'Başörtülü psikolog olmaz” sözlerine en güzel cevabı yine başörtülü kadın psikologlar verdi. Mesleki alanda başarılarıyla öne çıkan psikologlar bu görüşün altında yatan kibir, şiddet ve hasete dikkat çekerek görüşü bilimsel değil nefret içerikli buldular.

Okan Buruk Okan Kocuk'u tek kalemde sildi Galatasaray Lorenzo Montipo'yu 2.kaleci olarak belirledi Okan Buruk Okan Kocuk'u tek kalemde sildi Galatasaray Lorenzo Montipo'yu 2.kaleci olarak belirledi
Başörtüsü yıllardır hem kamuda hem özel sektörde hep bir “sorun” olarak öne sürüldü ve sürülmeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde de Prof. Dr. Üstün Dökmen’in “Başörtülü psikolog, başörtülü psikiyatrist, başörtülü PDR uzmanı olması meslek etiğine aykırıdır. Nötr olamazlar” sözleri ile yeniden bu konu yankı buldu. Zira Dökmen daha önce de benzer görüşleri dile getirmişti. Bu görüş geniş bir kesim tarafından tepkiyle karşılandı. Peki başörtülü psikologlar ve terapistler bu konuda ne düşünüyor? Bu gibi zihinlere bakışları nedir? Alanında yıllardır deneyimli psikolog ve terapistler ile konuştuk.

İnsan inancını kelimelerle sembolize eder

“Başörtülü psikolog olmaz” sözü bugün artık muhatap alınıp cevaplanamayacak kadar gerçeklikten de psikoterapi literatüründe de kopuk bir sorudur. Sözün dayandırıldığı nötralite hipotezi çökeli elli yıldan daha uzun bir zaman oldu. İyi niyetli bir yerden bakacak olursak yine de bugün biri nötralite hipotezini savunmak isteyebilir öyleyse bizim de bu konuda onun tutarsızlığından söz etme hakkımız doğar. Bu kişi bütün başörtülü hatta İslam inancına sahip kişilere karşı nötralitesini yitirmiştir. İnsan inancını yalnızca başörtüsüyle değil esas itibariyle kelimelerle sembolize eder. Dolayısıyla başörtülü psikolog olmaz sözünü bu anlamda başörtüsünün tam karşısına koyabiliriz. Bu tutarsızlık da aslında meselenin nötralite olmadığını açıkça anlatır. Bunun altında elbette gizli, biraz da korkakça bir kibir yatıyor bir de tabii tahakküm arzusu. Bu ikisi bir araya gelince insanın körleşmemesi mümkün değil gibi. Öyle bir körlük ki giydiği takım elbisenin bir vicdani redçi ya da bir anarşist daha genel bağlamda da bir antikapitalist tarafından nasıl algılanabileceğini düşünebilecek açıklığı kaybediyor. Kendini toplumun ortalama değeri, sorgulanamaz bir biçimde olağanı ve kabul göreni hatta olması gerekeni olarak kabul ediyor. Bir beyazın siyahiler için psikolog olamaz demesinden hiçbir farkı yok. 30’lu yaşlarımın ortasına kadar insanlara makul mantıklı bir şeyi anlatmanın yolları olabileceğini düşündüm sonra bunun ne büyük hadsizlik olduğunu fark ettim. Gerçeği görmek istemeyen birine gerçeği göstermeye sizin gücünüz yeter mi hiç? Ne diyor Kur-an’da, “Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de kalın bir perde bulunmaktadır.” Sen istediğin kadar delil getir fark etmez. Başörtülü psikolog olamaz sözüne en iyi cevap başörtülü psikolog olmaya devam etmektir.

Müslümana karşı içten içe duyulan bir öfke

Malum bakış açısını şu görüşe dayandırıyorlar; “Terapist dini ve manevi değerlerini belli ederse yargılanma kaygısı ile danışan iç dünyasını terapiste açmakta zorlanır, danışan kendisini tüm görüşleriyle açıkça ortaya koymaktan kaçınır bu da terapi sürecini olumsuz etkiler. Dolayısıyla terapist nötr bir görünüme sahip olmalı ki danışan yargılanacağı kaygısına kapılmasın.” Yani kısacası terapist öyle bir görünüm sergilemeli ki danışanda bu görünümden dolayı hiçbir etki oluşmasın. Zaman içerisinde nötralite ilkesinin dünyada çok gerilerde kalan bir görüş olduğunu, hiçbir geçerliğinin kalmadığını, terapist ve danışan arasındaki ilişkide yaşanacak tetiklenmelerin ve olası diğer etkilerin tedavinin ana arteri olduğunu ve hatta manevi temelli terapilerin gelişmekte olduğu gerçeği ile karşılaştık. En başından beri anlamsız gelen bu görüşün dünyada da asla karşılığı olmadığını gördük. Türkiye’nin mevcut siyasi bağlamından doğan baskının entellektüelize edilmesinden başka bir şey değildi aslında yaşadığımız. Nitekim halkın ihtiyacının bambaşka olduğu gerçeği ile de karşılaştık. Pek çok kişinin dini konularda anlaşılmayacağım kaygısı ile Müslüman terapist arayışında olduğuna şahit olduk. Ayrıca ben Allah rızası ya da “x” sebepten başımı örttüm diye neden danışanımın duygularını anlayamayan biri oluyorum? Burada aslında akıllara zarar bir küçümseme var. “Başörtülü biri en temel sosyal becerilerden bile yoksundur” ön yargısı üzerine oturtulmuş bir beyan bu. Başörtülü olan birinin iç dünyasından da uzak olmak demek aslında. Nötralite konusu ise zaten tamamen anlamını yitirmiş bir konu. Son araştırmalar terapistin danışanının yararını gözeterek kendini açmasının terapötik ittifakı oldukça besleyen bir unsur olduğunu ortaya koymuşken hangi nötraliteden bahsediyoruz? Terapiyi bir sağaltım aracı haline getiren şey zaten “ilişki”. Dolayısıyla “Başörtülü psikolog olmaz” cümlesi son derece geri kalmış, psikoterapi alanındaki bilimsel gelişmelerden habersiz, sahada toplumun ihtiyaçlarına yabancı kalmış ve en önemlisi de Müslümanlara karşı içten içe öfke besleyen birinin savunabileceği bir görüş aslında. Bu durumun altında yatan asıl sorun ise haset ve öfkedir.

Terapistin empatik olup olmadığını anlamak için terapistin danışanının duygularına karşı ne derece açık ve kapsayıcı olduğuna bakmamız gerekir, başının örtüsüne kolundaki dövmeye ve boynundaki haç işaretine değil. Biz insanız ve günün sonunda acılarımız, sancılarımız, çıkmazlarımız çok benzer. Farkımız ise her birimizin bu açmazlar ve çatışmalarla nasıl başa çıktığımız ve hangi değerleri referans alarak yaşadığımız ya da yaşamayı arzuladığımız. Terapistin görevi ise danışanının referans aldığı kalbi değerler ışığında onun yolunu bulmasına destek olmak, eşlik etmek ve unutmamak gerekir ki, terapist ne giyerse giysin neye inanırsa inansın danışanına etki edecek, onda bir şeyleri tetikleyecek. Bu etki ve tetiklenmeler sağaltım yolunu açacak, danışanın gerçekle ilişkisini onaracak bir kapı aralar terapötik ilişki içerisinde. Haliyle nötr bir duruş hem gerçekçi değil hem gerekli değil; yeter ki terapist mesleki ahlakı önemsesin ve danışanının yararını gözetsin.

Ötekileştirme de psikolojik şiddettir

Akademide, seans odasındayken kullandığımız dile çok dikkat etmemiz gerektiği üzerinde durulmuştu. Daha evrensel bir dili konuşmamız açısından bu durum önem arz ediyordu. Mesela ‘fıtrat’ kelimesi yerine daha ortada bir kelime olan ‘yaradılış’ sözcüğünü kullanmamızın uygun olacağı, böylelikle sadece belli bir tarafa hitap etmememiz önerilmişti. Batı tarzını benimseyen eğitim ekolünde duruma bu şekilde bakılıyor ancak bir psikoloğun, psikiyatristin, psikoterapistin bulunduğu dönem, zihniyet, din ve inanç gibi durumlardan etkilenmemesi mümkün değildir. Çünkü biz ruh sağlığı uzmanlarının insan ruhunu onarmada kullandıkları en önemli argüman şüphesiz sözleridir. Hatta belki biraz arabesk olacak ama ruhun ameliyatında kullanılan neşter, kelimelerdir. Farkındalığı açan, yapıcı nitelikte ve ötekileştirmeyen bir üslup tercih edilmelidir.

Üstün Dökmen burada, psikolojik anlamda destek almayı seçen danışanların iyileşme yolculuklarında, uzmanları kendi içlerinde ayrıştırarak bir yapılanmaya gitmiştir. İnsanı salt insan olarak kabul eden bir alanda, üslubunda ötekileştirme ögesi barındıran bir söylem, belli bir gruba yapılmış psikolojik şiddettir. Yani iyileşme yolculuğunda, vesile olana uygulanan bir şiddet. Sahada daha iyi hizmet verebilmek için çeşitli psikoterapi eğitimlerinden geçiyoruz. Ben bu zamana kadar katıldığım uluslararası eğitimlerde bile ‘siz tesettürlü olup nötr olmadığınızdan terapi yapamazsınız, o yüzden size eğitim vermiyoruz’ gibi bir ithama ya da ibareye denk gelmedim. Mevzu kapital sistemde eğitim alma söz konusu olduğunda hiç kimse nötrlük adı altında bir ayrıma girmiyor nedense.

DANIŞANLARIM FARKLI BAKIŞ AÇILARINI BENİMSEYEN KİŞİLER

Kadının toplumdaki yeri, konumu, seçimleri, yüklenilen meziyetleri yüzyıllardır gündemden hiç düşmeyen ‘tek’ elzem konu ve bu durum çeşitli kılıflarla iki farklı kutuptan örneklerle sürekli önümüze sunuluyor. Evet tesettürlü bir danışmanım ve hiçbir zaman bu noktada danışanlarım ve aileleri tarafından öyle bir ithama maruz kalmadım. Aksine “Bazı ön yargılarımı kırmaya sebep oldunuz” gibi dönütler aldım. Genelde danışanlarımın bana geliş şekli -teşbihte kusur olmasın- kişiyi acil servise yetiştirmeye çalışmak gibi oluyor. Akut müdahale gerektiren ya da acilen ameliyata alınan bir hastayla ilgilenen doktorun en son dikkat çektiği şey kılık kıyafetidir. İşin aciliyetinden doktorun tesettürü görülmez bile. Çünkü oradaki öncelik çok farklıdır. Danışanlarımın çoğunluğunu farklı bakış açılarını benimseyen kişiler oluşturuyor. Sayelerinde bambaşka, hayatların varlığını öğreniyorum. Hepsi kültürüme farklı bir değer katıyor. Bize terapist koltuğunda, seans odasında cinsiyetsiz ve diğer kimliklerden uzak olmamız gerektiği öğretildi. Bırakın başımdaki örtüyü, ben o koltuktayken kadın olduğumu bile unutuyor ya da bir kenara koyuyorum. Çünkü o anda danışanımı daha iyi anlamak için seansta bir anlığına bana ödünç verdiği, (onun) psikolojik gözlüğünü takıp o çerçeveden bakmak durumundayım.

Başörtülü psikolog kısıtlaması yok

“Başörtülü psikolog olmaz” sözünün pratikte ve bilimsel zeminde karşılığı yok. Türkiye’de psikologların uyması beklenen etik çerçeve, henüz bir meslek yasası olmadığı için Türk Psikologlar Derneği’nin hazırladığı “Etik Yönetmelik” kitapçığında yer alıyor. Yönetmeliğe göre psikoloğun kişisel farkındalığını geliştirmesi, kendi kısıtlamalarının, yönelimlerinin, danışan için olumsuzluk oluşturacak herhangi bir durumun farkında olması danışana karşı sorumlulukları içerisinde. Psikoloğun herhangi bir özelliği, danışan için süreci etkileyebilecek bir anlam taşıyabilir. Bunların farkında olmak, bunlara rağmen, bunlarla beraber danışanın getirdiklerini anlayabilmek ve yarar sağlamak önemlidir. Dünyadaki diğer mesleki etik kriterleri içerisinde de başörtülü psikolog olunmayacağına yönelik bir kısıtlama bulunmuyor. Başörtüsü; milli, siyasi veya takım simgesiyle ya da hilal, takke, namazlık gibi dini sembollerle eşdeğer değil, fiziksel görünüşün bir parçası. Aslında burada bir simgeyi alıp çekmeceye koymaktan değil psikolog olmak isteyen başörtülü bir kadının görünüşünü tamamen değiştirmesinden bahsediliyor. İşte bu noktada ötekileştirme, cinsiyetçilik ve ayrımcılık başlıyor.

Bizden faklı ya da benzer olanlarla yaşadığımız bir dünyadayız. Psikolojik destek süreci kişinin kendisiyle, diğerleriyle ve dünya ile yüzleştiği bir canlandırma sahnesi. Bir psikolog görüşünü veya inancını danışana dayatmadığı sürece bunlar sürece katkı sağlayan birer unsur olarak da görüşme odasında bulunabilir. Psikolog en nihayetinde bir insan olduğu için psikoloğun tüm değerlerden sıyrılmış olarak odada bulunmasını beklemek haksızlık olur. Psikolog, bunların farkında olmalı ve ona göre adım atmalıdır. Bir örnek vermek gerekirse Ezidilik inancına mensup bir birey, başörtülü psikoloğa gittiğinde aşırı grupların saldırısını hatırlıyorsa ve görüşmeye devam etmekte zorlanıyorsa psikolog bunun farkında olup danışanı başka bir uzmana yönlendirebilmelidir. Aynı şekilde başörtülü danışan da başı açık bir psikologla görüştüğünde süreç fiziksel görünüş sebebiyle olumsuz etkilenecekse başka bir psikoloğa yönlendirme yapılmalı. Örnekler çoğaltılabilir.

Başı açık olmayı nötrlüğün ya da empatik olmanın belirtisi olarak görmek temelsizdir. Bir psikolog, eğitimini tamamladığı zaman ayrım yapmadan, ondan hizmet alan kişilerin üstün yararını koruması gerektiğini de kabul etmiş oluyor. Bu koşulları sağlamanın başörtülü olmakla, siyahi olmakla, gözlüklü olmakla, saç şekliyle, kiloyla vs. ilişkili olduğunu kanıtlayan herhangi bir veri bulunmuyor.