• BIST 81.712
  • Altın 147,122
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356

    Türkiye'ye övgü yağdı

    18.12.2010 13:24
    Türkiyeye övgü yağdı
    Uluslararası Para Fonu IMF 2. Program Sonrası Değerlendirmesi'ni yayımladı. Türkiye'nin kriz performansına övgüler yağdıran IMF büyüme rakamları verdi. Raporda uyarılar da yer aldı. İşte o rapor:
    Türkiye'ye övgü yağdı Türkiye'ye övgü yağdı Türkiye'ye övgü yağdı

    Uluslararası Para Fonu (IMF), "kriz sonrası güçlü toparlanmasını 2010 yılı boyunca sürdürmeye devam eden Türkiye'de, 2011'de büyümenin yüzde 4,5'a ulaşmasının beklendiğini" bildirdi.

    IMF, 2. Program Sonrası Değerlendirmesi'ni yayımladı.

    Değerlendirmenin, "Son Dönemki Gelişmeler, Genel Görünüş ve Riskler" başlıklı bölümünde, Türk ekonomisinin, kriz sonrası güçlü toparlanmasını 2010 yılı boyunca sürdürmeye devam ettiği belirtildi.

    Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın (GSYH), bu yıl yüzde 8'i geçmesi beklenin büyümeyle birlikte, kriz öncesi seviyesini rahat bir aralıkla geçeceği ifade edilen bölümde, bu noktada Türkiye'nin Avrupa'da bu dönüm noktasını başaracak birkaç ülkeden biri olduğu kaydedildi.

    Bölümde, yüksek iş gücü katılımı işsizlik oranlarındaki düşüşü yavaşlatmasına rağmen, istihdamın toparlanmaya devam ettiği bildirildi.

    Yıllık enflasyonun yüksek ve değişken kalmaya devam ettiği, ancak çekirdek enflasyonun son günlerde geçici faktörlerin etkisiyle, tarihi açıdan en düşük seviyesine indiği ifade edilen bölümde, bu durumun hızla kapanan çıktı açığını fazlasıyla dengelediği kaydedildi.

    Dış finansmanın sınırlı olduğu kriz boyunca düşük olan cari açığın da, bu yıl belirgin şekilde yeniden ortaya çıktığı belirtilen bölümde, şunlar kaydedildi:

    "Bol ve düşük maliyetli dış tasarruflar, yerleşiklerin yurt dışından borçlanmalarını rahatlatmış ve yapısal faktörlerden kaynaklanan yeterli düzeyde olmayan rekabet gücüyle birlikte ithalatı artırırken ihracatı azalttı.

    Sonuçta, cari açığın 2010 yılında iki katının üzerine çıkarak GSYH'nin yaklaşık yüzde 6'sına ulaşması beklenmekte. Yeterli düzeyde olmayan rekabet gücü, aynı zamanda sermayeyi ticarete konu olan sektörlerden uzaklaştırarak gayrimenkul, enerji ve perakende ticaret sektörlerine yönlendirmekte."

    "2011'DE BÜYÜME YÜZDE 4,5'A ULAŞACAK"

    Bölümde, kısa vadeli sermaye girişlerinin, iten ve çeken faktörlerin etkisiyle gelecek yıl da artmaya devam etmesi ve bu durumun iç talebin güçlü ve cari açığın yüksek kalmasına yol açmasının beklendiği kaydedildi.

    Gelişmiş ülkelerdeki düşük faiz oranları, yakın dönem için olumlu büyüme beklentileri, devlet ve bankaların sağlıklı bilançoları ile hane halkının Avrupa ülkelerinin birçoğundan daha düşük olan borç seviyesinin, sermaye girişlerini desteklemeye devam edeceği ifade edilen bölümde, yeterli düzeyde olmayan rekabet gücü, artan cari açık ve potansiyel olarak dalgalı olan kısa vadeli sermaye girişlerinin Türkiye'nin, Avrupa'daki sorunların yayılma etkisi de dahil olmak üzere, piyasa güvenindeki değişimlere karşı hassasiyetinin devam ettiğini ortaya koyduğu bildirildi.

    Bölümde, gelecek yıl, sermaye girişlerinin büyük bölümünün bankalar kanalıyla gelmeye devam edeceği, bu durumun, kredileri ve iç talebi desteklemeyi ve ithalatı artırmayı sürdüreceği belirtildi.

    Ayrıca, 2011'de büyümenin yüzde 4,5'e ulaşması, cari açığın GSYH'nin yüzde 6,5'ine çıkması ve yıl sonu enflasyon oranının yüzde 6,5 olarak gerçekleşmesinin beklendiği kaydedildi.

    "YETKİLİLERİN, KRİZ VE SONRASINDA ALDIKLARI TEDBİRLER GENEL OLARAK UYGUN"

    Değerlendirmenin "Politika Önerileri" bölümünde de dış tasarrufların aşırı kullanımını azaltacak, etkin olmayan kaynak tahsisatını ve fiyatlama risklerini sınırlandıracak politikaların, sermaye girişleri yavaşladığında veya tersine döndüğünde ortaya çıkabilecek düzeltme gereğini hafifleteceği ifade edildi.

    "Yetkililerin, küresel finansal kriz boyunca ve krizin hemen sonrasında aldıkları tedbirler genel olarak uygundur ve krizin ardından gelen hızlı toparlanmanın önünü açmıştır" denilen bölümde, bununla birlikte, dış koşulların hızlı şekilde değiştiği ve gelecekteki zorlukların yönetilebilmesi için Türkiye'nin, politikalarını bu koşullara uyumlaştırmaya devam etmesi gerektiği belirtildi.

    Değerlendirmede, "makro ihtiyati politikaları, mali sıkılaştırma, döviz alımlarının likiditenin çekilmesi yoluyla dengelenmesi ve bunların rekabet gücünü artırmaya yönelik yapısal reformlarla desteklenmesi uygun bir politika bileşimidir" denildi.

    Sınır ötesi sermaye akımlarının miktar ve kompozisyonunu doğrudan hedefleyen önlemlerin etkinliğinin zaman içinde azaldığı belirtilen değerlendirmede, bu açıdan söz konusu önlemlerin, değerlendirmede ayrıntılı olarak yer alan diğer tüm politikalar uygulamaya konulmadan kullanılmaması gerektiği kaydedildi.

    LİKİDİTE SEVİYESİNİ DOĞRUDAN KONTROL EDEN ENSTRÜMANLAR DAHA FAZLA KULLANILMALI"

    Değerlendirmenin "Para ve Kur Politikaları" bölümünde, sistematik finansal istikrarın korunmasının, fiyat istikrarının sürdürülebilmesi için "olmazsa olmaz" olduğu belirtilerek, her iki hedefe ulaşmak için benzer yapıdaki araçların kullanılabileceği ifade edildi.

    İç talebi artıran ve cari açığın büyümesine neden olan hızlı kredi genişlemesinin, döviz kuru oynaklığına yol açarak başta ticarete konu olmayan sektörlerde olmak üzere, fiyatlar ve ücretler üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabileceği kaydedilen değerlendirmede, "Getiri arayışındaki küresel likidite bolluğu altında sermaye akımlarının arttığı bir ortamda, geleneksel faiz araçları fiyat istikrarına ve finansal istikrara ulaşmada daha az etkili olabilir.

    Bunun yerine Merkez Bankası'nın da ilan ettiği gibi, likidite seviyesini doğrudan kontrol eden ve finansal aracılık getirilerini azaltan enstrümanlar daha fazla kullanılmalıdır" denildi.

    Son dönemde çeşitli sıkılaştırma önlemleri uygulanmasına rağmen, likiditenin yüksek seviyesini korumaya devam ettiği belirtilen değerlendirmede, zorunlu karşılık oranlarının kriz öncesi seviyelerine yükseltildiği ve karşılıklara faiz ödenmesine son verildiği ifade edildi.

    Merkez Bankası'nın gecelik borçlanma faizinin, esas olarak para takası (currency swap) işlemleriyle kısa vadeli TL dönüşümünü caydırmak amacıyla ciddi şekilde düşürüldüğü hatırlatılan değerlendirmede, repo işlemleri yoluyla piyasaların fonlanmasının azaltıldığı ve bankaların, fonların maliyeti ile varlıkların getirisi arasındaki negatif fark ile uyumlu olarak Merkez Bankası'ndan net likidite talep eden konumlarını sürdürdükleri anımsatıldı.

    Değerlendirmede, ancak güçlü sermaye girişi altında daha hızlı bir şekilde rezerv biriktirme hareketi olarak da değerlendirilebilecek olan Merkez Bankası'nın artan döviz alımlarının, likiditeyi bollaştırarak kısa vadeli arbitraj (carry trade) da dahil olmak üzere, daha fazla ve ucuz finansal aracılığı kolaylaştırdığı kaydedildi.

    "DÖVİZ ALIMLARININ FİNANSAL AKIMLARA ORANI AZALTILMALI"

    Likiditenin enjekte edilmesinin yavaşlatılması ve piyasadan çekilişinin artırılmasının daha uygun likidite koşulları yaratabileceği ifade edilen değerlendirmeye, şöyle devam edildi:

    "Yüklü döviz alımları, enjekte edilen likiditenin çekilmesi için kullanılacak sterilizasyon araçlarının kapasitelerinin üzerinde yoğun bir şekilde kullanılmasını gerektirmekte. Bundan dolayı, yüksek döviz alımları sürdürülemez olarak algılanabilir ve döviz kuru değerine yönelik tahminleri tek yönlü hale getirerek spekülatif sermaye girişlerini teşvik edebilir.

    Söz konusu ihtimali azaltmak ve likiditeyi sınırlandırmak için, döviz alımlarının finansal akımlara oranı azaltılmalı. Bu aynı zamanda, Merkez Bankası'nın kısa vadeli rekabet gücüne odaklandığı ve uzun vadeli enflasyon tehdidi konusunda iyimser olduğu şeklinde bir yanlış anlamayı önleyecektir.

    Zorunlu karşılıkların, TL ve yabancı para cinsi yükümlülükler için arttırılması likiditeyi azaltıp aracılık maliyetini artırabilecek.

    Buna ek olarak, zorunlu karşılıkların kapsamının diğer kredi sağlayıcıları ve enstrümanları da içine alacak şekilde genişletilmesi, daha uzun vadeli fonlamayı teşvik edecek ve boşluklardan yararlanma imkanını sınırlandıracaktır."

    Uluslararası Para Fonu (IMF), Türkiye'de, "gelir ve kamu maliyesi dengelerinin 2010 yılında güçlü toparlanma gösterdiğini" bildirdi.

    IMF, 2. Program Sonrası Değerlendirmesi'ni yayımladı.

    Değerlendirmede, faiz oranlarını yükseltme seçeneğinin korunması gerektiğine işaret edilerek, şöyle denildi:

    "Özellikle doğrudan sıkılaştırma tedbirlerinin enflasyon hedefinin kredibilitesini veya finansal istikrarı korumada yetersiz kalması halinde, gelecekte reel faiz oranlarının normalleştirilmesi ihtiyacı da dahil olmak üzere, faiz oranlarının yükseltilmesini gerektirecek koşullar oluşabilir.

    Dolayısıyla, finansal ve reel sektörlerin vade uyumsuzluğunun artmaması için faiz oranlarının uzun bir süre düşük seviyelerini koruyacağı yönündeki beklenti sebebiyle oluşabilecek aşırı iyimserlikten kaçınılmalıdır."

    "RİSKLERİN SINIRLANDIRILMASINA ODAKLANMAYA DEVAM EDİLMELİ"

    Değerlendirmenin "Makro-İhtiyati Politikalar" bölümünde, finansal sektör düzenleme ve denetimi, sistemik finansal istikrar ve makroekonomik sürdürülebilirliğe yönelik risklerin sınırlandırılmasına odaklanmaya devam edilmesi gerektiği ifade edildi.

    Finansal sektördeki sistemik riskin, "genellikle piyasa katılımcılarının bir çoğuna yönelik saiklerin aynı yönde olduğu, fakat her bir katılımcının tek başına yaptığı işlemlerin ekonominin geneli üzerindeki etkisini göz ardı ettiği zaman ortaya çıktığı" belirtilen değerlendirmede, denetimin bireysel bazda finansal kuruluşların sıhhatine odaklanması halinde, sistemik riskin daha geç tespit edilebileceği, denetim ve para politikası arasındaki sinerjiden daha fazla yararlanılmasının, makro ihtiyati gözetimin ve politika tedbirinin etkinliğini artıracağı kaydedildi.

    "Makro-ihtiyati önlemler, riski kaynağında, özellikle finansal işlemlerin en yoğun olduğu alanlarda hedeflemeli. Kriz döneminde başvurulan kredilerin yeniden yapılandırılması ve genel karşılıkların gevşetilmesi uygulamalarına artık ihtiyaç kalmadığından, bu tedbirler tamamen geri çekilmeli" denilen değerlendirmede, düzenleyici standartlar ve esasların da sıkılaştırılması gerektiği belirtildi.

    KONUT KREDİLERİNE DİKKAT...

    Değerlendirmede, konut üretiminde gözlenen dinamizm kapsamında, mevcut konutların piyasa değeri üzerinden ipotek edilmesi yoluyla sağlanan krediler de dahil olmak üzere konut kredilerindeki hızlı büyüme ve aynı mülk için hem konut üreticilerine hem de nihai alıcılara kredi kullandırılmasının, kontrol edilmediği takdirde risk oluşturabileceğine dikkat çekildi.

    Değerlendirmede, şunlar kaydedildi:

    "Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK), konutlar ve diğer gayrimenkul kredilerine uygulanan kredi teminat oranına, menkul kıymetleştirilmiş ipotekli konut kredileri için aranılan orandan daha yüksek olmayan bir kanuni tavan getirme kararını memnuniyetle karşılıyoruz.

    Bunun yanında, yeni konut kredilerine uygulanan Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu kesintisinin diğer kredilere uygulanan seviyeye çekilmesi ve gayri menkul yatırım şirketlerine tanınan vergi imtiyazlarının ortadan kaldırılması da yararlı olacaktır.

    Konjonktür karşıtı tamponlar oluşturulması ve genel amaçlı kredilerin hızla büyümesi ile kur riskine maruz borçlulara yabancı para cinsi kredi açılması yoluyla sistemik risk birikiminin önlenmesi için, bu krediler üzerindeki genel karşılık yükümlülükleri kriz öncesi seviyelerinin üzerine yükseltilmeli."

    "GELİR VE KAMU MALİYESİ DENGELERİ 2010 YILINDA GÜÇLÜ TOPARLANMA GÖSTERDİ"

    Değerlendirmenin "Maliye Politikası" başlıklı bölümünde de gelir ve kamu maliyesi dengelerinin 2010 yılında güçlü toparlanma gösterdiği belirtildi.

    Ancak makro-ekonomik baskıların önlenmesi için daha fazla çaba gösterilmesine ihtiyaç olduğu ifade edilen değerlendirmede, sıkı maliye politikasının kaynaklara olan talebi azaltacağı, fiyatlar üzerindeki baskıyı ve ithalatı düşüreceği ve kamu mevduatlarını arttıracağı, Merkez Bankası'nın piyasadan likidite çekme çabasını destekleyeceği kaydedildi.

    Değerlendirmede, kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması programından elde edilecek gelirler ile bütçe tahminlerinin üzerinde gerçekleşecek özelleştirme gelirlerinin tasarruf edilmesinin, ilave talep baskılarını önleyebileceği, özel sektör sermaye girişlerinin dengelenmesine yardım edebileceği ve daha düşük faiz ödemeleri yoluyla gelecekte kalıcı bir mali alan oluşturabileceği dile getirildi.

    "2011 BÜTÇE TAHMİNLERİNİN ÜZERİNDE GERÇEKLEŞEN GELİRLER TASARRUF EDİLMELİ"

    2010 yılında açıklanan Orta Vadeli Program'ın (OVP), "doğru yaklaşımla harcamalarda önemli kesinti ve borç dinamiklerinde iyileşme hedeflemekle beraber, ithalattaki geçici yükselişten kaynaklanan önemli gelir artışı içerdiği" ifade edilen değerlendirmede, orta vadeli hedeflerin yakalanması için söz konusu geçici gelirlere dayanmanın uygun olmadığı vurgulandı.

    Değerlendirmede, şunlar belirtildi:

    "Zira, zorunlu harcamaların önemli paya sahip olması (bu harcamalar, 2011 bütçesinde öngörülen emekli aylıkları ve maaş artışları ile birlikte daha da artacaktır) ve halihazırda yüksek olan vergi oranları gelir kayıplarını hızla telafi edecek seçenekleri sınırlandırmakta. Kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması, vergi uyumunu ve gelecekteki gelir performansını zayıflatabilir. Tüm bu konular dikkate alınarak, 2011 bütçe tahminlerinin üzerinde gerçekleşen gelirler tasarruf edilmelidir."

    "DAHA ETKİN İŞGÜCÜ PİYASASI VE ENERJİNİN VERİMLİ KULLANILMASI..."

    Değerlendirmenin "Yapısal Konular" bölümünde, rekabet gücünün önündeki yapısal engellerin kaldırılmasının, Türk şirketlerinin sermaye girişlerine uyum sağlama yeteneğini geliştireceği kaydedildi.

    Daha etkin işgücü piyasası ve enerjinin verimli kullanılmasının, üretimde yerel katkının payını yükselteceği ve Türkiye'nin küresel ürün piyasalarında daha iyi rekabet etmesine imkan vereceği ifade edilen değerlendirmede, "Bu, kayıtlı sektörlerde verimliliğe göre ayarlanmış işgücü maliyetlerinin bölgedeki benzer ülkelerle daha uyumlu olmasını, vergi denetiminin güçlendirilmesi ve vergi affından kaçınılması yoluyla vergi uyumunu kalıcı şekilde iyileştirerek işgücü ve şirketler üzerindeki vergilerin indirilmesini, enerji tasarrufunu ve daha verimli enerji üretimini teşvik etmek üzere maliyet bazlı fiyatlandırmanın bütüncül şekilde ve sürekli olarak uygulanmasını gerektirmektedir.

    Mevcut muhasebe standartlarının iyileştirilmesi ve alacaklıların ve azınlık hisse senedi sahiplerinin haklarının güçlendirilmesi, şirketlerin daha uzun vadeli ve daha çeşitli fon kaynaklarına erişimine ve finansal piyasaların derinleşmesine ve dayanıklılığının artmasına yardımcı olacaktır" denildi.

    AA

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Tayvan’da bir kişinin kulağından böcek çıktı06 Ekim 2012 Cumartesi 09:38
  • Sınıra yaklaşmayın uyarısı06 Ekim 2012 Cumartesi 08:27
  • Suriye: Özür dilemedik06 Ekim 2012 Cumartesi 07:40
  • Köylüler bu kulübe için seferber oldu05 Ekim 2012 Cuma 19:30
  • Mescid-i Aksa karıştı05 Ekim 2012 Cuma 18:02
  • İşte Suriyenin zayiatı05 Ekim 2012 Cuma 17:12
  • Gerçek işsizlik yüzde 1105 Ekim 2012 Cuma 17:10
  • Büyük tehdit: O esirler idam edilebilir!05 Ekim 2012 Cuma 17:08
  • İtalya: Esed provokasyonlara son vermeli05 Ekim 2012 Cuma 16:28
  • 11 Yaşındaki Çocuk Buldu05 Ekim 2012 Cuma 16:15
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim