Abdülhamit devri toprak kaybı ve İttihatçılar!

Uzun yıllardır bir söz dolaşıyor: “Abdülhamit döneminde bir karış toprak kaybedilmedi!” İkincisi de var: “Abdülhamit tahttan indirildi, İmparatorluk parçalandı.” Bu ikisi aslında birbirine bağlı yalanlar. Yalan! Çünkü, biraz kaynak karıştırsanız ne kadar çok toprak kaybedildiğini görürsünüz. Bunun için tarihçi olmaya gerek y​​​​​​​ok. Bu iki yalan İttihatçılara bağlanıyor. Çünkü Abdülhamit’i onlar devirdi ve “devirmeseydi İmparatorluk ayakta kalırdı” deniliyor. Bu da tarihi gerçeklere aykırı.

Abone Ol

Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa genişlemesini Viyana’ya kadar ilerletti. Avrupa’nın kalbine iki defa sefer yaptı. İkisinde de başarısız oldu. Son seferi iki ay içinde başarısızlıkla bitti ve 1683 yılı ilerlemenin durduğu, gerilemenin başladığı yıl olarak kabul edilir. Bu gerileme 1921 yılında Sakarya Savaşıyla Anadolu içlerinde son buldu. “Viyana’dan Sakarya’ya kadar dayak yiye yiye geldik” denilir. Gerçekten, gerilememiz çok kanlı ve trajik oldu. Sadece toprak kaybetmedik, insanlarımızı ve 400 yıllık yaptıklarımız da kaybettik. Osmanlı’nın en kıymetli eserleri Rumeli topraklarındaydı. Anadolu’da Osmanlı’nın izini çok az bulursunuz. Zenginlik orada olduğu için önemli yatırımlar da oraya yapılmıştı. 1912-13 Balkan Harbiyle 5 milyona yakın insanımız Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldı. O topraklarda ölenlerin sayısını ise tutan olmadı. Bu son geri çekiliş “Balkan Faciası” olarak anılır.

1918’de ise Arap topraklarını kaybettik. Emperyalist ordularla göğüs göğüse vuruşarak. Anadolu’ya çekildik ve onun için son kanımızı döktük. Kurtardık. Vatan yaptık ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduk. Bu durumu Mareşal Fevzi Paşa, “Bu muharebelerde çok değerli arkadaşlarımızı kaybettik. Çok kanlar döktük. Dökülen bu kanlar boşa gitmemiştir. Birinci Dünya Harbi'nde diğer cephelerde olduğu gibi, buradaki çetin muharebelerde de bize çok değerli deneyimler kazandırmış; istiklâl ve hürriyet uğrunda canını esirgemez bir millet olduğumuzu dünyaya ispat etmiş; Osmanlı İmparatorluğu yıkılmakla beraber daha kuvvetli bir Cumhuriyet yaratmıştır” sözleriyle açıklar. (Mareşal Fevzi Çakmak, Birinci Dünya Savaşı'nda Doğu Cephesi, Genelkurmay ATASE Yayınları, Ankara, 2005, s. 252.)

YÜZ YILLARIN GERİLİĞİ

Evet, gerçek olan budur! Gerilemenin gelip dayandığı yer: Türkiye Cumhuriyeti! Yani anavatanımız ve milli devletimiz. Geçmişe gittikçe, Osmanlı’nın gerileme içinde debelenip durduğunu, bir türlü gerilemeyi durduramadığını ve ağır bedeller ödediğini görürüz. Bu durumu da Sultan Abdülhamit’i tahttan indirecek yolu açan 3 Temmuz 1908 İsyan Yürüyüşünü başlatan İttihatçı devrimci Resneli Niyazi şöyle anlatır: “Şimdi biz üç yüz yıl önce yapılacak işler karşısında bulunuyoruz. Türk, bugün mutluluk ve özgür olma yolunu kendi çalışma gücüyle kazandı. 23 Temmuz 1908 İnkılâbı milletin ruhundan doğmuştur. Siyaset yolunda Mithat Paşa'nın, edebiyat alanında Şinasi'nin, millet yolunda Kemal'in çocukları sayılan şimdiki inkılâpçı Türkler de hep o çığırın birer eseri olarak ortaya çıkmışlardır.” (Balkanlarda Bir Gerilla- Hürriyet Kahramanı Resneli Niyazi Bey'in Anıları, Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1975, s.12-13.)

3 Temmuz İnkılap Hareketi, 28 Haziran 1908 günü İngiltere Kralı ve Rus Çarı’nın Reval’de yapacağı toplantı üzerine başlatılmıştır. Devrimciler “Abdülhamit yine taviz verecek ve Makedonya paylaşılacak” diyerek Abdülhamit’i hedef aldılar ve tek başına karar vermemesi için de 1878 yılında askıya alınan Anayasanın yürürlüğe girmesini ve kapatılan Meclis’in tekrar açılmasını istediler. Bu uğurda dağa çıktılar ve 20 günlük “Uzun yürüyüş” sonrası 2. Meşrutiyet’i ilan ettirdiler. İmparatorluğun/Milletin kaderini yine milletin, Meclis yoluyla belirlemesini istediler. Bugün çok sevdiğimiz demokrasinin yolu da buralardan açıldı. Bu tarihi hamleleri görmeden Cumhuriyet ve demokrasi savunulamaz.

ANAYASA VE MECLİS SÖZÜYLE GELDİ

1876 tarihinde tahta oturan Sultan Abdülhamit, Anayasa ve Meclis sözüyle oraya oturtuldu. Buna uydu ancak “1293 Harbi” dediğimiz Osmanlı-Rus Harbinden (1877-78) sonra Meclis kapatıldı ve Anayasa da askıya alındı. Eğer o tarihte Meclis açılsaydı o günden bugünlere 30 yıllık ek Meclisli tarihimiz olacaktı. Bunu engelleyen Abdülhamit’ti. Son Osmanlı Meclisi’ni kapatan da son Sultan Vahdettin’di. Baktığımızda ikisinin de Anayasa ve Meclis konusunda “tıkayıcı güç” olduğunu görüyoruz. Abdülhamit ve Vahdettin savunularak Cumhuriyet ve demokrasi ilerletilemez! Tarihi bir gerçektir bu. Bütün dünyada cumhuriyet ve demokrasi kralları ve sultanları yıkarak geldi ve ilerledi. Bu yolu açan da İttihat ve Terakki örgütü ile 1919’dan sonra İmparatorluğun başkenti İstanbul’u ve Anadolu’yu adım adım işgal eden emperyalist güçlere karşı mücadele eden Mustafa Kemal hareketidir. Hem Atatürkçü hem de Abdülhamitçi olunamaz! Ayrıca milliyetçi de… Bu da olaylarla kendisini ispatlamış bir gerçektir!

Tekrar Abdülhamit ve toprak kaybı konusuna dönersek, bu tarihi gerileme ve altüst oluşta Abdülhamit bir parantezdir. Onun dönemi yıkımın son perdesidir. Ondan sonra zaten gücü olmayan Sultan Reşat ve Mehmet Akif’in deyimiyle “Abdülhamit’in kötü kopyası Vahdettin” devridir. Vahdettin’in kötü rolü nedeniyle artık kolay kolay savunulacak yeri de yoktur. İstanbul’u fetheden büyük Fatih Sultan Mehmet son torunlarının halini görseydi ne yapacağını sanırım biliyoruz…

DENGE POLİTİKASI DEDİKLERİ

Sultan Abdülhamit 1876-1909 tarihleri arasında görev yaptı. 33 yıllık görev süresinde hep “denge adamı” olarak anılır. Başka da şansı yoktu. Çünkü elinde aksini yapacak kadar güç de yoktu. Bir de olan gücünü de kötü kullandı. Adeta gerilemenin üzerine oturdu. Olanları da geriletti ve çürüttü. Dünyanın ikinci donanma gücüne sahipti. Donanmayı Haliç’e hapsettiği hep anlatılır. Donanmamız oralarda gerilediği için Çanakkale Harbini donanmasız, kara toplarıyla ve Mehmetçiğin kanıyla kazandık. Orada donanmayı çok aradık. Onun döneminde mali yönden de iflas etmiştik. 1881 yılında Duyun-u Umumiye yönetimiyle maliyemiz büyük güçlerin kontrolüne geçti. Artık iş gerilemeden çürümeye dönüştü.

Bu dönemde dengeler de değişmeye başladı. Avrupa’da Almanya hızla toparlanmaya ve güçlenmeye başladı. Avrupa’nın dikkati bizde değil Almanya’nın üzerindeydi. Bizim müttefikimiz İngiltere artık düşmanımız Rusya ile müttefik olmuştu. Bize de bu mücadele içinde Almanya ile ittifak kurmak kalmıştı. Bu da bizim için önemliydi. Cihan Harbine kadar onula ortak çalıştık. Daha sonra da müttefik olarak silah arkadaşı olduk. Bu ittifak bize çok şey kazandırdı. İngiltere-Fransa ve Rusya ile olan savaşımızı iki yıl uzattı. Büyük güçleri perişan etti. Rusya çöktü. İngiltere’yi Çanakkale ve Irak Cephesinde yendik/gerilettik.

Cihan Harbine girdiğimizde Abdülhamit yoktu. Savaşı İttihatçılar yönetti. Hepsi de canla başla görev yaptı ve vatan savunması yaparak önce İmparatorluğu sonra da ana vatanımız Anadolu’yu savundular. İttihatçılık baştan sona vatanseverlik teşkilatıdır. İlk Türkçü harekettir. Zor dönemin fedaileridir. Kendilerini vatan için feda etmişlerdir. Resneli Niyazi bu durumu çok güzel özetler: “Bugün şu dakikada vatan bizlerden o fedekârlığın yerine getirilmesini bekliyor, millet hepimizden uyulması gereken ulvi bir feragat örneği görmek istiyor. Vatanın selameti sağlanmadıkça dönmemeye, bu uğurda icap ederse seve seve ölmeye, Osmanlı fedekârlığına, Osmanlı kahramanlığına parlak bir numune göstermeye hazır mısınız?" Hazır bulunanlar hep bir ağızdan "Ya ölüm, ya vatanın selameti!" diye bağırarak kararlılıklarını belirtir. (Niyazi,Age, s.40-41.)

İttihatçıların üst düzey yönetimi 1 Kasım 1918 günü düşman eline düşmemek için vatanı terk ederken, gözyaşı dökmüşler ve “Vatan” demişlerdir. Gurbet ellerinde can verirken de… Anadolu’da kalan İttihatçılar da canla başla vatan için savaşmış ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuna emek vermişlerdir. Milli hareketin içinde eriyip tekmil milletle yek vücut olmuşlardır. İttihatçılık vatanseverliktir, vatana sahip çıkmadır, kendini bu uğurda feda etmektir. Sloganları da “Baki ya ölüm, ya vatanın selameti.!” Bu slogan Kurtuluş Savaşında “Ya istiklal ya ölüm!” olmuştur.

İTTİHATÇILAR DARBECİ DEĞİLDİR

Önemli bir konu da İttihatçıların “darbeci” oldukları iddiasıdır. Bu da yersiz ve haksız bir suçlamadır. İttihatçılar devrimciydi. Devrim yaptılar. Padişahı saray darbesiyle devirerek yerine oturmadılar. Kendilerinden birini padişah da yapmadılar. Hatta başlangıçta Padişah’ı hedef alırken onu devirmek yoktu. Anayasanın tekrar yürürlüğe girmesi ve Meclis’in açılması vardı. Bunu hedeflediler. Ne zamanki 31 Mart 1909 gerici ayaklanması oldu ve bu kalkışmada Abdülhamit ve Saray eşrafının da parmağı olduğu saptandı, ondan sonra onu devirip yerine aynı aileden Sultan Reşat’ı getirdiler. Celal Bayar’ın deyimiyle “eğer Abdülhamit bu darbeden dolayı yargılansaydı idam edilecekti!” Ne yargıladılar ne de idam ettiler. Oysa 31 Mart gerici ayaklanması tam manasıyla bir darbeydi ve Meclis’i hedef alıyordu. Yani demokrasiyi… Sarayın da burada parmağı vardı. Yanlış iş yapınca da altında kaldılar. Abdülhamit burada doğru tutum alsa isyancıların bastırılmasından yana alsaydı kimse ona dokunmazdı!

İTTİHATÇILAR MİLLİYDİ

İttihatçılar milliydi. Milli ekonomiden yanaydı. Cihan Harbi içinde 3 Eylül 1914 günü yüzyılların büyük sorunu kapitülasyonları kaldırdılar. Bu bile başlı başına savaş nedeniydi! Bunu 1917 yılında savaş içinde Almanlara da kabul ettirdiler. Padişahların bir türlü yapamadığı ve özellikle Abdülhamit’in başaramadığı orduda reformu bir çırpıda yaptılar ve orduyu tepeden tırnağa yenileyerek gelmekte olan büyük savaşa hazırladılar. 11 bin 300 eski tip subay emekli edildi ve genç kurmay subayların önü açıldı. İşte o ordu, Çanakkale ve Kutul Amare’de harikalar yarattı. İngiliz emperyalizmine en büyük darbeyi vurdu. Bunu başaran İttihatçıların Harbiye Nazarı Enver Paşa’dır. Bunu da 23 Ocak 1913 Bab-ı Âli Baskını sonrası yaptı. Bir yıl içinde muazzam savaşkan bir ordu yarattı. Bu bile başlı başına büyük bir kazançtır. Bu ordunun ana unsuru işgalden sonra tekrar örgütlenerek Kurtuluş Savaşını zaferle taçlandırdı.

İttihatçıların önemli bir başarısı da millet bilinci olmayan millete örgütlenmeyi getirmesi ve bunu en ücra köşeye kadar taşımasıdır. İlk kez onların sayesinde örgütlendik. Bu teşkilat, işgal yıllarında büyük işler başardı. Milli Mücadele teşkilatının çekirdeği oldu. Bunun için onlara ne kadar teşekkür etsek azdır. Örgütsüz hiçbir iş olmaz. Oysa Abdülhamit örgütlenmenin karşısında büyük bir hafiye teşkilatı kurarak onlara nefes aldırmamıştı. Onlar bu baskılara rağmen bunu başardılar. Abdülhamit döneminin olumsuzluklarını burada yazsak yerimiz sığmaz. Onlar ayrı bir yazı konusudur.

İŞTE KAYBEDİLEN YERLER

Yazımızı, Abdülhamit döneminde kaybedilen toprak parçalarını yazarak bitirelim: Abdülhamit, gelir gelmez iki cephede '93 Harbi' (1877-78) denilen Rus saldırısıyla karşılaştı. Sırbistan ile yapılan çatışmalar genişledi ve işe Rusya da karıştı. Rumeli’de Plevne cephesinde Ruslara karşı büyük bir savunma savaşı yapıldı. Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa'nın yardım çağrılarına karşı İstanbul yönetimi kulaklarını tıkadı. Savaşı cephede değil, Saray'dan yönetti. Buranın stratejik önemi kavranmadı. Savaş felaketle sonuçlandı! Balkanların gitmesindeki en önemli Bulgaristan gediği açıldı. Doğu'da ise Kars, Batum ve Ardahan’ı kaybettik.  

Osmanlı Devleti 1878 yılında imzalanan Ayastefanos Antlaşması ve Berlin Antlaşması ile Karadağ ve Sırbistan'ın bağımsızlıklarını tanıdığı gibi kaybettiği toprakların bu iki ülkeye ait olduğunu da kabul etti.

Bu harbin kaybedilmesinden yararlanan İngiltere, Rusya’ya karşı yardım vaadiyle ve özellikle baskıyla Mayıs 1878’de Kıbrıs’ı bizden kopardı. Bunun adı da “kiralama” oldu. 12 Temmuz 1878’de Ada’ya asker çıkardı ve Osmanlı bayrağını indirdi. 1914 yılında Cihan Harbine girince de Mısır’la birlikte “ilhak” ettiğini ilan etti.  

Osmanlı’nın zayıflığından yararlanan Fransa, 1881 başında Tunus’u fiilen işgal etti. 12 Mayıs 1881 tarihinde Tunus Beyi ile Bardo Antlaşması'nı imzalayarak kendi himayesine aldığını duyurdu. 8 Haziran 1883'te Mersâ Antlaşması imzalanınca da Tunus, Fransa'nın resmen idaresine girmiş oldu.   

13 Eylül 1882 tarihinde İngiltere, Mısır’a iç olayları gerekçe göstererek asker çıkardı ve ülkeyi işgal etti. Mısır da fiilen elimizden çıkmış oldu.

1877 yılında Romanya bağımsızlığını kazandı. Bosna-Hersek (1878 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu hakimiyetine girdi) ve Girit de elden gitti. 1897’de Türklere yönelik toplu katliamlarla Girit sorunu ortaya çıktı. Osmanlı büyük devletlerin baskısı nedeniyle yeterince bu Ada’ya müdahale edemedi. Donanmasızlık elini kolunu bağladı. 1908’de ayrı yönetim oluştu. 1913 Balkan Harbinden sonra da resmen Yunanistan’a bağlandı.

3 Mart 1878’de Bulgaristan’ın temelleri atıldı. Bu dönem içişlerinde bağımsız bir Prenslik oldu. 5 Ekim 1908’de ise bağımsızlığını ilan etti.

1899 yılında Kuveyt, İngilizlerin kontrolüne girdi.

Osmanlı, Sultan Abdülhamit döneminde yaklaşık olarak 1 milyon 600 bin kilometre kare toprak kaybetti. Bu sayı Türkiye Cumhuriyeti'nin yüzölçümünün iki katından biraz fazladır.

İttihatçıların yeni geldiği ve tam iktidar olmadıkları dönemde ise 1911’de Libya, 1912’de ise Arnavutluk elimizden çıktı. 1912-13 arasındaki Balkan Harbinde de bütün Rumeli topraklarını kaybettik. Milyonlarca Türk Anadolu’ya sığındı. Ardından da 1914 yılında Cihan Harbi’ne girmek zorunda kaldık. Toplamda vatan savunması yaptık. İttihatçılar bu savaşa Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Bulgaristan müttefikliğiyle girdi. Savaş sonrası Çarlık Rusyası yıkıldı. İngiltere ve Fransa ise bizden büyük darbe aldı. Savaş iki yıl uzadı… İngiliz ve Fransız işgaliyle Arap toprakları da elimizden gitti. Böylece İmparatorluk Anadolu’ya hapsoldu…   

Abdülhamit dönemini en iyi milli şairimiz Mehmet Akif anlatır: “Yıkıldın gittin amma ey mülevves istibdat/ Bıraktın milletin kalbinde çıkmaz bir mülevves yad!”

İmparatorluğun geriliği ve yıkılması sadece Abdülhamit’in şahsında toplanan bir konu değildir. Bu geçmişten gelen bir geriliğin bu ve bundan sonraki kuşakların üzerine yıkılmasıdır. İşte burada İttihatçılar sahneye çıkıyor ve Cumhuriyet’e giden yolu açıyor. Yeni bir soluk oluyor. Bunu görmek önemli.

ERCAN DOLAPÇI

{ "vars": { "account": "UA-18838004-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }