30 Ağustos Zaferinin gerisindeki süreci irdelemeden zaferin önemini anlamak mümkün değil. Zaferin gerisinde iki önemli müdahale etkili oldu: İttihatçıların 1908 Devriminden sonra yaptığı ordu düzenlemesi ve tasfiyeler, bir de Kasım 1920’de yapılan Milli Ordu düzenlemesi… 1908’den 1922 yılına kadarki süreçte yapılan Balkan Harbi ve Cihan Harbi de tecrübe birikimi yarattı. Kurtuluş Savaşı’nda Büyük Zaferi getirerek Türkiye Cumhuriyeti’nin yolunu açtı. Yoksa Büyük Taarruz son andaki savaşla kazanılmadı. Muazzam birikim, çelikleşmiş ve vatansever duyguları yüksek seviyedeki milletin fedakâr subay ve Mehmetçiği tarafından yaratıldı.
1908 DEVRİMİ DÜZENLEMESİ
23 Temmuz 1908 2. Meşrutiyet Devriminden sonra İttihatçılar özellikle 1913 Babıali Baskınını yaparak “tam iktidar” olunca, Sultan Abdülhamid döneminin ordusuna el attılar. Geniş kapsamlı düzenleme ve tasfiye yaptılar. 10 bine yakın subayı emekliye ayırdılar. Bunların çoğu el etek öperek yükselmiş ve yeni askeri yenilikleri ve yöntemleri bilmiyordu. Çoğu da rütbesine göre çok yaşlıydı…
Ayrıca Balkan Harbi yenilgisi yaşayan ekipti. Onların yerine mektepli subaylara görev verdiler. Genç subaylar milliyetçi ve vatanseverdi. En önemlisi de günün askerlik tekniklerini biliyorlardı. Gözünü budaktan esirgemeyenlerdi! Zaman içinde rütbelerinin üstünde görevler yaptılar ve bunları başardılar.
Subay tasfiyesinin yanında orduyu yeniden organize ettiler. Tepeden en alta kadar… Bunun faydası savaş içinde görüldü. Bu dönemin Harbiye Nazırı ve Genelkurmay Başkanı Enver Paşa idi. Onun en büyük başarısı bu oldu. Bir yıl içinde muazzam savaşkan, erkekleşen bir ordu kurdu. Bu ordu bütün güçlüklere rağmen savaş içinde canla başla görev yaptı ve büyük başarılara imza attı. Ordu, Balkan yenilgisinin utancını sildi. En ufak sarsıntıya uğramadı. Sonuna kadar savaştı…
Bu dönemin en önemli zaferi kuşkusuz Çanakkale Savaşı başarısı idi. Türk Ordusu İstanbul’un Boğazını canla başla savundu ve destan yazdı. Dünyanın en büyük gücünü hem denizde hem de karada yendi. Türk Ordusunun ilk ve büyük sınavı bu oldu. Burada Türk subayları büyük bir tecrübe elde etti. Bunun adına Savunma Dersi diyebiliriz! Savaşta asıl yığınak buraya yapılarak isabetli karar alınmış oldu.
ORDU ORDUYA BENZEDİ
Bu dönem için Şevket Süreyya Aydemir şöyle der:
“Ordu dahilinde disiplin, harbin sonuna kadar hiçbir suretle sarsılmadı. Hatta öyle sanıyorum ki, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Ordusu tarihimizin belki de en disiplinli ordusuydu. Bu neticede, Enver Paşa olmak üzere, kumanda kadrosunun gençliğinin büyük etkisi olmuştur.” (Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya’dan Ortaasya’ya Enver Paşa, C.3, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1972, s.273.)
Kendisi de Cihan Harbi’nde görev alan Aydemir, Enver Paşa’nın teşkilatçılığı hakkında ise şunları söyler:
“Şunu da açık olarak belirtmeliyiz, Birinci Dünya Harbi boyunca, hatta Sarıkamış felaketine rağmen Enver Paşa’nın orduda prestiji hiçbir zaman sarsılmadı. Harp boyunca orduda, ona karşı aktif bir çıkış ve kıpırdanışın misali yoktur. Enver Paşa, ordu mensuplarının eser ve hatıralarında büyük tenkitlere uğramamıştır. Bu neticede onun, evvelâ 1908 İhtilalinden gelen efsanevi şöhretinin kazandığı insanüstü saygının, sonra da Harbiye Nazırlığını ele aldıktan sonra, çok kısa bir zamanda başardığı orduyu gençleştirme ve yeniden düzenleme başarısının etkili olduğunu kabul edebiliriz.
Bu gençleştirme ve düzenleme başarısı, Enver Paşa 1 Ocak 1914’te Harbiye Nazırı olduğuna, Osmanlı Devleti de 2 Ağustos 1914’te Almanlarla ittifak bağlayıp, 29 Ekim 1914’te harbi başlattığına göre, bir yıldan daha az bir zamanda elde edilebilmiştir. Başarının, yalnız bir kadro ve eğitim güçlendirilmesi değil, Ordu mensuplarının ruhunda yeni bir emniyet ve heyecan uyanışı ile beraber yürüdüğünü önemle belirtmek yerinde olur. (Age, s.75-76.)
Aydemir, Şerif Bey’in ‘Sarıkamış’ isimli eserinden konuya ilişkin olarak şu değerlendirmeyi de aktarır: “Ordu, yeni bir dünyaya doğdu. Herkese bir çeviklik, bir sürat, bir askerlik geldi. Zabit zabite, asker askere benzedi. Enver, Osmanlı tarihinin ilk defa gördüğü yenileştirici, yetiştirici, çalışkan, kat’i ve azimkâr bir Harbiye Nazırı idi.”
Aydemir de ekler: “Biz de bu değerlendirmeye, Birinci Dünya Harbi’nin küçük bir savaşçısı olarak katılırız. (…) Çoğunun yaşı 18-22’lerde olan delikanlılar ordusu, gönderildikleri cephelerin hiçbirinde korkaklık ve yetersizlik göstermediler. Eridiler ama şikâyet etmediler.”(Age, s.75-76.) CİHAN HARBİ TECRÜBESİ
İttihatçıların kurduğu ordunun en önemli tecrübesi Cihan Harbi içinde oldu. 4 yıl süren savaşta Türk Ordusu Çanakkale, Kafkasya, Galiçya, Mısır, Sina-Filistin, Irak ve Suriye cephelerinde savaştı. Özellikle Çanakkale’de destan yarattı. 500 bin kişilik İngiliz-Fransız ordusunu perişan etti. Beklenmedik başarıya imza attı. Düşmanın havasını bozdu, savaşın başında büyük yenilgiyi tattırdı. Bu moralle diğer cephelerde savaştık.
1914 sonundaki Sarıkamış Savaşı, Rus ordusunu kuşatma ve imha harekâtıydı. Olmadı ancak bu yara kısa sürede sarıldı. Sıkışan Rus ordusu İngilizlerden yardım istedi. İşte bunun üzerine Çanakkale Savaşı öne alındı. Bu da hezimetle sonlandı. Mustafa Kemal Paşa 1916-17 arasında 2. Ordu Komutanı olarak Bitlis-Muş hattında Rus ordusunu durdurdu. Geri çekilmeye zorladı.
Rus ordusu, Baltık Denizi’nden Karadeniz’e kadar Almanya- Avusturya Macaristan- Bulgaristan ve Osmanlı orduları tarafından kuşatıldı. Bu hatta Ruslar, savaşın ilk 3 ayında cephanesinin yüzde 70’ini bitirdi. Yardım da gelemeyince açlık ve kıtlık yüzünden 1917’de çöktü. İhtilal sonucu savaştan çekilmek zorunda kaldı. Bu tarihi bir başarıdır ve savaşın seyrini değiştirdi. İngiltere-Fransa ve Rus Çarlığı ittifakı çöktü. 3’lü ittifak ikili kaldı. Savaş 2 yıl daha uzadı ve Müttefikler büyük insan ve kaynak kaybına uğradı.
Son 150 yıldır düşmanımız olan ve savaştığımız 14 savaşı kaybettiğimiz Rus Çarlığını bu şekilde yenmiş olduk. (Bunu tek başına yapamazdık.) Ayrıca 40 yıldır işgal edilen Kars-Ardahan- Batum’u kurtarmış olduk… (Batum daha sonraki anlaşmayla Gürcistan’a geri verildi. Rus dostluğu kazanıldı ve Kurtuluş Savaşı içinde yardım aldık.)
Bu cephede en önemli kazanım düşman ülkede, dost bir yönetim kurulması ve bize Kurtuluş Savaşı’nda yardım etmesi oldu... 1921-22 yılı bütçesinin yüzde 70’i Rusların altınlarından geldi. Askeri yardım da çok önemliydi. Tabi ki siyasi de… Bunun bir örneği 400 bin top mermisinin 147 bini Ruslardan geldi. 50 bine yakın da tüfek, 53 milyon mermi ve binlerce askeri malzeme…
Cihan Harbi içinde önemli bir başarı da Kut’ul Amare Zaferi idi. Bağdat’ın altında bir bölge olan Kut’ta en son 10 bin mevcutlu İngiliz Tümeni kuşatıldı ve teslim olmaya zorlandı. 500’e yakın subayı ile teslim alındı. 29 Nisan 1916 günü bu zafer Çanakkale’den sonraki en önemli başarı oldu. Avrupa basını bunun için “İngilizlere Çanakkale’den sonra atılan en büyük tokat oldu” diye yazdı.
Sina- Filistin hattında da Türk Ordusu savaşarak Halep’e kadar geri çekildi. 1917-18 yılları arasında burada bulunan Türk birlikleri geri çekilmeye başladı. Çünkü açık denizleri kontrol eden düşman bölgeye 500 bine yakın asker yığdı ve 150 bini anca bulan Türk ordusu insan ve malzeme eksikliği nedeniyle savaşı sürdüremedi.
Bu dönemde Almanların da yanlış yönlendirmesiyle Türk Ordusu kazanamayacağı ve elinde tutamayacağı Bağdat Seferine çıktı. Bu dönemde Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da önemli merkezlere rapor göndererek onları uyardı (20 Eylül 1917 raporu). Türk ordusunun eridiğini, birliklerin istenilen seviyede olmadığını, malzeme eksikliği olduğunu, firarların arttığını, sevk ve idarede Almanlardan bağımsız hareket etmek gerektiğini söyledi ve en önemlisi “kalan birliklerin İskenderun- Halep- Musul hattına çekilerek Anadolu’nun savunulması” gerektiğini belirtti. Zaman onu haklı çıkardı…
Daha fazla ayrıntıya girmeden işte bütün bu cephelerde çok büyük tecrübeler elde ettik. Bu tecrübeler daha sonraki savaşlarda kullanıldı. Özellikle Kurtuluş Savaşı sırasında…
KURTULUŞ SAVAŞI TECRÜBESİ
Aslında Kurtuluş Savaşımız da Birinci Dünya Savaşı’nın devamıdır. Bizim için 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesiyle savaş bitmedi. Yeni boyutuyla devam etti ve 30 Ağustos 1922’de zaferle sonlandı. 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşmasıyla barış ile bitti. (İlginçtir, o tarihteki müttefikimiz Almanya, 1939 yılında İkinci Dünya Savaşını başlattı. Haklarını alamadı. İşgal edildi, bölündü. ABD kontrolüne girdi ve bugün de bağımsız değil…)
Kurtuluş Savaşı, Cihan Harbi tecrübesiyle kazanıldı. Subay kadromuz o savaşın içinde tecrübe kazandı ve Anavatan Savaşı’nda bütün yeteneklerini ortaya koydu. Bu da ölüm kalım savaşıydı. Anadolu’nun parçalanmasını önlemek ve vatanın bütünlüğü için savaşıldı. Düşman yine İngiltere ve onun ortaklarıydı.
İngiltere bu sefer Anadolu’ya kendi kuvvetlerini çıkarmadı, Cihan Harbi tecrübesi olmayan Yunan ordusunu çıkardı. Son noktada 219 bin mevcutlu iyi donatılmış ve desteklenen ordu İnönü, Sakarya ve Afyon- Eskişehir hattında karşımıza çıktı. Yabana atılmayacak bir kuvvetti. Hele ki Sakarya Harbi’nde 21 gün 21 gece bizimle çetin bir savaşa girdi ve dünyanın en büyük meydan harbinde iradesi kırılarak geri çekilmek zorunda kaldı. Bu harpte düşmanın Anadolu’dan sökülüp atılacağı kanaati oluştu. Bunun için de yaklaşık bir yıllık hazırlık yapıldı ve sonunda o tarihi başarı elde edildi.
Büyük Taarruza gelene kadar 1,5 yıl Ege’de toplamda 70 bine yakın gerilla kuvveti (Kuvayı Milliye) Yunan ordusunu oyaladı. Kasım 1920’de bu işin düzenli orduyla olacağı anlaşıldı ve düzenli ordu kuruldu. Başına İsmet Paşa ve Fevzi Paşa getirildi. Onların da derin bilgi ve tecrübesiyle Anadolu’da yaklaşık 50 bin mevcutlu 7 birlik (kolordu) yeniden organize edildi ve son noktada büyük seferberlikle insan sayısı 208 bine (subay+er) ulaştı… Büyük Taarruz hazırlıkları başladı.
İMHA SAVAŞI
Büyük Taarruz, Mustafa Kemal Paşa’nın askeri yeteneği ve komutanlık becerisiyle başarılı oldu. Paşa, bu savaşın iki ordunun karşı karşıya gelmesiyle (cephe savaşı) kazanılamayacağını saptadı. Bunu Sakarya Savaşı’nda gördü ve tecrübe etti. Yeni bir taktik geliştirmek gerekiyordu. Bunun için orduyu ikiye böldü. Birinci ve İkinci ordular. Birinci Ordu’ya düşmanı güneyden çevreleme ve imha görevi verdi. İkinci ordunun görevi ise onun bizi kuşatmasını önlemek ve düşman ordusunu ileri iterek imha görevi… Burada 2. Ordu’dan 1. Orduya kuvvet kaydırıldı. Ağırlık merkezi 1. Ordu bölgesine verildi. Kuvvet kaydırmalar gece yapıldı… Buna itirazlar oldu. Büyük risk taşıyor diye. Kemal Paşa arkadaşlarını ikna etti. Yeni savaş planı uygulandı.
Bu savaşta ilk kez yıldırım harekâtı uygulandı. (Bu taktiği Almanlar İkinci Dünya Savaşı’nda zırhlı birliklerle uyguladı ve başarılı oldu.) Fahrettin Altay Paşa’nın 5. Süvari Kolordusu hızlı hareket ederek düşmanı güneyden kuzeye çevreleyecek ve çembere alarak imha edecekti. Ayrıca İzmir yönünün kaçış yollarını da tutacaktı. Aynısını yaptı. O günün tankları atlı süvari birlikleri bunu başardı… Yine Türk Ordusu hızlı hareket ederek 10 günde İzmir’e vardı ve düşmana nefes almadan teslim olmaya zorladı ya da kılıç artığı olarak İzmir’de denize döktü…
Büyük Taarruz imha savaşıdır. Düşmanın kaçış yolları tutulacak onun tekrar toparlanması önlenecekti. Bu başarıyla yapıldı ve 224 bin mevcutlu (subay+er) düşman ordusunun yarısı imha edildi, diğerleri ya teslim ya da İzmir üzerinden kaçtı. Atatürk bu savaş için “Rum sındığı savaşı” der! İşte düşmanı 5 günde imha edip dağıttığımız için İngilizler sonucu kabul etmek, Lozan Antlaşmasından sonra da İstanbul’u 6 Ekim 1923 günü kurşun atmadan boşaltmak zorunda kaldı. Anadolu’daki zafer hem barış hem de İstanbul’un geri alınmasını sağladı…
Hiçbir barış savaşsız olmaz. Fevzi Paşa’nın deyimiyle “Çok kanımız aktı ancak çok sağlam bir Cumhuriyet kurduk.” (1935 Harp Akademisi Konferansı.)
İSMET PAŞA’NIN ‘TECRÜBE’ SAPTAMASI
İsmet İnönü, Kurtuluş Savaşı’nda Yunan ordusunun yenilmesini tecrübesizliğe bağlar. Paşa, Cumhuriyet döneminde Yunan askeri ateşe ile bunu konuşurken şunu söyler: “Sizin ordu Birinci Dünya Savaşı’na girmedi. Biz her cephede savaştık ve çok büyük tecrübe edindik. Bizim komutanlar sizden üstündü. Ayrıca sizin Başkomutanınız Papulas’ı da çözmüştük. Bir yere kadar direniyor sonra sinirleniyor ve orduyu geri çekiyordu. Sebatkâr değildi. Biz de bunu bildiğimiz için onun sabrını tüketmeye çalışıyorduk. Yunan ordusunun savaş tecrübesi yoktu. Bizim tecrübemiz yüksekti. Cihan Harbi bizimi için büyük tecrübe oldu.” (İsmet İnönü, Hatıralar, 3. Basım, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2009, s.242-245, 251.)
Şu bir gerçek ki, Kurtuluş Savaşı’nda görev alan komutanlar Cihan Harbi içinde özellikle Çanakkale Harbi’nde piştiler. Büyük tecrübeler elde ettiler. Bunları Kurtuluş Savaşı’nda kullandılar. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, 1. Ordu Komutanı Sakallı Nurettin Paşa, 2. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa ve diğerleri buna örnektir.
2. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa, Büyük Taarruz Planı’nı fazla riskli bularak karşı çıkmıştı. İhtiyatlıydı… Buna rağmen görevini en iyi şekilde yaptı. Disipline uydu. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa başarılı olunca da taktir etmiş ve ona büyük hayranlık duymuştu.
Mevcutlar:
Türk Ordusu:
199.283 er + 8. 658 subay + 100.352 tüfek + 323 top+ 2.025 makineli tüfek + 839 ağır makineli tüfek. + 5.282 kılıç +10 uçak + 198 kamyon + 33 oto ve ambulans.
Yunan Ordusu:
218.205 er + 6. 418 subay + 90.000 tüfek + 3. 139 hafif MT + 1280 ağır MT + 450 top + 1. 280 kılıç + 50 uçak + 4.036 kamyon + 1776 oto ve ambulans.
(Kaynak: Genelkurmay Başkanlığı, TİH Batı Cephesi, Büyük Taarruz, Ankara, 1995, s.16.)
KAYIPLAR
Büyük Zafer’de Genelkurmay kayıtlarına göre 2 bin 318 şehit, 9 bin 360 yaralı, 101 esir ve bin 697 kayıp olmak üzere toplam 13 bin 476 kişi zayiat verdik. Büyük Taarruz'da Türk ordusunun zayiat oranı yüzde 6,3, Yunan ordusunun zayiat oranı ise yüzde 65’tir. Yani 10 misli…
Yunan ordusu ise ‘imha’ savaşında 218.000 mevcudunun 120-130 bin kişisini ölü, yaralı ve esir olarak bıraktı. Bazı kaynaklar ölü sayısını 70 bin, esir sayısını 20-30 bin arası, yaralı sayısını ise 40 bin olarak belirtiyor. Aradaki kalan fark ise ülkesine çeşitli vasıtalarla kaçtı.
İstiklal Harbi süresince toplam şehit sayımız 9 bin 167, yaralı sayısı ise 31 bin 173 olmuştur. Bin 112 de esir verilmiştir.
Yakup Şevki Paşa’nın örnek tutumu
Yakup Şevki Paşa, Atatürk ve arkadaşlarından büyüktü. 1876 doğumlu. 1939 yılında vefat etti... Çok kişi ona “Hocam” derdi. Bir gün “Efendim siz daha kıdemlisiniz. Batı Cephesi Komutanı asıl siz olmalısınız” diyen bir subayı azarlamış ve “Eğer çalışkan bir subay olmasaydınız şimdi ordudan kovardım. Memleketin bu en kritik zamanında böyle şahsi şeyleri nasıl düşünebiliyorsunuz? Milli
Mücadelenin başından beri bu görevi yapan bir adamdan bu görevi almak küçüklüğünü benden nasıl bekliyorsunuz?” demişti…
‘YETİMİN PARASI’
Yakup Şevki Paşa, Büyük Taarruz sırasında 2. Ordu Komutanlığı yaptı. Atatürk'ün Taarruz Planına muhalefet etti. Riskli buldu. İhtiyatlı komutandı. Taarruz sırasında görevini de en iyi şekilde yaptı. Zafer sonrası başarısından ve haklılığından dolayı Atatürk'ün elini öpmeye kalktı. “Ben bunların bu hale düşebileceğini hiç tahmin edememiştim.” der. Paşa buna izin vermez... “Sizlerin sayesinde düşman bu hale geldi. Memleketi kurtardık...” cevabını verir.
Orgeneral Asım Gündüz onu şöyle anlatır:
“Yakup Şevki Paşa zaferden sonra uzun süre Askeri Şura üyeliğinde bulunmuştu. Gözlerinden rahatsızdı. Atatürk kendisini ameliyat için Viyana'ya göndermişti. Dönüş¬te kendisine verilen tahsisatın yarısından fazlasını iade etmişti. Yaverinin anlattığına göre Viyana'da mütevazi bir otelde kalmış ve “Bu parada saçı bitmemiş yetimlerin hakkı var” diye israftan kaçınmıştı.” (Asım Gündüz, Hatıralarım, Kervan Yayın Dağıtım, İstanbul, 1973, s.235-236.)
Mustafa Kemal Paşa
o tavuğa el sürmedi
Sakarya Savaşının kanlı günleri... Mustafa Kemal Paşa ve beraberindeki heyet Batı Cephesinde Kolordu Karargahına gelir. Kurmay Başkanı Hayrullah Bey, O’na çelimsiz bir tavuktan oluşan ve 4-5 kara ekmek diliminden sofra kurar. Hepsi de bir gündür açtır...
Paşa yemeğe başlamadan, “Erlere ne verdiniz?” der.
Kolordu Komutanı Kâzım Bey, Hayrullah Bey'in yüzüne bakar. O da “Efendim dün tedarik ettiğimiz buğdayı kavurmaları için birliklere dağıtmıştık” der.
Gazi Paşa yemeğe el sürmeden ayağa kalkar ve gider. Herkes o geceyi yemek yemeden geçirir. Çoğu da açtır... Bir gün önce de buldukları bir yumurtayı yemişlerdir... (Asım Gündüz, Hatıralarım, Kervan Yayın Dağıtım, İstanbul, 1973, s.83.)
Esir yunan general ve subayları