Aydın Öyle Bir Çukurda ki, Bir Türlü Çıkamıyor

Abone Ol

Bir toplumda, kentte eğer sosyal yardımlar hak olmanın da ötesine geçer sadakate dönüşürse: 1-Yardım alan birey üretimden kopar,2-Eğer seçmense yardımın kesilme korkusu oyunu etkiler 3- Yardımlar çözüm olmaktan çıkar, insanları kontrol aracına dönüşür.

Ülkenin ihtiyacı sebze ve meyveyi üretme kapasitesine sahip toprakları olan Aydın ilki izlenen eğitim ikincisi tarım politikaları nedeniyle Aydın üreticisi sadaka toplumu oldu.

Üretimden kopuk, memur yetiştirmeyi amaçlayan eğitim sistemi kırsalda yaşayan gençleri yerinden, toprağından etti, kentlere göçe zorladı.

Çünkü AB Ülkeleriyle yapılan gümrük birliği anlaşması çoğunluğu ,köylü sebze, meyve ve yemlik mısır üreticisinin ihracatta rekabet gücünü kaybettirdi..

Aydın aynı zamanda bir jeotermal havzasıdır. Ama ne var ki,yöre halkı mevcut yasa enerji şirketlerinin haklarını düzenlediğinden bu imkandan gerek seracıkta gerekse jeotermal alanda yararlanamıyor.

İncir ve kestane üretiminde lideriz, arıcılıkta ve bal üretiminde ilk beşteyiz fakat bu ürünleri hammadde olarak sattığımızın bir sonucu katma değerini artıramadığımızdan kazancımız da az oluyor.

Tarımı ile birlikte yerli ve yabancı turistin ilgisini çekecek denizi ve bir yeryüzü müzesi olan bölgemiz yaz mevsimi ile sınırlı denizi dışında turizm potansiyelinden yeterince faydalandığı söylenemez.

Bir zamanlar memurlar çocuklarının eğitimi için Aydın’ı tercih ederlerdi. Çünkü Aydın öğretimde başarıda Türkiye’de ilk ondaydı. Ama Aydın bu üstünlüğünü de kaybetti...

Bir üniversitemiz var, barınma dışında öğrencilerin bilgi ve enerjilerinden yeterince yararlandığımız pek söylenemez, çünkü Aydın’da bu gençleri çalıştıracak nitelikli iş alanlarımız yok.

Türkiye’de hızlı tren yaygınlaşıyor. Nüfus yoğunluğu ölçü alındığında masrafını kısa sürede çıkartacak olan İzmir-Aydın-Denizli arası hızlı trenin her nedense adını anan bile yok:

Öyle olunca,yıldan yıla yoksullaşan Aydınlı üreticinin kişi başı milli gelirden aldığı pay Türkiye ortalamasının yaklaşık 20 bin TL altına düştü.

***.

Demokratik yönetimlerde bu konularda kamuoyu oluşturacak baskı grupları meslek odaları, vakıflar, dernekler ve diğer sivil toplum örgütleridir.

Ama ne var ki, Aydın’da beş adet ticaret odası var.Ama ne var ki içlerinden biri Aydın’ın içine düştüğü ekonomik darboğazdan çıkmasına yardımcı olacak ne bir panel, ne bir beyin fırtınası,ne de bir arama konferansına önayaklık etti...

Oda başkanları yerimden, geçimimden olurum düşüncesiyle korkudan olmalı kimse etliye, sütlüye karışmadan, Rahmetli Süleyman Demirel’in deyişiyle ağzındaki kaşığın peşinden gitti ve gidiyor.

Meslek odalarının, derneklerin tek yaptıkları konforlarını devam ettirecek aidatları toplamak karşılığında da kayıtlarını tutmak. Aydın geri kalmış, batmış, çıkmış, kimsenin umurunda değil.

Manisa Sanayi Odası Organize Sanayi Bölgesi İş birliği ile okul yaptı,kendi kalifiye elemanını kendisi yetiştiriyor,Aydın Sanayi Odası TOBB’un yaptığı,Valiliğin tahsis ettiği okulu hizmete açamadı.

****

Aydın’ın düştüğü çukurdan çıkamamasında elbette milletvekillerinin de payı yok değildir.

Bir milletvekili kendi ilçesinde belediyeyi kazanamıyor,bunu bir gurur, prestij meselesi yapmıyorsa o milletvekilinin bölgenin kalkınmasına yönelik bir projesi ve derdi de yok, demektir.

Eğer bir milletvekili bölge halkına yabancı ise üstüne üstlük bir de duygudaşlık bağı olmayan insanlar üzerine partisi adına oyun kuruyorsa o vekil kendisini bitirmekle kalmaz partisini de bitirir.

Velhasıl bir vekilin önceliği halkın refahı ve mutluluğu değil yakın çevresinin mevki, makam ve konforu ise temsil ettiği bölge halkına ondan da bir hayır gelmez.

***

Günümüzde belediyeler illerini, ilçelerini kalkındırmada kalkınma ajansı görevi görüyor. Bizde ise başkanlar borç batağındaki belediyeye ait taşınmazları satarak makam odalarını yeniliyor.

Aslında 6360 sayıl,il idari sınırlarını kapsayan Büyükşehir Yasası’nın ruhu bir ilin dengeli kalkınmasını sağlamaktır. Ancak bu yasa metni değil bir yorumdur.

Yasayı doğru yorumlayan büyükşehir başkanları kurumlarını rekabetçi bir ruhla yönettiler ve iç ve dış yatırımcılara gösterdikleri kolaylıklarla illerini kalkındırmayı amaç edindiler ve başarılı da oldular.

Aydın’da ise büyükşehir bir ilçe belediyesini yönetme mantığı ile yönetildi. Belediye bünyesinde üretimi özendirmek için kurulan iştirakler partililerin istihdam yeri oldu.

UKOME(Ulaşım Koordinasyon Merkezi) gibi kurumlar kağıt üzerinde kaldı deseniz yeridir.Örnek Büyükşehir denetimindeki şehiriçi özel toplu taşıma araçları her ayın ilk dört günü dışında 65 yaş üstü yolcuları taşımama kararı alırlar ve uygularlar BŞB’den bir yetkili “yasa ve UKOME kararlarını niye uygulamıyorsunuz,” demez,diyemez.. .

Ayrıca Aydın BŞB’nin üreticiyi destekten anladığı ucuz girdi sağlamak için üretim tesisleri kurmak değildir. Her seçimde borç harç temin ettiği üç-beş çuval gübre ve yemi seçim arifesinde üreticiye dağıtmaktır.

Aydın BŞB’nin birinci görevi gençleri üretime teşvik etmek, kurslar açarak yerlerinde kalmalarını sağlamak olduğu halde önceliği.her zaman bayramlarda,özel günlerde halkın parasıyla konserler, iftarlar düzenlemek ve sosyal yardımlar olmuştur.

Bu sosyal yardımlar da uzun vadede milletin zararına, başkanın yararına bir sonuç üretmiştir.

Çünkü bir toplumda, kentte eğer sosyal yardımlar hak olmanın da ötesine geçer sadakate dönüşürse: 1-Yardım alan birey üretimden kopar,2-Eğer seçmense yardımın kesilme korkusu oyunu etkiler 3- Yardımlar çözüm olmaktan çıkar, insanları kontrol aracına dönüşür.

İşte Aydın’ın içine düştüğü ve günümüzde de derinleşerek devam eden kısır döngü bu çukurdur.

{ "vars": { "account": "UA-18838004-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }