• BIST 81.899
  • Altın 147,540
  • Dolar 3,7822
  • Euro 4,0331

    Vatan'da hasret bitti

    24.02.2010 07:45
    Vatanda hasret bitti
    10 aylık hasret bitti Aylin aramızda
    Vatan'da hasret bitti Vatan'da hasret bitti Vatan'da hasret bitti

    Gazetevatan.com yayın müdürü Aylin Duruoğlu tahliye oldu.

    Adını dahi bilmediği bir örgütün üyesi olduğu iddiasıyla hakkında 15 yıl hapis cezası istenen arkadaşımız Aylin Duruoğlu, 10 aylık tutukluluğunun ardından ilk kez hakim karşısına çıktı ve 9 sanıkla birlikte tahliye oldu. Karar açıklanınca salonda büyük sevinç yaşandı.

    Bostancı"da 27 Nisan 2009"da bir eve düzenlenen operasyonda Orhan Yılmazkaya adlı terörist öldürüldü. Televizyonlarda canlı yayınlanan çatışmada bir emniyet amiri şehit oldu, yoldan geçen bir vatandaş da yaşamını yitirdi. Olayın ardından sürdürülen operasyonlarda gözaltına alınıp tutuklanan 16 kişiden biri de gazetemizin internet sitesinin yayın yönetmeni Aylin Duruoğlu"ydu.

    Yılmazkaya yıllar sonra ulaştığı üniversiteden arkadaşı Aylin Duruoğlu"na yazdığı kitabın tanıtımına yardımcı olmasını istemişti. Gazete binasının hemen yanındaki alışveriş merkezinde Yılmazkaya ile bir kez buluşan Aylin, operasyonda gözaltına alınan birçok kişi gibi adını ilk kez duydukları bir örgütün üyesi olmakla suçlandı.

    Aylin Duruoğlu"nun evinde işyerinde yapılan aramalarda hiçbir delil bulunmamasına rağmen iddianamede hakkında 7.5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istendi. Duruoğlu ve diğer sanıklar 10 ay sonra dün ilk kez hakim karşısına çıkabildi. Kimlik tespitlerinin ardından sanıklar savunmalarını yapmaya başladı. Aylin mahkeme heyetine masumiyetini ve isyanını “Siz bunca yıllık meslek hayatınızda hiç benim gibi bir terörist gördünüz mü?” diyerek anlattı.

    İddiaları reddettiler

    Tutuklu sanıklardan Mehmet Yeşiltepe, Bostancı"daki çatışmada öldürülen terörist Orhan Yılmazkaya"nın okul arkadaşı olduğunu ifade ederek “Orhan Yılmazkaya ile politik hiçbir görüşme yapmadım. Devrimci Karargah örgütünün ne olduğunu ve kimlerin kurduğunu zerre kadar bilmiyorum” dedi.

    Tutuksuz sanıkların dördü bu duruşmada savunma yapmayacaklarını açıklarken diğer sanıklar Devrimci Karargah adını ilk kez gözaltına alındıklarında duyduklarını, hiçbir yasadışı örgütle alakaları olmadığını açıkladı.

    Dün geç saatlere kadar süren duruşmada savcı arkadaşımızın da bulunduğu 10 sanığın tahliyesini istedi. Mahkeme heyeti Aylin Duruoğlu, Muhammet Çetin, İbrahim Şimşek, Mehmet Yeşiltepe, Abdülselam Sultan, Süleyman Gürkan Anıl, Nail Arıkan, Sevim Öztürk , Ceren Sütlaş ve Metin Akdemir"i serbest bıraktı. Cemal Bozkurt, Özgür Dinçer, Ergin Öncü, Fatih Aydın, Melek Seven ve Necdet Öztürk"ün ise tutukluluğunun devamına karar verildi.

    Vatan 10 aydır tek yürek Aylin"in yanında

    VATAN yönetimi, yazarları ve çalışanları dün Aylin"e destek için Adliye"ye gitti.

    İSTANBUL Adliyesi"nin Beşiktaş"taki binası "Özel Yetkili" hakim ve savcıların mekanı. Büyük soruşturmalar buradan yürütülüyor. Dün sabah saatlerinde bu adliyenin önünde alışılmadık bir kıpırtı, kaynaşma, dayanışma yaşanıyordu. Sabah"ın 08"inden itibaren, gözleri -onca uykusuzluğa rağmen- ışıl ışıl, gençler orta yaşlılar, ileri yaştakiler birer birer geldi buluşma noktasına... Mezuniyet töreni, ya da Türkiye"ye özgü düğün alayı hazırlığı gibiydi sanki her şey.. Kravatlar takılmış, ceketler giyilmiş, saçlar taranmıştı...

    5 yıllık editörlerle, 45 yıllık gazetecileri buluşturan Aylin"di. Bizim Aylin"imiz.. Duruşması vardı.. İddianamade kendisiyle ilgili somut bir suçlama yoktu. Yürek burkan bir tanım dışında: "Terör örgütü üyesi olma"

    Bizim Aylin; hani o takıp takıştıran, güzel küpeli, pahalı ince topuklu, yapılı lüle saçlarıyla alımlı alımlı yürüyen İzmirli güzel..

    Üniversite yıllarından tanıdığı ve 20 yıldır görüşmediği bir kişinin kapısını çalıp, “Ben kitap yazdım, gazetedeymişsin, tanıtımını yapar mısın” diye yardım istemesi nedeniyle 10 aydır cezaevindeydi Aylin.

    Duruşmasını bekliyorduk hep birlikte... İddianameler de “hatalı” olabilirdi. Bu ortaya çıkacaktı.. Aylin göründü. Polis barikatlarının arkasından “Aylin, Ayliiin” diye bağırıverdik ayrı ayrı ses tonlarıyla.. Kelepçesini gizlemek için iki elini çapraz tutarken sevgiyle göz kırptı.

    İçeri girdi.. “Adalet Mülkün Temelidir” yazısının altında üç hakim onu dinleyecekti. Kimliği soruldu, “gazeteciyim” dedi. Tutanaklara ne yazacağını göremeden gazeteye döndük.. Bir nöbetçi bıraktık.. Gazetede sevinç çığlıkları attıran haber gece 22.40"ta geldi.

    10 aydır kurunun yanında yaş da yanıyor, söndürün

    ArkadaŞImIz Aylin Duruoğlu tutuklandıktan tam 10 ay sonra hakim karşısında kendisini şöyle savundu:

    “Ben neden buradayım?” 10 aydır bu soruya mantıklı bir yanıt bulabilmek için aklımın sınırlarını zorluyorum.

    “Sokakta serbestçe dolaşan, sosyal hayatın içinde olan birinin terörist olabileceğini tahmin edememek!”

    Şu anda huzurunuzda bulunmamın yegane sebebi budur.

    27 Nisan 2009 sabahı, o güne dek adını hiç duymadığım bir terör örgütüne üye olma şüphesiyle gözaltına alındım.

    Bir yanlışlık yapılmıştı, elbette düzeltilecekti...

    İğrenç suçlama

    Bu iğrenç suçlamaya muhatap olmamın ve dosyaya haksız yere dahil edilmemin nedeni, üniversitede aynı sınıfta okuduğum Orhan Yılmazkaya adlı şahısla bir öğle yemeğinde görüşmüş olmam. Sözkonusu kişi kendini yazarlık yapan, yayınevinde çalışan biri olarak tanıtıyordu. 2009 Mart ayında bir gün çalıştığım VATAN gazetesine telefon edip, gazete binasının da bulunduğu Mecidiyeköy"de olduğunu, müsaitsem uğramak istediğini söyledi. Ben de ancak öğle yemeğinde müsait olabileceğimi, hemen her gün yaptığım gibi gazetenin hemen yanındaki Astoria alışveriş merkezinde yemek yiyeceğimi söyledim. Oraya geldi, yarım saat-40 dakikalık sıradan bir okul arkadaşlığı sohbetinden sonra gitti.

    Terörle Mücadele Şubesi"ndeki sorgum sırasında bana yöneltilen soruda ve iddianamede yer alan ifadelerde Orhan Yılmazkaya"nın Astoria alışveriş merkezine gelirken etrafını kolaçan ettiği, sağına-soluna-arkasına baktığı, daireler çizdiği belirtiliyor.

    İddianame eklerinde ise benim gazeteden çıkıp Astoria"ya gittiğim, aynı şekilde geri döndüğüm belirtiliyor. Hemen hemen her gün yaptığım gibi... Sabah 8.30-9.00 gibi geldiğim işyerinden, saat 12,30-13.00 gibi 20-30 metre uzaklıktaki Astoria"da öğle yemeği yiyip, akşam 20.00 gibi işten çıkıp evime veya spora gittiğim gibi. Orhan Yılmazkaya"nın Astoria"ya kontrollü bir şekilde gelmesi, iddianamede örgütsel ilişki olarak değerlendirilmiş.

    Yüce heyetinize sormak istiyorum: Onurlu bir görev yaptığınız bu adliyenin hemen dışında Beşiktaş"ta bir lokantada Hukuk Fakültesi"nden eski bir arkadaşınızla buluştuğunuzda, arkadaşınızın buluşma yerine nasıl geldiğini bilebilir misiniz? Diyelim ki arabasıyla geldi ve kırmızı ışıkta geçti, bundan haberiniz olabilir mi? Tabii ki olmaz, olamaz. Peki arkadaşınızın işlediği bu trafik suçu sizi bağlar mı? Tabii ki bağlamaz. Ama beni bağlıyor. Hakkımdaki en önemli suçlamalardan biri Orhan Yılmazkaya"nın benimle buluşmaya gelirken şüpheli hareketler yapması. O kırmızıda geçmiş, ben 10 aydır tutukluyum sayın hakimler.

    Orhan Yılmazkaya"yı üniversiteden sonra 15-20 yıl hiç görmedim. Astoria"daki öğle yemeğinin dışında bir kez de kitabının tanıtımını yapmamı istemek için gelmişti. “Türk Hamamı” diye bir kitap yazmış “Vatan gazetesinde çalıştığını öğrendim, belki kitabın tanıtımına yardım edersin diye ricaya geldim” dedi.

    Gazeteciyseniz bu tür tanıdık tanımadık pek çok ziyaretçiniz olur. İnanın hatırlamadığınız okul arkadaşlarınız, komşularınız hatta arkadaşlarınızın arkadaşları, komşularınızın tanıdıkları sizi bulur. Kimi iş istemek, kimi şikayetçi olduğu bir konuda haber yapılmasını sağlamak için size başvurur. Bu kişinin Vatan"da çalıştığım için, yıllar sonra bana başvurması da benim konumumdaki her gazetecinin alışık olduğu bir durumdur. Sayın hakimler, benim çalıştığım gazetenin günlük 250 bin net tirajı, bizzat benim yönettiğim Vatan gazetesi internet sitesinin günde 1.5 milyon okuyucusu var. Beni bir şekilde tanıyan, bana ulaşabilen herhangi birinin, beni bulup, benden bir şey rica etmesi inanın çok doğal, neredeyse her gün başıma gelen bir olaydı. Bu kişinin bana gelmesi, yazdığı kitabın tanıtımını rica etmesi, benden değil çalıştığım gazetenin, yönettiğim internet sitesinin yüzbinler, milyonlarla ifade edilen okur kitlesine ulaşmasından kaynaklanmaktadır. Altını çizerek söylemeliyim ki, kitabıyla ilgili ricasını dahi yerine getirmedim.

    Kaldı ki bu kişi televizyon ve gazetelere girip çıkan biriydi. Kendisini gören tanıyan pek çok gazeteci var. Hatta ünlü bir mestektaşım gazeteci Cüneyt Özdemir CNN Türk"teki 5N1K programında söz konusu kişiyle kitabı hakkında söyleşi yapmış. (Buna ilişkin CD"yi de avukatım yüce heyetinize sunmuş olmalı) Herhalde bugün başıma gelenler karşısında Cüneyt Özdemir de dehşete düşüyor, piyango kendisine vurmadığı için şükrediyordur.

    91 sayfalık iddianamede bu görüşme dışında adımın geçtiği sadece 3 cümle var:

    Birinde “Doğu Perinçek Aylin Duruoğlu tahliye edilsin kampanyasına destek istedi” deniliyor. Bu kişiyi hayatımda yüz yüze ne gördüm, ne de konuştum. Adını medyadan bilirim. Tutuklanmamdan sonra benimle ilgili bir tahliye kampanyası yapıldığına ilişkin de bir bilgim yok. Sadece beni yakından tanıyan ve böyle bir işle asla ilgim olamayacağını bile gazetecilerin hakkımda yazılar yazdığını biliyorum.

    İddianamede “Ergenekon soruşturması kapsamında hakkında işlem yapılan şahıslarla dolaylı telefon irtibatım” olduğundan söz ediliyor. Benim telefonda konuştuğum kişilerden bazıları, Ergenekon soruşturmasında adı geçen kişilerden bazılarıyla konuşmuş. Neymiş bu dolaylı irtibatlar diye bakıyorum; karşıma, arabamı bıraktığım servis, CD ve kitap aldığım mağazanın telefonlarıyla, çalıştığım gazetenin sahibi ve genel yayın yönetmeni çıkıyor. Bu suçlamanın nesini savunmalıyım bilemiyorum sayın hakimler. Benim telefonumda 300 kişinin numarası varsa, bu 300 kişinin telefonlarında yine 300"er farklı numara varsa, bu 90 bin kişi eder. Bunların arasında adı Ergenekon"a karışmış birini de bulabilirsiniz, Devlet Üstün Hizmet Madalyası almış birini de... Eğer bunlar delilse bırakın gazetecileri, Türkiye"de serbest dolaşan insan kalmaz.

    Bir de cep telefonuma kayıtlı bazı resimlerden söz ediliyor. 2008"de bir arkadaşımın evinde, ona ait paralarla espri olsun diye çekilmiş birkaç kare fotoğraf. Zaten kendisi Terörle Mücadele Şubesi"ne başvurup “Paraların kendisine ait olduğunu” belirtti.

    Bana hiç sorulmadı

    Sayın hakimler şu iki soruyu sormak hakkım diye düşünüyorum: Gözaltına alındığımda telefonuma da el konuldu. Muhtemelen bu fotoğraflar gözaltı sırasında da görüldü. Ama ne polisteki sorgumda, ne de sonucunda tutuklandığım savcı ve nöbetçi hakim tarafından yapılan sorgumda bana bu fotoğraflarla ilgili soru sorulmadı. Sorulsa kendimi savunma, gerçekleri ortaya çıkarma hakkımı kullanabilecek, belki de tutuklanmayacaktım. Daha gözaltında aydınlatılma imkanı varken, bu konu aleyhimde delil olarak iddianameye girdi. Bunun takdirini de yüce heyetinize bırakıyorum.

    Sayın başkan, sayın hakimler ben hayatı boyunca silahtan terörden nefret etmiş bir insanım. Gazetecilik hayatımda terörü lanetleyen pek çok haber yaptım, sayfalar hazırladım.

    İşinden ve ailesinden başka tutkusu olmayan, kanunlara saygılı medeni bir insanım. Son 4 yılı yönetici konumunda olmak üzere 15 yıldır basın sektöründe aralıksız çalışıyorum. Başarılı bir kariyerim, düzgün bir sosyal çevrem, Türkiye şartlarının üzerinde iyi ve düzenli bir gelirim var. Fırsat buldukça yurtdışına giderim. Güvenlikli nezih bir sitede, tapusu kendime ait bir dairede oturuyorum. Kendime ait bir arabam var. Akşamları spor salonuna giden, kendine bakmaya, iyi yaşamaya, bir yandan çalışırken bir yandan da hayatın tadını çıkartmaya çalışan biriyim. Son 7 yıldır aynı işyerinde çalışıyor, 10 yılı aşkın süredir de aynı cep telefonunu kullanıyorum. Tüm adreslerim, tüm iletişimim, hayatımın her anı yasal, gözler önünde ve istikrarlı.

    Affınıza sığınarak soruyorum sayın hakimler: Ben teröriste benziyor muyum? Bunca yıllık meslek hayatınızda karşınıza benim gibi bir terörist profili çıktı mı?

    Terör sanığı değil mağduruyum

    Şu an huzurunuzda terör sanığı olarak bulunmam sadece benim için değil, hukuk sistemimiz için de büyük bir talihsizliktir. Zaten kendimi sanık olarak değil, terör belasının kurbanlarından biri olarak görüyorum.

    Burada gözaltına alındığım tarihe kadar hayatım boyunca görmediğim, bir kez bile telefonla konuşmadığım, aynı yerde bulunmadığım insanlarla birlikte bir terör örgütünün üyesi olmakla yargılanıyorum. Evimde, işyerimde yapılan aramalarda, bilgisayarlarımda adı geçen örgütle ilgili en küçük bir not veya doküman çıkmadı. Bırakın adını ilk kez Emniyet"te duyduğum bu örgütle ilgili bir bilgi-belgeyi, aramalarda suç teşkil edebilecek, huzurunuzda yüzümü kızartacak en küçük bir suç unsuru dahi bulunmadı.

    Telefonlarım ne kadar süreyle dinlendi bilmiyorum ama her gün onlarca kez konuşma yapan biri olarak iddianemeye suç unsuru olabilecek tek bir konuşma kaydım bile girmedi.

    Sayın başkan, sayın hakimler; uğrunda yıllarca çalıştığım her şey; kariyerim, sosyal konumum, benliğim, onurum, genç bin kadın olarak hayattan beklentilerim paramparça edildi. Hem de koca bir hiç yüzünden.

    Emniyet"te polis arkadaşlar “Aylin Hanım üzülmeyin, bırakılırsınız. Böyle olaylarda kurunun yanında yaş da yanıyor bazen” demişlerdi. Bu yaş tam 10 aydır cayır cayır yanıyor.

    Artık hukuk, adalet, vicdan konuşsun ve bu yangın söndürülsün istiyorum.

    Vatan

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim