Aydın'da bir pazar günü ve kahvaltı deyince...

Abone Ol

                        Aydın da bir güneşli pazar gününe uyandınız. Pırıl pırıl bir gökyüzü, rengarenk kır çiçekleri, kuş cıvıltıları her yere hakim olmuş. Hele birde aylardan Nisansa insanın evde durası gelmez. İnsan hemen kendini dışarı atar çoluk çocuk.

                               Aslında dışarda kahvaltı yapma ya çok alışkın bir insan olduğumu söyleyemem. Yolculukta, yazlıkta bazen serpme kahvaltı modasına uyduğum olmuştur, ama Aydın’da nedense bu fikir bana pek sıcak gelmedi bugüne kadar. Taki tavsiye üzerine Aktar Cafe de kahvaltı edene kadar…

                        Kahvaltı ismi nereden geliyor hiç merak ettiniz mi? Kahvaltı, günün ilk kahvesini içmeden önce yenilen ilk öğün olma özelliğinden adını alıyor. Kahvaltının, tütün ve kahve tüketiminin yaygınlaştığı 16. Yüzyıldan sonra; “tütün altı”, “çubuk altı” , “kahve altı”, “sarfalık” (safralık) gibi deyimlerle de ifade edilmeye başladığı söylenir. 20. Yüzyıl başlarında kaleme alınan Kamus-ı Türki sözlüğüne göre; kahvaltı şöyle tanımlanıyor:  (1) Esasen aç karna kahve içmemek için, kahveden evvel yenen muhtasar (kısa, az) yemek. (2) Yemek vaktinin gayrinde ve sofra haricinde tepsi ile çıkarılıp yenen şey, muhtasar ve mahazar (hazır bulunan) yemek.

                        Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Görevlisi Özge Samancı, Osmanlı sarayının çeşitli daire ve kısımlarına ana mutfaktan gün boyu gönderilen yemeklerin listelendiği mutfak kayıtlarına göre, Osmanlı toplumunda günde iki kez subh (sabah) ve mesa (akşam) yemek yenildiğini aktarıyor: Sabah, 10:00 ile 11:00 saatleri arasında ve akşamüzeri, güneş batmadan hemen önce, saat 16:00 ile 18:00 arası yenilen bu iki ana öğün haricinde, sabah erken vakitte, kahve içmeden önce yapılan ufak tefek atıştırmalar, esas bir öğün olarak, Osmanlı mutfak kültüründe tam olarak belirlenmemiştir. Kahvaltı, sabahları mideyi rahatlatmak için, ufak tefek yiyeceklerin yenildiği küçük bir öğündü. Çoğunlukla kırsal kesimde halk, güneş doğduktan sonra sıcak bir çorba ve ekmek ile açlıklarını bastırarak güne başlardı. Şehirlerde ise sabah namazından sonra, kişisel tercih ve imkânlara göre, bazen akşamdan kalan bir yemek, bazen çorba ya da ince kiler denilen tel dolaptan çıkarılmış peynir ile reçeller atıştırılır ve günün ilk kahvesi içilirdi.

                        Mesela Fatih Sultan Mehmet'in, 11 Haziran ile 9 Temmuz 1469 tarihli belgeden 12 Haziran sabahında yumurtalı lapa, mantı ve yoğurtlu erişte, 13 Haziran günü sabahında ise (çok ilginç) yine mantı, kestaneli bulgur ve muhallebi yediğini öğreniyoruz.

                        Aktar Cafe de görevlilerin sıcak selamıyla karşılandık. Havanın güzel olması nedeniyle bahçede, yeşilliklerin arasında, bir ağaç gölgesine yerleştirilen masada ağırladılar bizi. Yadigar Hanım’ın konukseverliği, sıcak ilgisi ve bilgilendirmeleri gerçekten kahvaltıyı daha da güzelleştirdi.

 

                        Önce masamıza çilek reçeli, kuşburnu reçeli, ayva reçeli, pekmez, tahin, fındık ezmesi geldi. Özel üretim çiçek balı ile köy tereyağı daha masa ya servis edildiği anda görüntüsü ile fark ettirdi kendini. Daha sonra bu balın özel olarak Fethiye’den geldiği, tereyağında özel olarak yaptırıldığı uzun uzun anlatıldı. Belki de servis tabağından güneşi yansıtabilmekti farkları.

                        Bir ürünü tüketiciye sunmak, sunarken ayrıntılara önem vermek, ürünün kalitesi kadar önemli. Masamıza bir peynir tabağı getirildi. Üç çeşit, farklı yörelere ait peynir gerçekten çok güzeldi. Ama sunum şekli, onların güzelliğini öne çıkardı. Nasıl mı sunuldu? Peynirler tabağa yerleştirilen kuru defne yaprakları üzerinde servis edildi.

 

                        Bugüne kadar hiçbir serpme kahvaltı sofrasında görmediğim özel ürünlerde masaya kondu. Bunların başında polen vardı. Polenin özel olduğu, hiçbir muameleye ve kimyasal uygulamaya tabi tutulmadığı hususunu da açıklamalıyım.

                        Çay servisi yapıldığı sırada Patates salatası, domates, maydanoz ve yeşilliklerin özenle yerleştirildiği tabakta masaya konmuştu. Kuru otlarla zenginleştirilmiş çingene pilavını ise şiddetle tavsiye ediyorum. Ayrı bir tabakta küçük küçük kesilmiş domateslerin, limon parçaları, zeytin yağ ve kara kekikle olan sunumunu ilk kez yedim ve etkileyiciydi.

                        Masada, üç çeşit zeytin vardı, mis gibi zeytinyağının içerisinde porselen tabaklarda.

 

                        Haşlanmış köy yumurta ve ot kavurmasının olduğu bir tabak kondu. Ot kavurmasını özellikle sevdiğim için hemen tadına baktım. Açıkçası dalgan, ebegümeci, pırasayı tespit ettim. Fakat bir tane daha adını tespit edemediğim ot vardı. Yadigâr hanıma ısrarla sormama rağmen, oda bizim sırrımız olsun diyerek açıklamadı.

 

                        Küçük krepler ve sıcacık sigara böreği masaya ayrı bir hava kattığını söylemeliyim. Tabi bu arada bakır sahanda sucuklu yumurta da kahvaltının ilerleyen zamanında masadaki yerini aldı. Bakır sahanda sunumu ve sucuk kalitesi çok hoştu.

                        Aktar Cafede kahvaltı yapmanın belki de en güzel yanlarından biride, ilginç sürprizlerle karşılaşma ihtimaliniz. Nemi? Mesela masada bir tabakta elma kurusu, üzüm kurusu, ceviz ve adını bilmediğim kuşburnuna benzer bir kuru meyve vardı. Bu kuru meyvenin ne olduğunu görevlilere sorduğumda adının Goji Berry olduğunu, çoğunlukla Tibet, Nepal ve Himalaya bölgesinde bulunduğunu, diğer adının lycium barbarum ya da kurt üzümü olarak adlandırıldığı, sağlık için son derece önemli bir ürün olduğunu açıkladılar özenle.

 

                        Köy ekmeği keten torbaların içerisinde, kızartılmış olarak sıcacık sunulması, tavşan kanı çay ve elemanların güler yüzü aklımda kalanlar arasında.

                        “Neden böyle bir yazı yazdın?” , “ bu tarz senin tarzın değil” diye aklından geçirdiğinizi biliyorum. Neden biliyor musunuz? Birincisi Aydında, Mimar Sinan Bulvarı üzerinde, burnumuzun dibinde bize sunulan güzellikleri sizinle paylaşmak; ikincisi ise bir haftaya güzel şeyler konuşarak başlamak istedim.

                        Aktar Cafe’ye ve Sayın Yadigar Benzeş’e, konukseverliği, özeni, titizliği, sunduğu sağlıklı ve lezzetli sunumları nedeniyle teşekkür ederim.

{ "vars": { "account": "UA-18838004-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }