Aydın insanı devletten niye hep parke taşı, düğün salonu ve tayin nakil ister?

Haydi diyelim, iktidar fazla yükün altına girmemek için böyle bir politika izliyor,buna karşılık muhalefet ne yapıyor,halkı uyarmak yerine beş yıl sürecek  kış uykusuna yatıyor.

Abone Ol

Aydın insanının devletten isteğini belirten bu soru aslında bir önceki “Yeni Aydın Valisi Yakup Cabolat’tan beklentilerimiz” başlıklı yazıda geçiyordu ve görüşünü aldığım bir dostuma aitti.

Bu yazıya ilham kaynağı olan da bir diğer okur dostumun bu yazının başlığını  oluşturan sorusu oldu.

Sizler de takdir edersiniz ki, sorunun yanıtı oldukça komplikedir. Coğrafi ve sosyolojik boyutu olduğu kadar ekonomiyi, kültürü, eğitimi ve siyaseti ilgilendiren yönleri de bulunmaktadır.

Bir defa verimli topraklar üzerinde yaşayan Aydın insanın her kesimi kendi geliri kendine yettiği için biraz da onun verdiği gurur ve rahatlıkla çiftçilik ve hayvancılıkla hayatını kazandı, geldi kimseye muhtaç olmadı.

Geçim şartları yönünden zengin Aydın Ovası kendi insanına yettiği gibi Konya’nın Batısında yaşayan dar gelirli insanların da dört mevsim gurbete geldiği geçim kaynağı olmuştur.

Ama ne var ki, Aydın aynı zamanda verdiğinin karşılığını göremeyen bir yerdir de,denebilir. Nedir bu biraz açalım.

 Örnek: Konumları Aydın’la aynı Çukurova’ya 1950’li yıllarda çevre illerden çalışmak için gelenlerden Kayserili Hacı Ömer Sabancı, Malatya/Darende’den Mehmet Nuri Sabuncu ve Çukurovalı Ekenler, Karamehmetler, Eliyeşiller benzeri  girişimciler çıktığı halde her nedense ne dışarıdan gelenlerden ne de Aydın’ın yerlisi girişimci  çıkmış değildir.

Bu durum Aydın’ın Adana gibi mekanize tarıma geçişte bir dönüm noktası olan 1950 DP İktidarı sonrası sanayisi ile de ünlü bir bölge olamamasında etkili olmuştur, denebilir.

Çalışmak için ya da ticaret için gelip de Aydın’a yerleşenlerden de elde ettikleri kazancı Aydın’a yatırım yapmak yerine bir gün memleketlerine dönecekmiş gibi menkul kıymetlere ve emlake yatırmaları sonucu Aydın’da girişimcilik kültürü gelişeceğine rağbet rant ve rantçılığa olmuştur.

Hal böyle olunca Aydın’da gerçek zenginlik yerine olayın gösteriş kısmına daha çok önem veren Prof.Dr. Orhan Türkdoğan'ın deyimiyle “zenginlik yan kültürü” gelişmiştir.

Aydın’da aidiyet duygusunun yeterince gelişmemesinin bir nedeni de rantçılık ve buna dayalı zenginlik yan kültürüdür, demek mümkündür.

(Gerçek kültürünün olduğu, kurumsal kimliği olan her türlü zenginliğin ömrü uzun, kalıcı olmasına karşılık kültürü olmayan, gösterişe dayanan zenginlik geçici, ömrü birinciye göre daha kısadır). 

Oysa Çukurovalılar ister yerlisi olsun ister dıştan gelerek yerleşsin her zaman Adanalı olmakla övünmüşler, iftihar etmişlerdir.

Bu aidiyetin kendilerine kazandırdığı birlik, beraberlik ruhuyla gerek kurdukları ticari şirketlerle gerek cami yaşlı bakımevi, öğrenci yurdu gibi hayır kurumları aracılığıyla hemşerilerine yaptıkları hizmetlerle konar, göçer değil Bölge’nin gerçek vatandaşı  olduklarını kanıtlamışlardır.

Aydın’da ise bu aidiyet duygusu pek gelişmemiştir. Efe misali Aydın Çukuru’nun insanı  tek oynamayı sever.

Dediğim sebeplerden birlik ruhu ve ortaklık kültürü gelişmeyince muhtarın devletten istediği yatırım tesisi olmuyor parke taşı ve düğün salonunun ötesine geçemiyor.

Diğer yandan Batı’da kalkınma burjuvazi önderliğinde gerçekleştiği halde Doğu toplumlarında sosyolojik ve siyasi şartlar sonucu gerçek burjuvazi bulunmadığı için kalkınma devlet öncülüğünde oluyor.

Bunun bir sonucu Cumhuriyet hükümetlerinde her dönemin bizde kendi zenginleri olmuştur.

Fabrikayı da bir öncü olarak devlet kurmuştur. Aydın Tekstil ve Nazilli Sümerbank Basma Fabrikaları bu amaçla açılmıştır.. Ne var ki, özel sektöre imkân sağlamak amacıyla bu fabrikaların kapısına kilit vurulmuştur.

Adana’da ve benzeri yerlerde fabrika bacaları yükselirken Başbakan Adnan Menderes’in döneminde memleketi Aydın’da bu fırsatı değerlendiren yerli, yabancı bir Allah’ın kulu çıkmamıştır.

İşin lokomotifliğini yapacak siyasetçiler de vatandaş bizden ne istediyse biz de onu yaptık gerekçesine sığınarak işin kolayına kaçmayı tercih etmişler, düğün dernek gezmekle, tayin nakille uğraşarak vakit geçirmişlerdir.

Uzun yıllar milletvekilliği ve çeşitli bakanlıklarda bulunan İsmet Sezgin 1992 seçimleri öncesi bir ilçede kendine “ne yaptınız,” denildiğinde, “ Tariş Müdürünün görevden alınmasını istediniz, ben de onu yerine getirdim,” yanıtını vermiştir..

Günümüz politikacılarının da eskilerden kalır, yanı yoktur. Halbuki insanlar ne istediler ise biz de onu yaptık cevabı devletle insanları yabancılaştıran, siyasetçinin  yeteneksizliğini kamufle eden, oldukça da manipülatif,bir saptırmadan ibarettir.

.Politikacıların işine öyle geldiği için göz ardı ettiği şudur,otomobil henüz icat edilmezden Henri Ford ABD halkına “benden ne istersiniz,” deseydi insanlar büyük olasılıkla devrin ihtiyacı gereği  “araba çekecek en güçlü atlar isteriz,” derlerdi.

Çünkü herkesin geleceğini insanlardan görmesini ve talebini ona göre oluşturmasını beklemek beyhudedir.Öyle düşünürseniz işte karşınıza çocuğuna yurt,mahallesine  parke taşı,düğün salonu, isteyen insanlar çıkar.

Farz edelim ki, Ford o soruyu sordu ve aldığı cevaba göre de hareket etti belki de insanlar günümüzde hala daha at arabalarıyla yük ve yolcu taşıyor, olacaklardı.

Bu da demek oluyor ki, politikacının aslı görevi dümeni suyun akış yönüne doğru tutmak  değildir, memleketin kalkınması için doğru olan neyse gereğine göre onu yerine getirmektir..

Aydın popülist siyasetçiler sayesinde sanayileşme treni başta bir çok fırsatı kaçırmıştır. Ama her şey bitmiş de değildir.Düştüğü yerden kendi çabasıyla kalkabilir.

Yeter ki,bir önder bulabilsin.:

1990’lı yıllarda hazırlanan stratejik planla Aydın tercihini ağır sanayiden yana değil tarımdan ve tarıma dayalı entegre sanayiden yana yapmıştır.

KOSGEB’in de TKDK’ nın da kuruluş ve varlık nedeni verecekleri kredilerle tarıma dayalı küçük aile işletmelerini hayata geçirmektir..

Her iki kuruluş da Aydın’da üzerine düşeni yaptığında şüphe yok. KOSGEB müdürü Sadullah Dülger kapı kapı dolaşarak yatırımcı arıyor.

O sayede bu gün dış ülkelere ürettiklerini satan firmalar var. Ama herkes üzerine düşeni yapmayınca yetersiz kalınabiliyor. Seferberlik ruhu gerekiyor.

Ticaret Odaları, TKDK, Tarım Müdürlüğü, Üniversite, Teknokent, Ziraat Odaları ve siyaset kurumu bu seferberlikte paydaş olacak kurum ve kuruluşlar..

O takdirde Ülke ekonomisine ve üreticiye getirisi yüksek marka ürünlerle Aydın’ın marka zeytini, zeytinyağı, inciri, kestanesi, enginarı, AVM raflarında ve fuarlarda yerlerini alabilir..

Bu görev bölümünde örnek Aydın’ın bir fuar alanına kavuşmasında milletvekillerine ve BŞB Başkanına büyük görevler düşüyor.

Artık  tayin, nakil, insanlara iş umudu satma, düğün, dernek gezme kısaca iktidarıyla muhalefetiyle havanda su dövme dönemi sona ermeli.

Haydi diyelim, iktidar fazla yükün altına girmemek için böyle bir politika izliyor,buna karşılık muhalefet ne yapıyor,halkı uyarmak yerine beş yıl sürecek kış uykusuna yatıyor.

{ "vars": { "account": "UA-18838004-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }