• BIST 107.713
  • Altın 271,128
  • Dolar 5,7078
  • Euro 6,3119

    Avrupa istemedi, Kemalist Türkiye kılına dokundurtmadı!

    19.10.2019 10:56
    Ercan Dolapçı / Tarihin İçinden

    Ercan Dolapçı / Tarihin İçinden

    90 yıl önce Türkiye'ye Troçki gelmişti

    'Ailemle beraber Türkiye Cumhuriyeti arazisinden ayrılırken bana gösterilen konukseverlikler için gerek size, gerekse Cumhuriyet hükümetine teşekkürlerimi bildirir, bu konukseverliğin ileride de benden esirgenmeyeceğini ümit eder, en derin saygılarımın kabulünü rica ederim'

    Bolşevik devriminin önemli isimlerinden Leon Davidoviç Troçki (62)'nin bu yıl Türkiye'ye gelişinin 90. yıl dönümü. Troçki 12 Şubat 1929-17 Temmuz 1933 tarihleri arasında İstanbul'da 4,5 yıl sürgün hayatı yaşadı. Siyasi mülteci olarak Büyükada'da kalan Troçki'nin can güvenliğini Kemalist Türkiye sağladı. Onun kılına bile zarar gelmemesi için büyük çaba harcadı. Ne var ki Türkiye'ye geldiği günden itibaren Avrupa'ya gitmek için uğraşan Troçki'yi, Avrupa ülkeleri kabul etmek istemedi. Ona vize vermedi. Bir ara konferans vermek için gittiği Danimarka'da bile süresi dolar dolmaz hemen İstanbul'a gönderildi. Son durak olarak gittiği Meksika'da ise 21 Ağustos 1940'da uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti. 
    DEVRİMDEN SÜRGÜNE 
    7 Kasım 1879 tarihinde Ukrayna'nın Karadeniz'e yakın Bereslavka şehrinde doğan Troçki, gençlik yıllarından itibaren ihtilalci faaliyetler içindeydi. Hapisler, sürgün ve kaçış; onun yaşam şekliydi... Uzun yıllar Avrupa kentlerinde kaldı. 1905 ve 1917 ihtilallerinde aktif olarak yeraldı. Marksist teorisyen, Sovyetler Birliği'nin ilk yıllarında Dışişlerinden Sorumlu Halk Komiseri görevini üstlendi, Kızılordu'nun kurucusu ve komutanı, savaştan sorumlu Halk Komiseri oldu. Ayrıca Bolşevik Parti'nin Politbüro üyesiydi. 1918 yılında Lenin tarafından Kızılordu'nun başına getirildi. Asıl rolünü burada oynadı. Toplamda Troçki demek "Kızılordu" demekti. Çar'ın döküntü ordusundan devrimin ordusunu yarattı. İç isyanları bastırdı. Devrimin önünü açtı. 
    Her devrim dünyayı etkiler. Fransız, Rus, Türk devrimi gibi. Devrim yapan devrimciler,  devrimini ihraç etmek ister... Rus devrimciler de böyle yaptı. Bu doğrultuda Almanya ve Polonya'da devrim girişimi desteklendi. Özellikle Polonya savaşı kaybedildi. Bu Rusya'nın prestijini de bozdu... SBKP içinde de büyük rahatsızlık yarattı. En önemlisi de uzun savaş ve iç çekişmeler Rus halkını yordu, açlık korkunç boyutlara geldi... Süreç içinde "Rusya'da devrimi güçlendirelim" tezi daha gerçekçi bulundu. Ve bu görüş savunulmaya başlandı. Bu dönemde Troçki "Dünya devrimi" tezini ısrarla savundu. Haliyle bu ekip tasfiye edilmeye başlandı... Ancak uygulama çok sert ve ağır oldu. "Her devrim çocuğunu yer" sözü bir anlamda gerçekleşti ve 1937 yılında KP Merkez Komitesi'nin 133 üyesinden 70'i öldürüldü. Sürgünler ise sık kullanılan bir yöntemdi... 
    Lenin'in 1924 yılında ölümü üzerine başlayan iktidar çekişmesinde Stalin atak yaptı ve lider oldu. 1925 yılında Troçki Harbiye Komiserliğinden uzaklaştırıldı. Stalin'e karşı 'Sol muhalefet' bayrağını açtı. Parti içindeki kongreyi de Stalin kazanınca, Troçki 1927 yılında Kazakistan'ın Alma Ata şehrine sürgüne gönderildi. O ise burda da durmadı. Faaliyetlerine devam etti. 1929 yılında ise Sovyet yönetimi onu yurtdışına gönderme kararı aldı. Bu çerçevede girişimlerde bulunuldu. Almanya dahil Avrupa ülkeleri kabul etmek istemedi. Öcü gibi ondan kaçtı. Müttefiki Türkiye'yle temasa geçti. Türkiye bu "istenmeyen adam"ı şartlı kabul etti. Bu şartlar şöyleydi: 
    AVRUPA İSTEMEDİ TÜRKİYE 'TAMAM' DEDİ 
    1- Troçki, Türkiye sınırları içinde tam bir siyasi mülteci muamelesi görecektir. Bunun dışında Sovyet hükümetinin herhangi bir özel muamele isteği mevzubahis olamaz.
    2- Troçki, Türkiye'de bulunduğu süre içinde, başka bir memleketten vize temin ettiği takdirde, derhal o memlekete gitmekte serbest olacaktır. 
    3- Troçki, Türkiye sınırları içinde faaliyet gösteremeyecek, neşriyat yapamayacaktır. 
    4- Troçki'yi Türkiye'de öldürmek için Sovyet idarecileri tarafından herhangi bir teşebbüs yapılmayacağına dair kati teminat verilecektir." (Ömer Sami Coşar, Troçki İstanbul'da, 4. Baskı, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2019, s.10-11.) 
    TROÇKİ İSTANBUL'DA 
    Bu şartlar kabul edilir ve Troçki 22 günlük kara ve vapur yolculuğundan sonra 12 Şubat 1929 günü İstanbul'a gelir. İlk iş ona güvenli bir yer bulmaktır. Bir süre Sovyet Konsolosluğu'nda kalır. Olmadı otel, olmadı Büyükada'da bir köşk ayarlanır! Uzun yıllar Arap İzzet Paşa Köşkü'nde kalır. 1933 yılında köşkünde tamamen kaza sonucu çıkan bir yangın sonunda Moda'ya taşınana kadar burada kalır. Buradaki zamanı makale ve kitap yazma, gelen misafirleri ağırlama, muhalif faaliyetlerde bulunma; bunlardan kalan zamanında da sık sık balığa çıkma, ava gitme ve dinlenme şeklinde geçer. En verimli dönemi İstanbul olur. Anılarını içeren "Hayatım", "Rus Devriminin Tarihi" ve "Faşizme Kardı Mücadele" isimli kitaplar, Marksist literatürde de önemli eserler olarak kabul edelir... Yanında ise eşi Natalya, oğlu Lev Sedov, sekreteri ve hizmetçisi bulunur. 
    Troçki rahattır. Sık sık Marmara'nın denizinin maviliklerine dalar ve tekrar Rusya'ya geçerek Stalin'i devirme hayalleri kurar. Özellikle "Dünya devrimi" tezinden vazgeçmez. Bu çerçevede yabancı gazetelere makaleler yazar. Aldığı paraları faaliyetlerinde ve Büyükada'daki masraflarına harcar. Ona sık sık ABD ve Avrupa ülkelerinden Troçkistler gelir, gider... (O dönem onu izleyenler bir hayli fazladır...) Devrim için yapılacaklar konuşulur. Ama hep aklında Avrupa'ya gitmek vardır. Bunun için de büyük çaba harcar. Ancak onu hiçbir Avrupa ülkesi kabul etmek istemez. 'Öcü' gibi korkulmaktadır... 
    Troçki'nin İstanbul'da kaldığı süre içinde Türk emniyetinin en önemli vazifelerinden biri de onu gözü gibi korumaktır. Bunun için Büyükada'ya giden noktalarda, Ada'da ve köşkte sıkı tedbirler alınır. Deyim yerindeyse kuş uçurtulmaz... Bunda da başarılı olunulur. Kaldığı süre içinde ciddi bir saldırı olmaz. Bir anlamda verilen söz tutulmuştur. 
    STALİN'İN TROÇKİ YORUMU 
    Öyle ki, Başbakan İsmet İnönü'nün Rusya gezisine rağmen Troçki konusunda Türkiye'ye bir baskı yapılmaz. Türkiye de taviz vermez. İnönü, 1932 yılının 28 Nisan-10 Mayıs tarihleri arasında Moskova'yı ziyaret eder. İki ülke arasında 8 milyon dolarlık kredi anlaşması yapılır. Buna rağmen gündeme "Troçki şartı" gelmez. Bu gezide İnönü, Stalin ile de görüşür. Hatta bir toplantı öncesi İnönü'ye "Gel bak, bana diktatör diyorlar. Gel de gör, nasıl benimle uğraşıyorlar" der. Yaptıkları görüşmede ise Troçki'yi, Enver Paşa'ya benzetir ve şu ilginç yorumu yapar: 
    "Stalin teklifsiz konuşuyordu. Bir aralık Troçki'den bahsetti. Troçki'yi nasıl tanıyorsun, diye bana sordu. 'Fazla bir tanımam yoktur', dedim. Bunun üzerine Troçki'yi, Enver Paşa ile mukayese etti. Troçki de, Enver Paşa gibi fantezisttir, dedi. Bunlar birtakım hayal içinde ölçü bilmeyen insanlardır, diye hükmünü bağladı." (İsmet İnönü, Cumhuriyet'in İlk Yılları, C.1, Yeni Gün A.Ş., İstanbul, 1998, s.146.) 
    İKİ İNTİHAR ONU YIKTI 
    Troçki, İstanbul günlerinde evlat acısıyla da sarsılır. Eve kapanır, saçları kırarır... Rusya'da bıraktığı resmi nikâhlı eşi Aleksandra'dan olma iki kızından biri olan Nina veremden ölür. Diğer kızı Zina ise 1931 yılında İstabul'a gelir. Veremdir... Tedavisi için gittiği Berlin'de 1933 yılında bunalıma girerek intihar eder. Bu olayda ailesinden uzak kalmanın sıkıntısı, bir de Yahudi olmalarından dolayı buradaki baskılar etkili olur. Eşi ise Troçki'yi "yeterince ilgi göstermemekle" suçlar. "Oysa Zina seni çok seviyordu" der. Zina ise Türkiye kendisine dönüş vizesi verdiği halde gelmemiştir... 
    İkinci olay daha da ağırdır... Büyükada'da bulunan nikâhsız eşi Natalya'dan olma oğlu Lev Sedov da 1931 yılında 'Türkiye'ye tekrar dönüş şartıyla' tedavi amacıyla Almanya'ya gider. O da yükselen faşizmden etkilenir ve 1933 yılında Fransa'nın başkenti Paris'e kaçar. 1938 yılında ise Paris'te ameliyat sırasında kuşkulu şekilde ölür. Bu da ayrı bir yıkım olur. 
    FRANSA DA İSTEMİYOR 
    Uzun çabalardan sonra Troçki'ye Fransa şartlı oturma izni verir. Troçki bu haberi İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'ya bildirir. Vize işlemlerinin kolaylaştırılması ricasında bulunur. Gösterilen ilgiden dolayı da teşekkür eder. Gereken yapılır ve Troçki valizlerini toplayarak "Bulgaria" isimli bir İtalyan vapurula yola çıkar... 
    İlk geldiğinde tedirgin olduğu Türkiye'den, hüzünlü şekilde ayrılır. Aslında en rahat olduğu yerdir... Bilmiyordur ki bu gidiş onun ölüm gidişidir... Yakın ilgi ve alakadan dolayı Türk hükümetine teşekkür mektubu yazar: 
    "Ailemle beraber Türkiye Cumhuriyeti arazisinden ayrılırken bana gösterilen konukseverlikler için gerek size, gerekse Cumhuriyet hükümetine teşekkürlerimi bildirir, bu konukseverliğin ileride de benden esirgenmeyeceğini ümit eder, en derin saygılarımın kabulünü rica ederim." (Coşar, s.164.) 
    Sanki bir gün dönecektir... Son gün hatıra defterine ise şunları yazar: "Buraya geleli dört buçuk yıl oldu. Ayaklarım Büyükada topraklarına sanki kenetlenmiş gibi garip bir his var içimde." (Age, s.164.) 
    Kendi arzusu ile İstanbul'dan ayrılan Troçki, çok istediği Fransa topraklarına 24 Temmuz 1933 günü ayak basar. Kendisine şartlı oturma hakkı verilmiştir... Kafasında yine "Dünya devrimi" ve "Stalin yönetimini yıkmak" vardır. Bu süre içinde çok şey değişmiştir. Avrupa'da faşizm rüzgârları sert esmeye başlamıştır. Çok istediği Fransa, Almanya tehditleriyle karşı karşıyadır. Fransa yönetimi Rusya ile bir dostluk anlaşması yapar. Bu Troçki'nin durumunu da etkiler. Artık ona da burada yol görülmektedir. 18 Haziran 1935 tarihinde Norveç'e gitmek zorunda kalır. Ondaki korku Afrika'ya sürgüne gönderilmektir... 
    RUSYA'DAKİ DEĞİŞİM 
    Bu dönemde Rusya'da neler olur: Dünya ekonomik krizinden Rusya da etkilenir. Rusya bu sıkıntıyı aşmak için NEP'i terkedip 1927 yılında planlı kalkınma hamlesini başlatır. Kamulaştırma/toplulaştırma başlar. Sanayileşme hamlesi tam hızıyla devam eder. Stalin içerde huzuru sağlamak için haliyle bir yandan da muhalifleri tasfiyeye devam eder. 1936-38 arasında geniş çaplı tasfiyeler ve yargılamalar olur. Bu süreç çok ağır ve kanlı ilerler. Öyle ki, 1934-37 arasında Türkiye'de Büyükelçi olan eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Karahan bile Nisan 1937'de Rusya'ya çağrılır ve yargılamalar sonucu 1938'de kurşuna dizilerek öldürülür. (Ona da Ankara yönetimi, başına gelecekleri bildiği için 'Gitme, istersen burada kal' denilir. O ise dinlemez...) 
    Rusya Avrupa'da gelişen faşizm tehlikesiyle de karşı karşıyadır. Buna da hazırlık yapar. Savunmasını güçlendirmek için tedbirler alır. İşte bu süreçte Troçki'nin Rusya'ya dönerek iktidara gelmesi, hele "Dünya devrimi" hayalinin hayata geçme şansı hiç yoktur. (Troçki 20 Şubat 1932'de vatandaşlıktan da çıkarılır...) Halk ister istemez Stalin'in etrafında birleşmiştir. Onun liderliği güçlendirilir. Stalin hayalden çok gerçekçidir ve yapılması gerekenleri halka açıkça açıklar ve bu doğrultuda adımlar atar. Onun en önemli hedefi Avrupa ile aradaki büyük mesafeyi kısa sürede aşmaktır. Sloganı ise: Çok çalışma, kalkınma ve fedakârlıktır! 
    ÖLÜMÜ MEKSİKA'DA OLDU
    Troçki'nin Avurapa'daki faaliyetleri ise gazetelere makalaler yazmak, Rusya içinde bulduğu kişilerle teması sürdürerek gizli örgütlenme yapmak, bir de kitaplar yazmak ekseninde sürer. Bu faaliyetler de pek umut verici değildir... İstediği gelişmeleri elde edemez. O da görür ki Avrupa'da bir devrim havası yoktur, aksine faşizmle; karşı devrim havası esmektedir. 
    İşte bu hava içinde buradan da ayrılır ve Norveç'in başkenti Osla'ya yerleşir. Burada da küçük bir köyde tutulur. İki yıl olmadan Rusya'nın sert notası üzerine Norveç hükümeti "susma garantisi" ister. O bunu kabul etmez. Valizini toplar ve Meksika'nın yolunu tutar. 9 Ocak 1937 tarihinde Meskika'nın başkeni Meksico City'e varır. Buradaki yaşamı da sıkıntılıdır. Öldürülme korkusu onun peşini bırakmaz. Rus gizli servisi de peşindedir. Akılalmaz bir planla onu 21 Ağustos 1940 günü öldürür. Hem de kafasını çekiçle parçalayarak... Bir fikir adamının bu şekilde ölümü ayrı bir dramdır. 
    Evet aradan 90 yıl geçti... Bir dönem dünyayı sarsan adamın bugün çok etkisi yok ama anıları Büyükada'da duruyor. Ada günleri filmlere, belgesellere, kitaplara konu olur. Köşkü ise yandığı günden buyana ilgi beklemektedir. 2015 yılında satılığa çıkarılır. Adalılar ise Meksika'yı örnek göstererek müzeye çevrilmesini istiyor... Bilmem ilgilenen olur mu? 

    3-haziran-1930--trocki-balik.jpgtrotsky.jpgtrocki_red-army_moscov.jpegimage-1459943779902268585.jpgbuyukada-arap-izet-pasa-kosku.jpg
     

    Bu yazı toplam 2247 defa okunmuştur.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim