• BIST 90.009
  • Altın 145,788
  • Dolar 3,6175
  • Euro 3,9278

    Yaşanan kriz değil güçler yeniden dağılıyor

    17.08.2011 12:05
    Yaşanan kriz değil güçler yeniden dağılıyor
    Ekonomik kriz tartışmalarına Koç Üniversitesi'nden Prof. Sumru Altuğ iyimser bir tablo çizerek katıldı:
    Yaşanan kriz değil güçler yeniden dağılıyor Yaşanan kriz değil güçler yeniden dağılıyor Yaşanan kriz değil güçler yeniden dağılıyor

     

    Dünyada kriz olduğunu söylemek için erken. Bugün, Yaşanan güçler dağılımındaki değişikliğin sancısı...

     

    Haftalardır ABD ekonomisinin ikinci dip yapması, yeni bir küresel kriz dalgasının gelmesi ve buna bağlı olarak Türkiye'yi nelerin beklediğini konuşuyoruz. Ama, içinde bulunduğumuz dünyada sorun artık sadece ekonomik görünmüyor. İşte bu nedenle ekonomi-siyaset ilişkileri üzerinde çalışmalarıyla tanınan Koç Üniversitesi'nden ekonomi profesörü Sumru G. Altuğ ile görüştük. 

    - Son günlerde yaşadığımız süreci nasıl görüyorsunuz: 2008'den zaten hiç   çıkamamış mıydık, yoksa bu yeni bir kriz dalgası mı? 
    Türkiye'de de sürekli bir kriz tezi, kriz edebiyatı var. Hayır, 2008 krizinin en şiddetli olduğu dönemden çıkmıştık. Kriz çok büyük hasıla düşüşleri demektir. Yok ki öyle bir şey! Avrupa'da, Amerika'da bazı kriz belirtileri olabilir ama henüz o aşamada değiliz. Dünyada şu anda eksi büyüme yok, düşük büyüme var. Troçki'nin sürekli devrim teorisi ne kadar yanlışsa, sürekli kriz teorisi de o kadar yanlış! Şu anda kriz yok, bir politika yetersizliği ve piyasalara güven verme eksikliği var. Yoksa tam dediğimiz anlamı ile 2008 gibi bir kriz hala yaşamış değiliz ve yaşamadan da atlatabiliriz. 

    - Avrupa'da nasıl bir durum var? 
    Avrupa'ya da bakarsak, evet, Yunanistan'ın, İspanya'nın, İtalya'nın durumu kötü hakikaten. Ama bu, biraz da politika yapıcılarının ve politik sürecin yansıması bana kalırsa. Yani, Adam Smith'in 1700'lerde söylediği gibi ekonomi siyasetten ayrılamıyor. Avrupa'da bir politik süreç tıkanmışlığı var. Neden İtalya, İspanya ve hatta Fransa bugün gündeme geliyor? Çünkü finans piyasaları diyorlar ki 'Ekonomik politika yapıcıları arasında bir anlaşma yok, geleceğe yönelik bir teminat yok. Biz bugün saldırırsak, belki yüksek karlarla bu işten çıkarız' diyorlar.  

    - Finansçıların ceplerini doldurma   süreci mi? 
    Finansçıların ceplerini doldurma süreçlerinin sonuçlarını yıllardır zaten hep çekiyoruz.
    Çünkü finans piyasalarındaki akbabalar bekliyor. Herhangi bir falsoda, politika tutarsızlığında veya gecikmesinde birtakım getiriler elde etmek isteyen piyasa oyuncuları var ve tetikte bekliyorlar. Biraz güvensizlik olunca, finans piyasaları saldırmaya başlıyor. Böyle olunca, o kadar kötü durumda olmayan bir ülke, daha da kötü duruma sürükleniyor. Bunu engelleyebiliriz aslında. Piyasadan yeterince bono alırsınız, yeterince likidite sürersiniz ve engellersiniz. Bu bir siyasi irade sorunu. 

    - Neyi kastediyorsunuz? 
    Şöyle bir analiz var: Almanya İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa ile ilgili birçok maliyeti sırtladı. AB'nin kurulması, iki Almanya'nın birleşmesi, hatta Euro'nun kurulmasının maliyeti hep Almanya'daydı. Şimdi Almanya 'Artık ben bu maliyetleri sırtlamak durumunda değilim' diyor. İspanya'nın, İtalya'nın, Yunanistan'ın, Portekiz'in, İrlanda'nın bazı yapısal problemleri var ama finans piyasaları açısından bunlar daha ikincil. Birincil olan, politika yapıcıları ve politikacılar bu sürece nasıl müdahale edecek? Bu konuda da Almanya'nın tutumu özellikle önem kazanıyor.

    - Piyasalardaki mevcut ekonomik gerilimin üstesinden gelmek için ne yapılmalı? 
    Hem ABD, hem de Avrupa'daki politika yapıcıların elinde çok büyük enstrümanlar var. Finans piyasalarının da 'Politika yapıcıları o kadar kararlı ki, ben sıkıştıramayacağım bu ülkeleri' diye  düşünmek zorunda bırakılmaları lazım. O güvenceyi verdikten sonra finans piyasaları geri çekiliyor. Çünkü zaten o zaman kazançları olmaz.

    ABD'nin daha güçlü rakipleri olacak
    - Neden böyle her birkaç yılda bir küresel kriz yaşıyoruz? 

    Dünyada güçler dağılımında bir değişiklik var ve böyle olduğu zaman ekonomik düzenlemelerde de çok büyük değişiklikler görüyoruz. Mesela, İngiltere'nin iktisadi hegemonyasının İkinci Dünya Savaşı ile bitmesi ve ABD hegemonyasının ortaya çıkmasıyla birlikte altın standardı vesaire hepsi değişti ve yeni bir kur ve ekonomik sistemine geçildi. Sonra 90'larda da önemli değişiklikler oldu: Demirperde yıkıldı, Almanya birleşti, Euro bölgesi ortaya çıktı. Şimdi de yükselen piyasalar gerçekten ortaya çıkıyor ve daha da fazla güç olmaya başladılar. Çin, Türkiye, Brezilya, Rusya, Hindistan mesela. 
    Bir de Amerika gibi gelişmiş ülkeler son 20 yılda biraz finans sektörünün aşırı şişmesine bağlı olarak büyüdüler. Burada da bir yeni bir ayarlama gerekiyor. Gelişmiş ülkelerde bu tür değişimler gerçekleşirken, sözünü ettiğimiz diğer ülkeler yükseliyorlar. Ayrıca, cari fazla veren ve cari açık veren ülkelerin neden olduğu küresel dengesizliklerin de bir şekilde törpülenmesi ve yeni bir dengeye gelmesi gerek. Tüm bunlara bağlı olarak dünyadaki siyasi dengeler de altüst olmuş durumda. Bunların sancısını yaşıyoruz. 

    - Yeni dönemde Amerika süper güç olma özelliğini kaybedebilir mi? 
    ABD'nin çok büyük ekonomik kaynakları, kolunda çok altın bileziği var. Bu nedenle, dışarıdan değil ama aile içi çatışmalardan zarar görebilir. Amerika'da siyasetçiler arasındaki uzlaşmazlık ve çatışma sona ermezse Amerika süper güç konumunu kaybedebilir. Aslında ilginç bir döneme giriyoruz. ABD güçlü ve zengin bir ülke olmaya devam edecek ama daha güçlü ve zengin rakipleri olacak diye düşünüyorum.

    Türkler zenginleşecek Amerikalılar Fakirleşecek
    - Sermaye el değiştirirken mevcutları yıkarak mı değiştirir? 

    Küreselleşmeyi, hatta dünya ticaret sistemini toplamı sıfır olan değil,  artı olan bir oyun olarak görüyorum. Dolayısıyla dünyada şöyle bir dağılım olacak: Türkler biraz daha zenginleşecek; İtalyanlar, Amerikalılar biraz daha fakirleşecekler ama çok büyük dengesizlikler ortaya çıkacağını düşünmüyorum. ABD'de bazı işler kaybolsa da özünde Çin'in yükselişi ABD'yi de yükseltti örneğin. Yükselen piyasaların bu sisteme dahil olması eskileri tümüyle yok etmedi, artık dünyada daha çok ticaret var. Bir de şunu da görmemiz lazım: Belki dünya olarak tüketimimiz her sene artmayacak, kaynaklara bağlı olarak hepimiz belli tüketim seviyelerini kabul etmek durumundayız. 

    SOSYALİSTLER İSTİYOR AMA 
    -  Bu kabul kapitalizmi iflas noktasına götürür mü? 

    Niye kapitalizm iflas etsin ki! Amerika'da 1930'larda Kapitalizm sona erecek diye büyük bir sosyalist hareket oluştu. Fakat sonra devlet harcama yapıverdi ve çıkış yolunu buldular. Yani henüz kapitalizm çökecek gibi gelmiyor bana. Ama sosyalistler hep böyle 'kapitalizm çökecek' diye umut ediyorlar, sonra olmuyor. (Gülüyor) Kapitalizm tanımlanmadan önce de insanlar ticaret ve üretim yapıyorlardı. Tabii geçmişteki antik dünyanın bugünden farklılığı bugünkü gibi bir sermaye birikimi süreci yoktu. Bu açıdan bakarsak, belki biraz karlılıklar düşecek ama gelecekte belki de yeni alanlar açılır, yeni teknolojiler gelişir ve tüketimin artmamasını dengeleyen bir unsur olur.

    Para kaçışını beklemiyorum
    -  Merkez Bankası'nın politika faizlerini düşürmesi Türkiye'den sıcak para kaçar mı gibi tartışmaları da başlatmış görünüyor. Anlamlı mı bu yorumlar? 
    Merkez Bankası Avrupa'da ve Amerika'daki durumdan dünyada büyümenin biraz yavaşlayacağını ve bunun Türkiye'yi olumsuz etkileyeceğini düşünüyor ve temkinli davranıyor. Bu kötü bir karar değil. Dışarıya para kaçar mı? Ben böyle bir şey beklemiyorum. Birincisi, cari açık sene sonuna doğru -istenilen seviyeye gelmese bile- düşüşe geçecek. İkincisi, dünyada çok fazla likidite var. Türkiye de en riskli ülkeler arasında yer almıyor. Niye kaçsın bu para? Ayrıca nereye kaçacak? Amerika'ya mı kaçacak? Getiriler sıfır. Avrupa'ya mı kaçacak? Orada da getiriler yüksek değil ve riskli. Bizim riskimiz neden onlardan bu kadar fazla olsun? Ben bu yorumlara katılmıyorum.

    Son 9 yıldır siyaset ekonomiyi belirliyor
    Siyaset ve ekonomi birbirini belirliyor. Mesela, ekonomi iyi gidiyorsa mevcut iktidar partisinin seçimlerde kaybetmesi çok zor. Ama siyaset de ekonomiyi belirliyor. Siyasi kararlılık, tutarlılık, uzlaşma kültürü, gerekli ekonomi politika kararlarını alabilme yeteneği ekonomiye güven veriyor ve iyi bir sürece giriliyor. Türkiye'de son 9 yıllık süreçte de siyaset ekonomiyi belirledi. Türkiye'nin geçmişte gördüğümüz ekonomik krizleri siyasi tutarsızlık, koalisyon hükümetleri ve uzlaşma kültürü olmamasından kaynaklanıyordu. Tutarsız ekonomi politikaların uygulanmasında dolayı Türkiye 'krizden krize' sürükleniyordu. Merkez Bankası'nın bağımsızlığı, BDDK'nın kurulması, kötü haldeki bankaların TMSF yönetimine alınıp temizlenmesi gibi kurumsal düzenlemeler yapılması, mali disiplinin sağlanması ve bu değişimlerin arkasında bir siyasi iradenin konması ile bunlar geride kaldı. 
    ABD'DE DİP OLSA BİLE...
    Şu an ekonomi iyi görünüyor Türkiye'de. Öyle ki, ABD'de ikinci dip olsa bile yumuşak atlatacakmışız gibi görünüyor. Ama o iyi ekonomi de mevcut iktidarın başta kalmasına neden oluyor.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Altın Borsası, İMKBye entegre olacak05 Ekim 2012 Cuma 18:02
  • Maliye uyardı: Bu son şans!05 Ekim 2012 Cuma 16:49
  • Maliye Bakanlığı 7 bin personel arıyor!05 Ekim 2012 Cuma 15:55
  • Borsa güne yükselişle başladı05 Ekim 2012 Cuma 10:49
  • Gür’ün Bahreynli ortağı batık çıktı05 Ekim 2012 Cuma 09:41
  • Piyasalarda pozitif eğilim sürebilir05 Ekim 2012 Cuma 09:29
  • THY yönetiminde şok gelişme!05 Ekim 2012 Cuma 09:08
  • Doğan ortak alabilir!05 Ekim 2012 Cuma 08:18
  • Vergi avantajı bitiyor05 Ekim 2012 Cuma 08:11
  • Draghiyi bezdirdiler05 Ekim 2012 Cuma 07:37
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim