Aydınlılar, ADÜ’nün yerel siyasi aktörlerin çatıştığı bir alan olmasını istemiyor

Abone Ol

Bir gerçek var ki, bilmem yalnız bizde midir yoksa genel bir hastalık mıdır üniversiteler son birkaç dönemdir yerel siyasetin kendi arasında çatıştığı bir arenaya dönüştü. Buna çanak tutan da görev sürelerini bir dönem daha uzatma aşkıyla yanıp tutuşan yöneticiler oluyor.

Ünlü Tasavvuf ve Halk Şairi Yunus Emre’yi vefatının 700.yılı ve 2021 yılının UNESCO tarafından “Uluslararası Yunus Emre Yılı” olarak ilan edilmesini Adnan Menderes Üniversitesi İletişim Fakültesi geçtiğimiz ay düzenlediği bir programla andı.(27 Aralık)

Yönetmenliğini Dr. Öğretim Görevlisi Mehmet Özbek’in, Genel Sanat Yönetmenliğini Prof.Dr. Yüksel Yalova’nın, Genel Koordinatörlüğünü Prof.Dr. Turan Akkoyun’un yaptığı “Bir Ses Bir Nefes”  resitalinde ünlü sanatçılar yer aldı.

Nefeste dünya çapında bir neyzen hemşerimiz Germencik, Mursallı’dan Kerem Tufan, seste Prof.Dr. Yüksel Yalova, ritimde Yağmurcan Pamukçu, vokalde Ahmet Akkaya ve semazen Nurhak Gönen sahnede yer alan sanatçılardı.

Gerek sanatçıların gerek Yüksel Yalova’nın sergilediği performans salonda bulunan izleyicilerin beğenisini kazandı.

Programa katılan rektör yardımcıları Prof.Dr. Mehmet Aydın ve Prof.Dr. Ali Akyol da bitişteki kısa konuşmalarında da takdirlerini belirttiler.

Program sonrası izleyicilerin ayaküstü yaptıkları değerlendirmeler de ADÜ’ nün ilk defa kendinden beklenen kalitede bir kültürel etkinliğe ev sahipliği yaptığı yönündeydi.

Ama program sonrasına asıl damgasını vuran bu beğeniler değildi davetiyedeki protokol hatası, kadın semazen meselesi ve Şamanizm ile ilgili figürlerin sergilendiği iddiası ve haberleri oldu.

Böylece çekilen emekler her zaman olduğu gibi bir kasaba mantığıyla üretilen dedikodularla yer değiştirdi.

Yetkililere sorduğumuzda davetiye bastırılmadığı onun yerine tasarımını Neslihan Erdem’in yaptığı afişin WhatsApp üzerinden paylaşıldığı bilgisi bize verildi.

Bir de velev ki, davetiye basılmış ve o davetiyelerde rektörün adı yer almamış olsun bu gibi hallerde olayın çözüm yolu disiplin mekanizmasını çalıştırmak değildir.

Bireysel aklın da devlet aklının da bir gereği bu tür usul hataları işlendiyse kestirmeden düzeltmenin yolu üst yöneticinin bir kahve içimlik de olsa hatayı işleyenle bir araya gelmekten ve konuyu tatlıya bağlamaktan geçer.

Hem böylece küçük bir sivilcenin yaraya dönüşerek kurum çalışanlarının şevk ve heyecanını kırmasının önüne geçilir hem de karşılıklı gönül alınır ayrıca eğer varsa bir hata karşıdakine özür dileme hakkı tanınmış olur.

Kadın semazen konusuna gelince yapılan etkinlik bir semazen gösterisi değildi. Kadın semazenin bu programdaki görevi dekordan ibaretti.

 O nedenle kültürel ya da dini bir istismarın yapıldığını söylemek ne kadar doğrudur?

Ayrıca bu yadırganacak bir davranış da değildir zira toplumlarda kültürel süreklilik vardır.

Konuya bu açıdan yaklaşıldığında görüleceği üzere Türkler İslam öncesi olduğu gibi sonrası hayatlarında kadını toplumdan dışlamamışlardır.

Bu anlayış zeybeklikte de görülür. Zeybekler bu günkü verdiği görüntü gibi zamanın ruhunun gereği eskiden her düğünde, dernekte ikili ya da çoklu kadın erkek birlikte oynayan kimseler değildi.

Ancak kadın dâhil olunca oyuna zenginlik kattı ve öylece de devam ediyor.

Kaldı ki, kadın semazen konusu tartışmalı bir konudur ki, bunun tam da tartışma yeri her türlü görüşün özgürce dile getirildiği ve üzerinde uzlaşma sağlandığı üniversitelerdir.

Resitalde Şamanizmi çağrıştıran figürlerin sergilendiği iddialarına gelince her şeyden önce Şamanizm günümüz toplumunda karşılığı olmadığı için üzerinde durulacak bir konu olmaktan uzaktır.

Ne bir cemaati vardır ne de yaymakla kendini görevli sayan bir teşkilata sahiptir, o nedenle disiplin işlemine başvuracak derecede işkillenmeye de gerek yoktur.

Hal böyle olunca iddia edildiği gibi bazı hareketler Şamanizmi çağrıştırsa bile onların bilinçli propaganda amaçlı yapıldığını söylemek oldukça güçtür.

Sonuçta Yunus Emre resitali hakkındaki disiplini gerektirecek iddialar öküzün altında buzağı aramak gibi temeli olmayan bir eylemdir.

Adnan Menderes Üniversitesi yönetimi bu tür incir çekirdeğini doldurmayacak küçük işlerle vaktini geçireceğine şu konuya yoğunlaşsa daha faydalı bir iş yapmış olur:

Aydın, Üniversite Araştırmaları Laboratuarı (ÜNİAR) verilerine göre Öğrenci Dostu Şehirler sıralamasında ilk 5’te yer alır. Mesela 2018’de üçüncü sıradaydı.

Bu demektir ki, ADÜ, Türkiye’nin en zeki öğrencilerinin öğrenim gördüğü üniversiteler arasında yer almaktadır.

Buna karşılık Orta Doğu Teknik Üniversitesi Enformatik Enstitüsü bünyesinde bulunan URAP’ın ölçümlerine göre 2021 yılında ADÜ 166 üniversite arasında kendine 61.sırada yer bulabilmiştir.

(URAP her yıl ürettikleri makale sayısı, öğretim üyesi başına düşen makale sayısı, atıf sayısı, öğretim üyesi başına düşen atıf sayısı, toplam bilimsel doküman sayısı, öğretim üyesi başına düşen toplam bilimsel doküman sayısı, doktora mezun sayısı, doktora öğrenci oranı öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayılarına göre yurt içi ve yurt dışı üniversitelerin performansını ölçen bir kuruluştur.

Meraklılarına bir fikir vermek için belirteyim yine URAP’ın 2021 verilerine göre Aydın’la birlikte kurulan Denizli Pamukkale Üniversitesi 43. Manisa Celal Bayar Üniversitesi 44. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi 53. Sakarya Üniversitesi 26. Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi 30. Tokat Gazi Osman Paşa Üniversitesi 54. sıradadır.)

ADÜ’yü tercih eden öğrenci kalitesi ile ADÜ’nün sıralamadaki yeri arasında bir paradoksun olduğu açıkça görülüyor.

Bu çelişkiye açıklık getirecek, üzerinde kafa yoracak olan da ADÜ yönetimden başkası değildir. Aydınlıların Üniversite yönetiminden beklediği budur.

Burada yeri gelmişken konumuzla yakından ilgili bir hususa değinmek istiyorum.

Bir gerçek var ki, bilmem yalnız bizde mi yoksa genel bir hastalık mıdır, üniversiteler son birkaç dönemdir yerel siyasetin kendi arasında çatıştığı bir arenaya dönüştü.

Buna çanak tutan da görev sürelerini bir dönem daha uzatma aşkıyla yanıp tutuşan yöneticiler oluyor.

Onlar bu tutkularını gerçekleştirmek isterken ama bilinçli ama farkında olmadan siyasetçiler arasındaki çıkar çatışmalarının bir parçası haline geliyor.

Sonuçta bundan doğan kalitesizliğin ve yozlaşmanın faturasını da yalnız kurumlar ödemiyor hem üniversitenin yer aldığı şehir halkı hem de Ülke ödüyor.

Yunus Emre resitali hakkında bir kaşık suda koparılan fırtınada da bu durumun etkisi var mıdır, diye insan düşünmeden edemiyor.

Sonuçta herkes kazanmak istiyor ama karşılığında her olayda olduğu gibi kaybeden Aydın oluyor, yazık hem de ne yazık!

{ "vars": { "account": "UA-18838004-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }