• BIST 84.208
  • Altın 147,005
  • Dolar 3,7769
  • Euro 4,0596

    Türkiye’nin makus suikast tarihi

    17.10.2011 07:28
    Türkiye’nin makus suikast tarihi
    BBP Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, Muhsin Yazıcıoğlu’nun 18 Mayıs 2009’da tüm azınlıkları içine alan yeni bir açılım yapmaya hazırlandığını söylüyor.
    Türkiye’nin makus suikast tarihi Türkiye’nin makus suikast tarihi Türkiye’nin makus suikast tarihi

     


    Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü, şayet bir suikast ise, sebep burada aranmalıdır.

    Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümüyle ilgili herkes şu soruyu sormakta; bu olanlar bir komplo mu? Şayet bu bir komplo ise, bu komplonun faili kim ya da kimlerdir?

    Maksatları nedir? Bu sorulara cevap bulmadan önce cevaplanması gereken soru, dünyanın modern zamanlarda bir takım senaryolar rehberliğinde nasıl yönlendirilebilir hale geldiğidir. Modern toplumun bellibaşlı özelliklerinden biri, genel olarak toplumların ve bireyin, tarihin daha önceki çağlarında olmadığı gibi ve olmadığı kadar, yönlendirilmeye açık hale gelmesidir. Toplum daha öncesinde olmadığı kadar, şekil vermeye uygun bir kıvama gelmiştir.

    Çünkü ilkin, tarihe Fransız İhtilali’nin “armağanı” olan ulus-devlet ve ulus-devletin ideolojik zemini, ulusçuluk-milliyetçilik, ikinci olarak, kapitalizmim yani spekülatif ya da kurgulanılabilir bir iktisadi sistemin doğması, üçüncü olarak, modern zamanlarda zihniyet dünyalarını büyük ölçüde belirleyerek yönlendiren ideolojiler, modern dünyayı belirleyen etkenlerdir. Burada Cemil Meriç’in “ideolojiler idraklere giydirilen deli gömlekleridir”  tesbitini de hatırlamak gerekiyor. İdeoloji bireyin zihin işleyişini ve bir bütün olarak insanlığın zihniyet dünyasını, belirli kalıplara sokmakta, düşünce ve davranışlarını şekillendirmektedir. Çünkü ideoloji vahiyle irtibatını koparmış beşeri düşünce formudur. Bu yönüyle de ideolojiler, dinlerin yerine ikame edilen, metot ve biçim itibarı ile dinlerin taklidi olan beşeri düşünce sistemleridir. 

    Yani bu çağda ortaya çıkan ‘özne’nin, çoğunlukla, ‘hakiki özne’ olmaktan ziyade, yukarıda kısaca izaha çalıştığımız sebeplerden, iradesi dâhilinde veya iradesi haricinde, bazen de,  kısmen iradesi dâhilinde kısmen de iradesi haricinde belirli bir rolü oynayan, bir tür ‘imal edilmiş’ ‘özne’ olduğunu anlamak önemlidir. Bunun haricinde hakiki özne olma ihtimali olanlar bir şekilde bertaraf edilmektedir. Mevcut kutuplaşmaları, senteze ve birliğe dönüştürmeye çalışanlar “oyun dışı” kalmaktadır.

    Neden Uğur Mumcu’yu seçtiler?

    Mesela; 1 Şubat 1993 tarihli Sabah gazetesinin ‘Sağ-sol çatışması isteniyor’ başlıklı haberinde Cengiz Çandar ve Savaş Süzal’ın, Özal’la yaptığı röportajdan alınan bölümlerde merhum Özal, Mumcu suikastını şöyle değerlendirir: “Neden Uğur Mumcu’yu seçtiler? Arkasından neden Jak Kamhi geldi? Hadiselerin başlangıcından itibaren cereyanına, cenaze öncesi yürüyüşlerde atılan sloganlara bakılınca bu, insana şunu düşündürtüyor: 7-8 senedir sağ-sol ayrımı kalmamıştı. Hatta eski sağcılar ve eski solcular bir araya gelip, meseleleri makul bir biçimde tartışmaya başladılar. Bu fevkalade iyi bir gelişmedir. Bu bazılarının hoşuna gitmiyor. Şu, şu, şu meseleler niye konuşuluyor; konuşulmamalı diyenler var. Ama toplum konuşuyor bunları... Düşünen, üreten, fikir üreten, tartışan bir toplumda her şey konuşulmalıdır. Netice itibarıyla ben hür düşünceden yanayım. Bunun için bana kızıyorlar, tabuları yıkıyorum diye. Bir azınlık var. Eskisi kadar değil. Ama tesirli. Onu söyleyeyim... Neticede toplumu kavgaya, kargaşaya itmek. Sağ-sol nüansları kaybolmuş bir cemiyeti tekrar sağ-sol kavgasına çekmek amacındalar. Ciddi ve ustaca hazırlanmış bir provokasyon yapıyorlar.”

    Aldo Maro’nun kaderi

    Bu sözleri söyleyen Turgut Özal kısa bir süre sonra ölür. Özal’ın ölümü zamanı ve oluşu itibarı ile kuşku uyandırır. Bugün tartışılmaktadır. Çünkü Özal kutuplara ayrılmış ve bu kutuplar çatışması üzerinden enerjisi heba edilerek bloke edilen Türkiye’nin yerine, çeşitli kutupların bir istikamet doğrultusunda meczolunduğu, hedefleri olan bir Türkiye inşa etme gayretindedir. Tıpkı 70’li yıllardaki İtalya Başbakanı Aldo Moro gibi.

    Aldo Moro, öldürülmeden 4 yıl önce 1974’de İtalyan Başbakanı olarak ABD’yi ziyaret eder. ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Moro’ya “Ülkendeki tüm siyasi güçleri doğrudan işbirliği için bir araya getirme siyasetini bırakmalısın... Yoksa bunu çok pahalı ödersin” der. Aynı ‘uyarı’, kimliği açığa çıkmayan bir istihbarat yetkilisi tarafından da yapılır.  Eşi Eleonora Moro, kocasının şu sözlerini aktarır: “Bana şöyle dediler: Ülkendeki tüm siyasi güçleri işbirliğine yöneltme politikandan vazgeçmelisin... Yoksa ödeyeceğin bedel ağır olur!”

    Aldo Moro bunlara rağmen “Tarihsel Uzlaşma” adını verdiği sol ve sağ partileri birleştirme politikasına hız verir. Ülkesindeki terörizmin suç ortaklığını gizli servislere bağlayan, CIA, MOSSOD ve BND’yi terörist faaliyetleri organize etmekle suçlayan Aldo Moro, İtalya’da “tarihsel uzlaşma” sağlamaya çalışırken, 16 Mart 1978 günü Kızıl Tugaylar örgütü tarafından film gibi bir operasyon ile kaçırılır.

    O sırada Andreotti Başbakan, Cossiga ise İçişleri Bakanı’dır. Kızıl Tugaylar, Moro’ya karşılık hapisteki 13 teröristin serbest bırakılmasını isterler. Neredeyse her gün Moro’dan ailesine ve polise mektup gönderirler. Andreotti ve Cossiga, ailesinin, yakınlarının hatta Papa’nın ısrarlarına rağmen, Moro’yu kurtarmak için Kızıl Tugaylar’la pazarlık yapmayı reddeder.

    İtalyan polisi, 8 hafta boyunca Aldo Moro’nun rehin tutulduğu yeri bulamaz. 55 gün sonra Moro’nun cesedi, Roma’nın göbeğinde, park edilmiş kırmızı bir Renault’un bagajında bulunur.

    Bu arada Türkiye’de 70-80 arası çatışma ve terörün CHP-MSP koalisyonu bozulduktan sonra artmasına dikkat etmek gerekir. Demek ki o yılların ‘konsepti’ keskin çatışmaların devamı, hatta çatışma yoksa icadı, zayıfsa körüklenmesi üzerine kuruludur. Bu ‘konsepte’ aykırı hareket edenler her türlü usulle bertaraf edilmektedir. Ayrıca Türkiye’de İdris Küçükömer, Yaşar Kutluay, Hikmet Kıvılcımlı, Mümtaz Turhan, Nurettin Topçu, Cemil Meriç, Sezai Karakoç, Kemal Tahir gibi aydınlara yeterince itibar edilmemesi bu bağlamda anlam kazanmaktadır.

    Çatışma yoksa ...

    Sonrasında gazeteci Abdi İpekçi de CHP-AP koalisyonu için liderler arasında mekik dokuyarak, kamuoyu oluşturmaya çalışır. İlginç bir “rastlantı” sonucu, İpekçi de Aldo Moro gibi terörist kurşunlarına hedef olur. İpekçi’nın suçu da terör ortamına götürülen bir ülkede yumuşama ve istikrar istemek ve tırmandırılan terörle birlikte rantı misli ile katlanan kaçakçılık lobisine karşı mücadele etmek ve derin mahfillerin geliştirdiği ülkenin unsurlarının çatıştırılması siyasetini tersine çevirerek beraberlik yolu ile çatışan kümeleri toplumsal gelişmenin unsurları haline dönüştürmeye çalışmak olur.

    Hrant için başsağlığına gidecekti

    Tüm bunlar ile Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü paralellik arzeder. Muhsin Yazıcıoğlu’nun 18 Mayıs 2009’da tüm azınlıkları içine alan yeni bir açılım yapmaya hazırlandığını söyleyen BBP Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ “Patrik Bartholomeos, Mutafyan ve azınlıkların önde gelenleriyle görüştük.

    Yahudi, Ermeni her ne olursa olsun bu insanları 18 Mayıs’taki açılıma davet edecektik” der. Özdağ, Muhsin Yazıcıoğlu’nun Hrant Dink’in ölümünün ardından Dink ailesiyle görüşmek istediğini de söyledi. Yazıcıoğlu’nun Dink’in öldürülmesine üzüldüğünü anlatan Özdağ, “Muhsin Yazıcıoğlu, Hrant Dink’in ailesine başsağlığı dilemek için ailesiyle görüşmek istedi. Onlara başsağlığı dileyecekti. Bizim bu olaylarla ilişkimizin olmadığını söyleyecekti” diye konuşur. (03.04.2009 Yeni Şafak)

    Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü, şayet bir suikast ise, sebep burada aranmalıdır. O da yukarıda anlattığımız diğer isimler gibi, kutuplara ayrılmış ve bu, kutuplar çatışması üzerinden enerjisi heba edilerek bloke edilen Türkiye’nin yerine, çeşitli kutupların bir istikamet doğrultusunda meczolunduğu hedefleri olan bir Türkiye inşa etme gayretindedir. Bu olabilse Türkiye’nin “tarihsel uzlaşması” olacaktır. Çünkü Muhsin Yazıcıoğlu “herhangi” biri değil, bir dönem çatışan ideolojik gruplardan birinin Türk milliyetçiliğinin ,-ülkücü gençliğin- Reis’idir. Bu noktada BBP’nin aldığı oyun da önemi yoktur. Mesele merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun atmayı düşündüğü bu adımın ortaya çıkaracağı sinerjidir. Muhsin Yazıcıoğlu’nun gizli-veya açık- tanıklığı, -şayet doğru ise- düşündüğü siyasi istikametin paralelinde anlam kazanmaktadır. Yine de atmayı düşündüğü siyasi adımlar daha önemli gözükmektedir. Tekrar olacaksa da söyleyelim, bu adımı Yazıcıoğlu atacağı için önemlidir. Neticede ölümü kaza ise, birilerinin işine yaramıştır. Kaza değil suikast ise de, bu bir spekülasyon olmaktan çıkarılıp, delilleri ile olay aydınlatılmalıdır.

    stargazete

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • O manzaralar içimizi sızlatıyordu06 Ekim 2012 Cumartesi 12:50
  • Sucuk ve Salamı karıştıramayacaklar06 Ekim 2012 Cumartesi 12:48
  • 56 yaşındaki ev hanımının yaptığı pes dedirtti!06 Ekim 2012 Cumartesi 12:47
  • Şehit yakınlarına internet indirimi06 Ekim 2012 Cumartesi 12:39
  • Bir top mermisi daha düştü!06 Ekim 2012 Cumartesi 11:51
  • Bisküvi kutusundan tarih çıktı06 Ekim 2012 Cumartesi 10:58
  • Nevşin Mengü rövanşı böyle aldı!..06 Ekim 2012 Cumartesi 10:56
  • Bu haberi okumadan yola çıkmayın06 Ekim 2012 Cumartesi 10:40
  • 4+4+4ün gerekçeli kararı Resmi Gazetede!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:39
  • Başbakan Erdoğanın arıyla imtihanı!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:37
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim