• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224

    "Türkiye'nin Kürt derdi yok"

    10.09.2009 08:26
    CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın randevu isteğini reddetmekten üzüntü duyacağını belirterek, ''Başbakan'ın başvurusunu reddetmek uygun değildir, doğru değildir bunu biliyorum ama biz bu sürecin hiçbir şekilde parçası olmayı
    Türkiyenin Kürt derdi yok

    Baykal, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısının ardından soruları yanıtladı.

    Bir soru üzerine, ''demokratik açılım'' çalışmalarıyla ilgili TBMM'de gizli oturum yapılmasını çok yanlış bulduklarını ifade eden Baykal, ''Milletten bu konuların saklanması doğru değildir. Bırakın milleti, partilerden saklıyor. PKK'nın ne düşündüğünü kendisi biliyor, milletten onu saklıyor. Böyle bir çalışmanın parçası olmak söz konusu olamaz'' dedi.

    Başbakan Erdoğan'ın, Ramazan Bayramı'ndan sonra kendisinden randevu isteyeceğini açıkladığının hatırlatılması üzerine de Baykal, şöyle konuştu:

    ''Başbakan'ın müracaatını reddetmekten üzüntü duyarım. Böyle bir şey istemem. Başbakan'ın başvurusunu reddetmek uygun değildir, doğru değildir bunu biliyorum ama biz bu sürecin hiçbir şekilde parçası olmayız. Bir randevu talebi de yok zaten. Randevu talebi ortaya çıkarsa sorunun cevabı ortaya çıkar.''

    ''ŞİMDİ NİFAK SOKULDU''
    Baykal, ''Başbakan Erdoğan sık sık 'Her türlü riski göze alacağım' ifadesini kullanıyor. O risklerden biri de bölünme olabilir mi?'' sorusuna şu karşılığı verdi:

    ''Başbakan'ın kendisi için alacağı riskler bizi ilgilendirmez. Başbakan millet için risk alıyor, buna hakkı yok. Milletin riske girmesine, milli birliğin riske girmesine yol açıyor. Bundan da en büyük zararı görecek olan, hayatını güvenceye almış olan milyonlarca Kürt kökenli insandır. Milyonlarca Kürt kökenli insan bu tartışma olduğu zaman tedirginliğe girmiştir. Herkes rahatsızlanmaya başlamıştır. Böyle bir derdi yok Türkiye'nin. Kürt kökenli insanların ezici çoğunluğunun da yok, Kürt kökenli olmayan vatandaşlarımızın da böyle bir sorunu yok.

    Kardeşçe yaşıyoruz, yaşamaya devam edeceğiz. Şimdi nifak sokuldu, fitne sokuldu. Acaba elinde silah olan Kürt kökenli insanların dayattığı istikamete mi gideyim, burada mı kalayım. Ne hakkınız var insanları bu acıya sürüklemeye, bu ıstırabı yaşatmaya? Onları bölmeye ne ihtiyacı var Türkiye'nin? O insanlar çok ciddi risk içinde. Gencecik bir çocuk çıkıyor diyor ki 'Benim liderim Apo, sizin lideriniz Atatürk'. Bu süreci buraya getirdi. Bunlar televizyonda konuşulur hale geldi. Konuşulan her söz Türkiye'yi çok ciddi bir şekilde sarsıyor, yaralıyor. Kürt kökenli insanları da yaralıyor. O da kendini sorguluyor. 'Kürt kökenliyim. Ben Atatürk'ü liderim olarak kabul ediyorum. O mu doğru, bu mu doğru' diyor. Buna ihtiyaç var mı? Kim açtı bunları? Başbakan açtı Başbakan. Bu süreci o açtı. Çok yanlış, çok tehlikeli.

    Çıkış yolu, kimliklerimize saygı talep ederek kaynaşacağız. Kimliklerimizi bilerek, özgürce yaşayarak hepimiz bütünleşeceğiz. Bu acıları yaşayan bir sürü kesim var Türkiye'de. Alevilere yönelik de bu laflar zaman zaman ortaya atılır. Ama ne oldu? Bölemediler. Aleviler çıktı, dedi ki 'Kesinlikle bunu reddediyoruz. Biz azınlık değiliz, bu milletin bir parçasıyız' dediler. Az mı acı çekti onlar? Hiçbir zaman kendilerini bu milli bütünlüğün dışında algılamadılar. Kürt kökenli insanlarımızın ezici çoğunluğu da kendilerini büyük milli birliğin parçası olarak düşünüyorlar. Niye onların huzurunu bozuyorsun Sayın Başbakan? Niye onları bir etnik kimlik temelinde ayrışma konusunda baskı altına alan adımlar atıyorsun?

    Çok yazık, çok... Risk alıyormuş. Kendin için istediğin riski al ama milleti riske sokuyorsun. Milleti riske sokmasına izin vermemek lazımdır. Bu konuda da görev hepimizin.''

    Baykal, basın toplantısının ardından, il başkanlarıyla bir araya geldi.

    SEL FELAKETİ NEDENİYLE BAŞSAĞLIĞI DİLEDİ
    Baykal, CHP'nin 86. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla il başkanlarıyla yapacağı toplantı öncesinde genel merkezde basın toplantısı düzenledi.

    Trakya ve İstanbul'un sel felaketiyle karşı karşıya kaldığını hatırlatarak sözlerine başlayan Baykal, ağır bir acı yaşandığını, can kaybı olduğunu belirterek, bu acıyı yaşayan vatandaşlara başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerini iletti.

    Bundan çıkarılması gereken ciddi sonuçlar olduğuna işaret eden Baykal, tabiatın, pek çok medeni ülkede örneği görülmemiş tahribatı sık sık Türkiye'de yaptığını, heyelan ve sel felaketlerinin birbiri ardına geldiğini söyledi. Baykal, ''Bunların altında çarpık bir kentleşme politikasının yattığını, yanlış yapılaşmanın ve yanlış bir kent imar düzeninin yattığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu konuları bir uyarı olarak alıp, bu konuların üzerinde ciddi şekilde düşünme ihtiyacı vardır. Türkiye, yerleşme sorununu bütün boyutlarıyla değerlendirmek zorundadır'' diye konuştu.

    Siirt ve Hakkari'de dün yaşanan silahlı çatışmalarda 7 askerin şehit olduğunu da anımsatan Baykal, bütün millete başsağlığı diledi.

    ''VERGİ CEZASININ HEDEFİ DEMOKRASİDİR''
    Bugün Türkiye'nin çok önemli bir gelişmeyle daha karşı karşıya kaldığını, bir medya grubuna 3 milyar 755 milyon liralık ceza tahakkuk ettirildiği haberinin Türkiye'de herkesi bir kere daha düşündürdüğünü ifade eden Baykal, sözlerine şöyle devam etti:

    ''Artık açıkça hepimiz görüyoruz ki bu uygulamanın muhatabı sadece bu mali cezanın hedefi olarak seçilen insanlar ve grup değildir. Çok açıktır ki bunun hedefi, Türkiye'de demokrasinin, hukuk devletinin bizatihi kendisidir. Türkiye'deki iktidar yetkisinin her türlü hukuk, demokrasi, insan hakları kaygısından kopuk bir şekilde nasıl kullanıldığını uzun süreden beri hepimiz gözlemliyoruz ama yaşanan olayların, yaşanan olaylar karşısında toplumun gösterdiği tepkinin iktidarı bu konularda yeni bir anlayışa yönlendiremediğine tanık oluyoruz. Çok üzüntü verici bir olaydır. Öyle anlaşılıyor ki iktidar bugüne kadar gerçekleştirdiği haksızlıkların, yanlışlıkların, baskının, zulmün toplumda yarattığı tepki karşısında umursamazlığını, vurdumduymazlığını sürdürmektedir. Umurunda değildir, bildiği yoldan şaşmamaktadır. Bildiği yol demokrasi, hukuk devleti, insan hakları yolu değildir. Kendi hegemonyasını, kendi vesayetini, kendi tartışılmaz iktidarını toplumun bütün bağımsız odaklarına kabul ettirmektir.

    Bu mücadeleyi uzun süreden beri götürüyordu. Bunun alanlarını hepimiz çok iyi biliyoruz. Silahlı Kuvvetler bu mücadele alanı olarak bir süre önce çeşitli olaylara sahne olmuştur. Yargı bu mücadelenin hedefidir, hedefi olmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde iktidarın yargıya tasallutunu görüyoruz. Onun hazırlıkları ifade edilmiştir. Medya uzun süredir beri zaten bu baskının hedefidir. Yıldırılmış, sindirilmiş, sesi çıkamaz hale getirilmiş, yapısı değiştirilmiş, satın alınmış, susturulmuştur ama öyle anlaşılıyor ki hala fevkalade mütevazı ölçülerde bağımsız anlayışını sürdürme çabasında, niyetinde olan kuruluşlara karşı kararlı bir sindirme politikası uygulanacaktır.

    Elbette bu konudaki tüm uygulamanın hukuki bir temelden yoksun olduğu en kısa zamanda ortaya çıkacaktır. Bu konuda hiçbir tereddüt yok. Türkiye'de en çok vergi veren bir kuruluşa, Türkiye tarihinin tanımadığı, görmediği, dünyada da örneği ve benzeri kolayca gözükmeyen milyarlarca dolarlık bir ceza uygulaması gerçekten hiçbir teknik anlayışla, hukuki vergi mülahazasıyla izah edilemez. Bunun altında sindirme çabasının yattığı çok açık ve nettir.''

    ''YARGI HEDEFTE, MEDYA ZATEN GİTMİŞ''
    Baykal, herkesin sindirilmeye, emir kumanda zinciri içine sokulmaya çalışıldığını savunarak, ''Demokrasi sözünün bu kadar sık telaffuz edildiği bir ortamda, demokrasi sözünü bu kadar çok telaffuz edenlerin bu uygulamaları, onların içinde bulundukları çelişkiyi, tutarsızlığı açık bir şekilde ortaya koymaktadır'' diye konuştu.

    Bunun bir zulüm ve baskı rejimi arayışının ifadesi olduğunu iddia eden Baykal, böylece hiçbir tarafsız, bağımsız muhalefet odağına müsamaha edilmesi niyetinde olunmadığının ortaya konulduğunu savundu. Kendine güvenin insanların bu yollara başvurmayacağını söyleyen Baykal, ancak gelecekten korkan, kendine güveni olmayan, iktidardan uzaklaşmayı aklına yatıramayanların böyle yöntemlere başvurduklarını ifade etti.

    Konunun ''onun, bunun, filan grubun, falan gazetenin meselesi'' olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Baykal, buna karşı tepkiyi herkesin el birliğiyle göstermesini istedi. Baykal, ''Küçük çatışmaların, aradaki çıkar mücadelelerinin hiçbir anlamı yoktur. Olay bunu aşan bir nitelik taşımaktadır'' dedi.

    Baykal, meşhur ''papazın hikayesi''nin akla geldiğini belirterek, hikayeyi şöyle anlattı:

    ''Önce komünistleri aldılar, 'komünist değilim' dedik. Sonra sosyalistleri aldılar, 'sosyalist değilim' dedik, sonra Yahudileri aldılar, 'Yahudi değilim' dedik. Bir süre sonra beni aldılar, baktım etrafımda kimse kalmamıştı. Türkiye buraya doğru gidiyor.''

    Bu konuda 2005'ten bu yana uyarılarda bulunduğunu dile getiren Baykal, kadın, erkek bütün vatandaşları, ''devlete, Cumhuriyet'e sahip çıkmak üzere göreve çağırdığını'' söyledi.

    Türkiye'nin bütün kesimlerinin siyasi bir hegemonyanın kontrolü altına sokulmak istendiğini savunan Baykal, ''Türkiye de bunu seyrediyor. Çok acı bir tablodur. Yargı hedefte, medya zaten gitmiş. Bu son çırpınışları. Askerler bir süre önce aynı mücadelenin muhatabı haline gelmişlerdi. Hepimiz görüyoruz'' diye konuştu.

    ''O VERGİ DENETMENLERİ KİMLERDİR, KİM SEÇMİŞTİR?''
    Bir medya grubuna kesilen vergi cezasının, iktidarın iradesi dışında, bir grup vergi denetmeninin kendi kararıyla uyguladığının düşünülmemesini isteyen Baykal, ''O vergi denetmenleri kimlerdir, kim seçmiştir?'' diye sordu.

    Böyle bir olayın sorumluluğunu almanın kolay iş olmadığını ifade eden Baykal, şöyle devam etti:

    ''Bu talimatı verenlerin de o sorumluluğu üstlenenlerin de ayrıca irdelenmesi lazımdır. Bu çok temel bir olaydır. Bir rejim, demokrasi, hukuk devleti sorunudur. Bu tabloyu üzüntüyle gördüğümü söylemeliyim. Çıkarılması gereken bir diğer sonuç da bu süreci göre göre, bu sürecin sahiplerinin gözüne girmek için sergilenen çabaların hiçbir anlam taşımadığının bir kez daha ortaya çıkmış olmasıdır. Bir kez daha ilgililerin bunu değerlendirme mecburiyetiyle karşı karşıya kaldıklarıdır. Gelen süreci bütün nitelikleriyle kavrayacaksınız, fark edeceksiniz ama yine de o sürecin sizi himaye etmesi için şirinlikler yapacaksınız, taklalar atacaksınız, göze girmeye çalışacaksınız ve ondan sonra 'güm' diye bu olacak. Buradan da alınması gereken dersler var.''

    ''HEDEF, DEVLETİ AYRIŞTIRMAK''
    ''Demokratik açılım'' tartışmalarına da değinen Baykal, 1.5 aylık süre içinde, önce yaşanan sürecin isminde bir sorun yaşandığını, sürecin ''Kürt açılımı'' diye başladığını, daha sonra ''demokrasi açılımı''na dönüştürülmek istendiğini, daha sonra da ''milli birlik açılımı'' olarak nitelendirildiğini ifade etti.

    Baykal, şöyle devam etti:

    ''Bütün bu değişimler, iktidarın bu konudaki samimiyetsizliğini, olayı kamufle etmek ihtiyacı içinde arayışa sürüklendiğini ortaya koyan tablodur. Sadece bu isim konusundaki tereddüt dahi, bu sürecin ciddiyetiyle ilgili çok ciddi soruları ortaya çıkarmıştır. Bu yaşanan süreç, bütün bu isimler bir yana, bu isimlendirmenin günlük siyasal hedefleri vardır, bu yaşanan süreç aslında bir müzakere sürecidir. Önce herkesin bunu çok iyi anlaması lazım.''

    Müzakere sürecinin taraflarından birinin ''silahı, terörü kullanan ve terörü, silahı kullananlara destek veren, onlarla dayanışma içinde olan çevreler'' olduğunu ileri süren Baykal, diğer tarafta da AK Parti iktidarının bulunduğunu öne sürdü.

    Hükümetin beklentisinin, ''silahların bırakılması, anaların gözyaşının dinmesi, Türk bayrağına sarılmış tabutların köylere, kasabalara gelmesine son verilmesi'' olduğunun dile getirildiğini anlatan Baykal, bu beklentilerin gerçekleşmesi için ''elinde silah bulunduran, teröre karar verebilen, uygulayabilen merkezlerle müzakere yapıldığını'' iddia etti.

    Bu merkezlerin ilk hedefinin ''Türk milletini ayırmak, milleti etnik temelde ayrıştırmak'', daha sonraki hedeflerinin ise ''devleti ayrıştırmak'' olduğunu ileri süren Baykal, şunları söyledi:

    ''Onların hedefleri var. Diyorlar ki 'Anayasa'daki milleti tarifi değişsin'. Bunu niye söylüyorlar, kimi rahatsız ediyor bu? Eğer sizin ayrışma niyetiniz yoksa, hepimizin Anayasa'da tarif edilen şekliyle bir milletin parçası olduğumuzun ifade edilmesi size niye rahatsız ediyor? Niye Arnavutları, Gürcüleri, Çerkezleri, Arapları rahatsız etmiyor? Niye Anadolu'da yerleşmiş milyonlarca Kürt kökenli insanımızı rahatsız etmiyor? Niye onlar bundan rahatsız değil. Niye onlar bu devletin, bu milletin bir parçası olarak huzur içinde yaşamayı memnuniyetle kabul ediyorlar da sen niye kabul etmiyorsun? Sen kimsin, kimim sözcüsüsün sen? Hükümetin muhatap aldığı unsurları söylüyorum. Türkiye'de Kürt kökenli milyonlarca insanın sözcüsü müsün? Onlar mı 'Türkiye'de bu millet tarifi kaldırılsın, millet ayrıştırılsın, etnik temelde, ırk temelinde biz ayrı bir millet olarak kabul edilelim, bunu sağlamak için silaha, teröre, şiddete başvuralım, kavga edelim' diyorlar. Var mı böyle bir tablo? Yok. Böyle bir tablo yok ama Türkiye'de birileri ve Türkiye dışında birileri bu beraberliği sarsmak için büyük gayret gösteriyorlar.

    Onların amacı, Türkiye'de yaşayan insanların, Kürt kökenli insanlarımız başta olmak üzere demokratik hak ve özgürlüklerini daha da geliştirmek, onların insan haklarını bütün diğer vatandaşlarımızla birlikte daha ileri götürmek, onları bütün Türkiye'de saygın, etkin bir konuma taşımak değildir. Bunu herkesin anlaması lazım. Onların amacı, derdi Kürt kökenli insanların, bireysel hak ve özgürlüklerinin daha ileri götürülmesi değildir. Onlarla meşgul değiller. Hatta o konuda belli bir tatmin düzeyine ulaşmış olanlar onların hedefidir, onları rahatsız etmektedir. Çünkü onlar uyum, kaynaşma istemiyorlar. Onlar ayrışma istiyorlar.

    Tablo görülmüştür. Türkiye'de önümüzdeki dönemde gideceğimiz yer artık insanlarımızın etnik kimliğine saygı gösterilmesi, etnik kimliklerinin gereği olarak ana dillerini öğrenmeleri, konuşmaları, ana dillerini özgürce kullanabilmeleri değildir. Artık bu aşılmıştır. Bu çok büyük ölçüde CHP'nin mücadelesiyle aşılmıştır.''

    ''İKTİDAR TUZAĞA DÜŞTÜ''
    Partisinin 20 yıl öncesinden bu konuda tutarlı bir mücadele verdiğini, etnik kimliklerin farklı olmasının devlete tehdit oluşturmadığını söylediğini ifade eden Baykal, bunları dile getirdikleri için suçlandıklarını ama şimdi bunların aşıldığını, gelinen noktada bütün Türkiye'nin CHP'nin öncülüğünü yaptığı bu mücadeleyi haklı bulduğunu vurguladı.

    ''Gelinen noktada ayrışma şu: Bu özgürce yaşanan etnik kimliği kurumsallaştırarak, temellendirerek, hukuksal, anayasal temellere oturtarak, milleti parçalayarak, ayrı bir millet inşası için ve giderek o milletin üzerine ayrı bir siyasi yapılanma inşası için bir çıkış noktası olarak kullanalım mı, kullanmayalım mı? Soru budur'' diye konuşan Baykal, artık etnik kimliğin gereğinin özgürce yerine getirilmesinin tartışılmadığını söyledi.

    Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

    ''O nedenle kimse bize çıkıp Kürtçe konuşma şovlarıyla bunu anlatmaya kalkmasın, o geride kaldı. Şimdi mesele, etnik kimliği bir siyasal ayrışmaya dayanak yapacak mıyız, yapmayacak mıyız? Türkiye'nin önündeki soru budur. Türkiye'de birileri bu etnik kimlik kabulünü bir siyasi ve milli ayrışma noktasına, anayasal, hukuksal ayrışma noktasına çekmek istiyor. Eline silah alanların amacı bu. Eline silah alanların amacı, hiçbir zaman insanların demokratik hak ve özgürlüklerini tanımak olmadı. Onlar günü geldi en büyük zulmü Kürt kökenli insanlara karşı yaptılar. Niçin? Çünkü ulusal kaynaşmanın içinde yer alan Kürt kökenli insanlar onların hasmıdır. Onu bozmak istiyorlar. Bu, PKK'nın hedefidir. PKK'ya bu hedefi verenler de çoğu kere yurt dışındaki merkezlerdir. Onların hedefi de Orta Doğu coğrafyasını yeniden şekillendirmektir.

    Türkiye, etnik temelde ayrıştırılmak isteniyor. Üzüntü verici olan nokta şudur: İktidar bu tuzağa düşmüştür, iktidar bu tuzağın içine girmiştir. İktidar bu konularda atacağı adımın hangi amaca hizmet edeceği noktasında bilinçsiz, duyarsız, dikkatsizdir. Bu söylediklerim en hafif değerlendirmedir. Yani iyi niyet varsayımıyla yapılan değerlendirmedir. Eğer böylesine bir iyi niyet söz konusu değilse o zaman tablo çok farklıdır. Şu bir gerçek ki iktidar Türkiye'yi etnik ayrışmaya götürmek isteyenlere alet olmaktadır.'' / akşam

    Diğer Haberler
  • Demirtaştan Akla Ziyan İddia!05 Ekim 2012 Cuma 08:37
  • Vekilin İsteği Başka!05 Ekim 2012 Cuma 08:36
  • Hüseyin Çelik: Panik yapmayın!04 Ekim 2012 Perşembe 20:18
  • Hüseyin Aygünden ilginç iddia04 Ekim 2012 Perşembe 20:07
  • MHPnin Neden Evet Dediği Belli Oldu04 Ekim 2012 Perşembe 14:46
  • Muharrem İnce Meclisi birbirine kattı04 Ekim 2012 Perşembe 14:44
  • CHPli heyetten ilk açıklama03 Ekim 2012 Çarşamba 22:45
  • Seçim teklifi komisyondan geçti03 Ekim 2012 Çarşamba 21:00
  • CHPden sağduyu çağrısı03 Ekim 2012 Çarşamba 20:55
  • BDPden ilk yorum Kaplandan03 Ekim 2012 Çarşamba 20:52
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim