Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) verilerine göre 2019 yılı Kişi Başı Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla(GSYH) Türkiye ortalaması 52 bin 316 TL olurken bu veri Aydın’da 14 bin 618 TL eksiği ile 37 bin 698 TL olarak gerçekleşmiştir.
Yine TÜİK verilerine göre GSYH 2020 Türkiye Ortalaması 60 bin 525 TL iken Aydın’da bir önceki yıla göre ara daha da açılmış, 18 bin 349 TL eksiğiyle 42 bin 176 TL’de kalmıştır.
2021 yılı GSYH ise 9 bin 528 Dolar olarak açıklanmış illerin ortalaması Aralık ayında revize edildikten sonra kamuoyuyla paylaşılacağından Aydın için rakamın ne olduğu ondan sonra anlaşılacaktır.
(2021 yılı Kişi Başı GSYH Türkiye Ortalaması günümüz Dolar kuru 18,60 TL’den hesaplandığında 177 bin 165 TL olarak gerçekleşmiş gözükmektedir.)
Önceki yıllara göre Aydın ekonomisinde olağanüstü bir gelişme olmadığı aksine halkın alım gücünün daha da azaldığı göz önüne alındığında 2021 yılı Türkiye ortalaması ile arasındaki açığın daha da artacağını varsaymak pekâlâ mümkündür.
TÜİK’in Aydın’la ilgili bu son üç yıllık verilerinin Türkiye ortalamasının altında seyretmesinin bize gösterdiği Aydın halkının hızla fakirleştiği gerçeğidir.
Aydın’ın yıldan yıla yoksullaşması bir yıllık kötü gidişin bir eseri olmaktan daha çok yıllar süren bir umursamazlık ve ihmaller zincirinin sonucudur.
Hatırlanacağı üzere eskiden 19 Mayıs Bayramlarında öğrenciler birbiri üzerine çıkartılır kule hareketi yaptırılır en üste çıkan genelde az kilolu bir öğrenci de Türk Bayrağı ile izleyicileri selamlardı.
Bir ilin kalkınmasını da bu kule hareketiyle açıklayabiliriz.
Kuleyi meydana getiren en alt öğrenci kümesini o ilde ikamet eden halka, onun üzerindeki kümeyi sivil toplum örgütlerine, üçüncü kümeyi siyasetçilere benzetebiliriz.
Bayrakla halkı selamlayan genci de Rahmetli Recep Yazıcıoğlu benzeri bir Valinin, Yılmaz Büyükerşen gibi(Eskişehir) bir BŞB başkanının ya da eşitler arasında birinci majör bir milletvekilinin temsil ettiğini düşünebiliriz..
Nasıl ki kule hareketi her üç kümede görev alan öğrencilerin senkronize hareketi sonucu gerçekleşiyorsa demokratik toplumlarda bir ilin hatta ülkenin kalkınması da bir liderin öncülüğünde halkın, sivil toplum örgütlerinin, siyasetçilerin işbirliğiyle gerçekleşir.
Böylesine bir ortak ideali gerçekleştirmede halkı organize ederek taleplerin hayata geçirilmesinde siyasetçiler üzerinde baskı kurma görevi sivil toplum örgütlerine aittir.
Aydın’da sorunun tamamı olmasa da çoğunluğu kulenin bu kümesinde yer alan sivil toplum örgütlerinin rolünü tam oynamamasından kaynaklandığı söylenebilir.
Tam ifadesiyle sivil toplum örgütleri eskiden kalma yöntem olan henüz üye kayıt sisteminin dışına çıkamamışlardır, vaziyete bakılırsa, çıkacak gibi de görünmüyorlar
Hâlbuki örnek Ticaret Odaları hazırlayacakları alanlarıyla ilgili istatistiğe dayalı raporlarını reel sektör temsilcileri ile siyaset kurumu ileri gelenlerini ortak akılla ele almak için bir araya getirebilirdi.
Üyelerini KOSGEB gibi kredi veren kuruluşlarla işbirliği yaparak girişimcilikte entegre sanayi gibi küçük çaplı aile yatırımlarına yönlendirebilir, işyerini genişletmelerine önderlik yapabilirlerdi.
Bu sayede açılacak işletmelerde sanayi ürünü haline getirilecek Aydın’ın incirinden kestanesinden, çileğinden, enginarından, narenciyesinden, antepfıstığından,zeytini ve zeytinyağından,balından marka ürünler çıkabilirdi..
Esnaf Odası kentin ortasında kalan ve estetiğini bozan her iki Sanayi Çarşısı’nın kent dışına naklini en azından tartışılması için gündeme getirebilirdi.
Mimarlar Odası Aydın’ın mimarisi hakkındaki bu güne kadar açıklanmayan düşüncelerini imar izni veren belediyelerle ve Aydın halkıyla paylaşabilirdi.
Bu saydıklarımız Aydın için neden olacağı katma değerle şüphesiz kalkınmasına katkıda bulunabilecek olumlu girişimlerdir.
Diyeceğim o ki, odalar başta sivil toplum örgütleri demokrasilerdeki bu baskı grubu görevi yerine üye kaydına öncelik vermeyi tercih edince kalkınmada kendilerinden beklenen katma değeri de üretememişlerdir.
Baskı olmayınca da siyasetçi sınıfı “seçmen ne isterse onu yaparım,” mazeretine sığınarak, geleceğe yönelik getirisi olmayan öğrenci kaydı, memur tayini gibi gelir, geçer işlerle uğraşma kolaycılığını seçmiştir.
Hâlbuki vatandaşın gerek bürokrasiden gerek siyaset kurumundan beklediği kendine kalkınmada önderlik edecek, yol gösterecek nihayetinde adını tarihe yazdıracak liderlerdir.
Ayrıca işin kolayına kaçarak gelir, geçer konularla uğraşma konularında iktidar partisine ait siyasetçiler ile muhalefet partilerine ait olanlar arasında bir farkın olduğu söylenemez, zira siyasi partiler bileşik kaplar gibidir biri nasılsa diğeri de odur.
Eğer halk siyasetçide oy alamayacağı korkusu yaratmaz da, takım tutar gibi parti tutarsa hikayesi olmayan, Aydın için gelecek projesi bulunmayan liderlik özelliği taşımayanları oylarıyla belediye başkanlığına, Meclis’e taşırsa olacağı budur, halk yoksulluk altında eziliyormuş kimsenin umurunda olmaz..
Hâlbuki böyle bir durumda asıl üzerinde düşünülmesi gereken:“Acaba at arabasının revaçta olduğu devrinde Ford ilk arabayı icat etmeden dönemin Amerikalılarına “benden nasıl bir araç istersiniz,” deseydi büyük olasılıkla çoğunluğun yanıtı güçlü atlarla daha fazla yük çeken ve uzun yolculuklara dayanıklı at arabaları istemek olurdu.
İşte liderlik böyle bir şeydir. Bilgisiyle, gelecek öngörüsü ve cesaretiyle bir milleti, bir kenti dönüştürmesini bilendir.
Aydın’ın kadersizliği de “halk istedi ben yaptım” diyenlerin yerine içinden insanların uzun vadede mutluluğunu dert edinen bu toprakların çocuğu, hikâyesi ile Aydın’ı dönüştürecek, cesur bir lider çıkaramamasıdır.
O lideri buluncaya kadar da yoksulluk peşini bırakmaz, gençleri, kadınları işsizlikten karın tokluğuna, çiftçiler, üreticiler omuz eti pahasına çalışmaya devam eder.
Çünkü toplumlar layık oldukları şekilde yönetilirler.