• BIST 107.303
  • Altın 152,960
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624

    ‘Ben bu fantezileri niye bilmiyorum?’

    12.02.2012 10:16
    Çiğdem Anad yeni romanı “Sen Kimsin?”de kendini ararken farklı cinsel arayışlarda hırpalanan büyük şehir insanlarını anlatıyor
    ‘Ben bu fantezileri niye bilmiyorum?’
    ‘Ben bu fantezileri niye bilmiyorum?’ ‘Ben bu fantezileri niye bilmiyorum?’ ‘Ben bu fantezileri niye bilmiyorum?’

    Çiğdem Anad “Aklım Nereye Gidiyor, Ellerim Nereye” diye sorduğunda yıl 1996’ydı. İlk kitabıydı bu. Onu bir başka kitap, bir başka soru izledi 2004’te : “Hayat Geçiyor Sen Neredesin?”. Bir yedi yıl daha geçti. Önümüzdeki hafta, kitap raflarında yeni sorusuyla okur karşısına çıkacak Çiğdem Anad ve bu kez “Sen Kimsin?” diyecek. Everest Yayınları’ndan çıkan romanda, metropol insanının kendini ararken yaşadığı aşksız sevişmeler, onların inişli çıkışlı ruh halleri, evlilik, kadın erkek ilişkileri, fona Türkiye’nin bugününü alıp nefes kesen bir tempoda karakterleri ‘Ben kimim?’ sorusuna taşıyor. Onu bize tanıtan televizyon haberciliğinden, gazetecilikten umudunu kestiğini söylüyor ama Çiğdem Anad bildiğimiz gibi... En sıkısından soru sormaya devam ediyor hâlâ!


    * “Sen Kimsin?” sorusunun romanını yazmak cesaret isteyen zorlu bir iş. Nasıl karar verdiniz?

    İstanbul ve İstanbul gibi metropollerde geçim derdi, gelecek kaygısı olmayan bir grup insan var. Belirli bir gelir seviyesinin üstünde, ‘tuzu kuru’ bu insanlar bir gün geliyor, evliliklerinden, kendilerinden, hayatlarından sıkılmaya başlıyor. O noktada bir arayış başlıyor. O arayış da genellikle önce farklı cinsel arayışlara girerek oluyor.

    * Her şeye doymanın getirdiği bir sıkılma mı?

    Her şeyi tüketmenin getirdiği bir sonuç. Arayışı özellikle seks üzerinden yapmak da bence bir tükenişin ifadesi zaten. Arayış noktasına geldiğinde düşünce yapısı değiştirilebilir, hayata bakış değiştirilebilir, dostlar değiştirilebilir. Ama bir grup da farklı erkek ve kadınlarla aşksız ilişkiler kurma yoluna gidiyor, kitabımdaki karakterler gibi.

    “Uyku zamanımın çoğunu yazmaya ayırıyorum”

    * Niye diğerlerini değil de aşksız sevişmeleri tercih ettiniz?

    Diğerleri yani çoğunluk zaten olması gerekenleri yapıyor. Boşanacaksa boşanıyor, ayrı bir şehre taşınacaksa taşınıyor ya da işini ve çevresini değiştiriyor. Bunlar zaten makul, anlaşılır şeyler. İlginç olan, o arayışın farklı ilişkiler üzerinden yapılması. Ben böyle o kadar çok insan tanıdım, hikaye dinledim, gördüm ki... Doldum anlayacağın. Aslında dinlediğim hikayeleri aman ağzımdan bir şey kaçar diye unuturum. Hikayeleri unuttum ama bende izleri kaldı. O ruh hallerini biliyorum ve onları anlıyorum. Bütün bu toplam üzerinden farklı karakterler, hikayeler yarattım.

    * Bu kitabın yazım aşaması ne kadar sürdü? Arada kopmalar yok, kitabın kurgu matematiği sağlam. Belli ki çok zaman harcanmış.

    İki yılda yazdım. Ama iki yıl tamamen bu romana odaklandım. Savrulmadım, dağılmadım, başka bir şey yazmadım. Kafamın içinde dönenlere, dolaşanlara konsantre oluyorum ama bir yandan iş akıyor, bir yandan çocuklar, bir yandan dostlar... Hiçbirinin dengesinin bozulmasını da istemiyorum. O nedenle uyku zamanımın çoğunu yazmaya ayırıyorum.

    * Çocuklar farkında mıydı annelerinin roman yazdığının?

    Kitabın redaksiyonunun bir bölümünü oğlumla çizgi film seyrederken yaptım. O zaman fark etti kitap yazdığımı. Kızım Fransa’da okuyor ve iki yıldır yok. O zaten fark etmedi. Ama hepsinin ötesinde evde herkes yattıktan sonra, onlar odalarına çekilip uyuduktan sonra yazma mesaisi başladığından sabahları sadece annelerini iki saat uykulu veya hiç uykusuz görüyorlardı; bildikleri bundan ibaretti.

    * Eşinizin tepkisi nasıldı?

    O sadece, “Bir saat uykuyla mı dolaşılır, bak elini kolunu zar zor kaldırıyorsun, kendini çok hırpalıyorsun, ne zaman bitecek bu?” dedi.

    * O kadar hemhal oluyorsunuz karakterlerle...

    Çok hem de... O karakterlerde akıp gidiyorsun. Üstelik onlara sağlam bir psikolojik taban örmeye gayret ediyorsan, ki karakterlerin psikolojisini her yönüyle yansıtmak istedim, o zaman karakterlerle birlikte inip çıkıyorsun. Kitabı yazarken ağlıyorum, gülüyorum, üzülüyorum. Hemen ardından “Ee nerede kalmıştık, hadi Vito sana mercimek çorbası koyayım” olmuyor peşi sıra. Ama aslına bakacak olursan evlenmeden önce Vito’ya dedim ki “Seninle beraber olmak beni çok mutlu ediyor. Ama seninle beraber olursam yazı macerasında çok üretken olamayacağım.” Bunu göze alacak mıyım almayacak mıyım diye aylarca düşündüm ve karar verdim, ben biraz mutlu olmak istiyordum, yazıyı geri plana attım.

    * Karakterlerin ruh hallerini derinlemesini irdeliyorsunuz kitapta. Hazırlık aşamasında psikolojik okumalar yaptınız mı?

    Bu kitap için özel olarak bir okuma yapmadım. Ama 14 yaşından beri psikoloji ve felsefe alanında, dört yıllık akademik eğitimde okutulanlardan fazla kitap okumuşumdur bugüne kadar.

     

     

    “Eşim ‘Bu fantezilerini ben niye bilmiyorum?’ diye sordu”

    * Kitapta belli bir noktadan sonra evlilikler tavsayıp darboğaza giriyor. Bu tip virajları kendi evliliğinizde nasıl aldınız?

    Biz Vito ile çok iyi arkadaş olduk. Hayattaki en yakın arkadaşım. Hayatımı onda bitirmek isterim, mümkünse. Eğer evlilikte kadın ve adam çok iyi arkadaş olurlarsa o evlilik sürüyor. Olamazlarsa da bitiyor.

    * Yıldırım ile Alev eşleriyle arkadaş olamadıkları için mi o savrulmaları yaşadılar?

    Tabii ki. Bir kere kitaptaki karakterlerin tıkandıkları nokta cinsel birliktelerinden alamadıkları haz değil. Onlar hayatlarından, eşlerinden, asıl kendilerinden sıkılıyor. Bu kadar sıkılınca eşine de dokunmak istemezsin tabii. Alev ile Yıldırım önce kaybettikleri bedensel heyecanlarını fark ediyorlar ve bu eksikliği tamamlamak için arayışa giriyorlar. İlişkiler ilişkileri kovalarken asıl sorunun kaybettikleri cinsel haz olmadığını anlıyorlar.

    * O savrulma sırasında yaşadıkları fantezilerin de sınırı yok.

    Özünde benzer durumları dinledim, duydum. Sonra metaforlarla, fantezilerle hikayeler kurdum. Yazdıklarımın hiçbiri bana hiç olağanüstü gelmedi doğrusu.

    * Dinlediniz, duydunuz, peki yaşadınız mı?

    Hayır yaşamadım ve yalan söylemiyorum gerçekten yaşamadım. Bundan önceki iki kitabın da bir yerlerinde vardım. Ama bu kitabın hiçbir yerinde ben yokum.

    * Çiğdem Anad’ın fantezileri mi bunlar diye düşünenler olursa?

    Eşim kitabı okudu ve dedi ki “Sende ne fanteziler varmış, ben bunları niye hiç bilmiyorum?” Ben de dedim ki “Valla ben de, bende olduğunu bilmiyordum”. Sonra “İnsanlar senin bir şekilde bu fantezilerin içine girdiğini düşünebilirler. Bunları hesaba katıyor musun?” dedi. “Katıyorum” dedim. Ama ne yapacağız yani, kendimizi roman kurgusunda bile sansürleyecek miyiz?

    * Nasıl tanıştınız siz?

    Vito kameramanlık yapıyordu o zaman, ben muhabirdim. Yıl 1995. Tunceli’ye girilemiyordu. Tunceli’de ne oluyor bir konuşalım Tunceli halkıyla dedik ve gittik. Ben Vito’ya dedim ki “Şimdi mikrofon tuttuğum hiç kimse konuşamayacak eminim ama sen sakın kayıttan çıkma, yüz ifadelerinden biz ne dediklerini anlarız.” Soru sorduğum kimse cevap vermedi. Ama ben de onların vermediği cevapları kendi sorularımı ve onların cevap veremeyişini yayınladım. Ve çok daha etkili oldu.

    * Orada mı başladı ilişkiniz?

    Hayır. Sadece ikimiz de birbirimizin iyi ve düzgün insanlar olduğumuzu düşünmüşüz. Ama orada aşka meşke dair en ufak bir şey olmadı. Sonra ilişkimiz gelişti, evlendik. Aslında kısa dönem bir ilişki olacağını düşünüyordum. Fakat çok uzun bir ilişki oldu.

    “Gazetecilik bitti, dizi yazmaya karar verdim”

    * Tezgahta yazılmayı bekleyen yeni bir kitap var mı?

    Şimdi iki ayrı dizi üzerinde çalışıyorum.

    * Nereden çıktı dizi yazmak?

    Gazetecilik bitti. Gazetecilik bitince, dizi izlemeye başladım. Gazetecilik hiçbir kuruma, iktidara, muhalefete, askere, emniyete hiçbir tarafa yakın durmamaktır; hepsini eleştirmektir. Neyi doğru yaptıkları, neyi yanlış yaptıkları üzerine araştırmaktır, soruşturmaktır, sormaktır. Şimdi bunlar yapılmıyorsa, gazetecilik yapılmıyor. Bu koşullarda gazetecilik yapamayacağım için dizi yazmaya karar verdim.

    * Gazetecilik anılarınızı toplamayı düşünür müsünüz?

    Bunu çok lüzumsuz görüyorum. Alzheimer’a üç kaldı, prostata beş kaldı; haydi anılarımızı yazalım gibi geliyor bana. Geçmişe bakacak, geçmişle zaman geçirecek yaşa gelmedik. Daha yapacak yeni çok iş var. 

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • iDANSla çağdaş dans vakti02 Ekim 2012 Salı 22:10
  • İstanbulda en kısa festival02 Ekim 2012 Salı 22:09
  • Turuncu Filmler Antalyada02 Ekim 2012 Salı 22:08
  • Beat’lerin Kralı Babylonda02 Ekim 2012 Salı 22:06
  • Türkiyeye utanç verici ceza02 Ekim 2012 Salı 22:05
  • Fazıl Sayın Evreni ilk kez Salzburgda02 Ekim 2012 Salı 15:02
  • Bilgin Adalı hayata veda etti01 Ekim 2012 Pazartesi 23:20
  • Uluslararası caz günü İstanbul’da gerçekleşecek30 Eylül 2012 Pazar 15:04
  • Askerler öldürdüklerini göremezlermiş30 Eylül 2012 Pazar 07:00
  • İşte Neşet Ertaşın son şiiri29 Eylül 2012 Cumartesi 16:38
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim