uyarsaydı; bu aşamaya gelmezdik. Ondaki aşırı sinirlilik ve cildindeki kızarıklığı anlar ve hemen müdahale ettirirdik. Ama olmadı... Geç kalmıştık ve olanlar olmuştu... Doktor ihmali onun hayatını kararttı...

Yaşam mücadelesi

Aydın bir ay komada kaldı. Yoğun bakım ünitesinde her türlü müdahale yapıldı. Küba'dan ilaç getirildi. Karaciğer nakil olmadan kurtarıldı. Bu süreçte kan ihtiyacı oldu. Ailemiz, Aydınlık, Ulusal Kanal, Aydınpost ve Vatan Partisi camiası seferber oldu. Gerekli kanı bulduk. Büyük ailemiz hep yanımızda oldu. Yüzünü görmediğim yüzlerce arkadaşımız, dostumuz aradı ve yapılacaklar için hazır olduklarını söylediler. O günlerdeki mücadelemizde bizi yalnız bırakmayan dostların çabaları unutulmaz. İyi ki sizler varsınız, dedik. Gururlandık. Umutluyduk, öyle de oldu. Mucize niteliğinde karaciğeri kurtarıldı ve tedaviye yanıt verdi. (Doktorlar uyguladıkları yöntemi uluslararası sempozyumda sunacaklarını söylediler.) Dünyalar bizim oldu. Her şeye yeniden başladık... 5 Eylül günü taburcu oldu. 65 kiloluk aydın 50 kiloya düşmüştü. Evde de tedavisi yapıldı. Kasım ayında okuluna da başladı. Annesi ona gözü gibi baktı. En son 24 Ocak 2019 günü beslenme servisinde kontrolü yapıldı ve 66 kilo olduğu saptandı. Doktorları gülerek, "Artık gayet iyisin. İdeal kilona da ulaşmışsın. Üç ay sonra gel" dedi... Yoğun bakım sürecinde beyninde ödem olmuştu. O da adım adım düzeldi. 31 Ocak günü de beyinden kontrole gidecektik.

Meğer zaman darmış, son günleriymiş... O haliyle Kasım ayındaki İstanbul Kitap Fuarı'na da gitmişti. 30 adet kitap aldı. Ellerinde derman yoktu, onları 5 saatlik yoldan taşıdı, eve getirdi. Kütüphanesine koydu. Bir yıl içinde okurum, diyordu... Son günlerinde psikolojik durumu iyi değildi. Buna rağmen kıpır kıpırdı. Okula gidiyor, etkinliklere katılıyordu... Bu durum nedeniyle bir tedavi daha yapıldı. İlaç kullanamıyordu. Karaciğer tekrar iflas eder diye korkuluyordu. Vücudu tepki veriyordu. Oysa psikolojik durumunun kontrol altına alınması için ilaç kullanması gerekiyordu... 15 gün yatarak tedavi edildi...

Sık sık da Aydınlık'a gelir, yazdığı yazıları İlker Yücel'e verir; yayımlanmasını isterdi. "Yazar da olacağım. Roman yazacağım" diyordu. Çok iyi Türkçesi vardı. Benim yazılarımdaki hataları görür, düzeltirdi. Buna sevinirdim. Artık düzeltmenim var, derdim. Yaşlanınca benim elim ayağım olacak; kütüphanelerden istediğim bilgi ve belgeleri getirecekti... Düşünen, araştıran, meraklı ve kendine has fikirleri olan insandı...

Ve o kâbus gecesi

28 Ocak 2019 akşamı, 20.10'da eve geldim. Valizlerini toplamış çıkmak üzereydi. Nereye, diye sordum. Arkadaşlarına gidip orada kalmak istediğini söyledi. Oysa bunu daha önce konuşmuş ve sağlığının başka yerde kalmaya elverişli olmadığını söylemiştim. O ise kızgınlıkla dolaşıp durdu. Ne söyledimse durduramadım. O gece sıkıldığım kadar sıkılmamıştım. Ve 20.44'te evden çıkıp gitti... Çapa'ya gidecekti. Yolu en az 3 saat sürecekti. Gece 00.37'de Kadıköy rıhtımda sırt çantası bulunmuş. Cep telefonu da içinde... Polis bizi aradı. Biz onu şaşkınlıktan unuttuğunu sandık. Elinde iki valizi daha vardı... Gideceği yeri aradık. Gece 02.00'ye kadar aradık, ulaşamadık. İçimize dert düştü... Ancak aklımıza kötü bir şey gelmedi. Oysa o çoktan kendini Marmara'nın mavi sularına atmış ve o mavi gözler kapanmış... Sabah 09.37'de denizin üstünde cansız bedeni görülmüş ve gerekenler yapılmış...

Öğrendiğimizde dünyamız yıkıldı. Annesinin "Neden yaptın Aydın!?" diye çığlıkları hâlâ kulaklarımdadır... Nedeni çoktu ve artık anlamı yoktu... En önemlisi de geçirdiği ağır rahatsızlık onun duygularını bozmuştu... O gece sadece ilk evladımızı kaybetmedik, geleceğin bilim adamını da kaybettik. Ona da o yakışırdı... Umutları, hayalleri, planları vardı. Hepsi okulunun ikinci sınıfında yarım kaldı... Hâlâ onun acısı içindeyiz.

Bir çiçeği çok sevdi: Itır... Bahçemizin en güzel çiçeğiydi... Onu severek almıştı. Ondan bahçemizde kalan son hatıraydı. O da acısından mı nedir, kurudu...

Bu vesileyle tedavi sürecinde emeği geçen bütün doktor ve servis görevlilerine, Dolapçı ve Koç ailesine, Aydınlık, Aydınpost, Ulusal Kanal ve Vatan Partisi ailesine teşekkürü bir borç biliriz. Sağ olun, var olun...

banner102