• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019

    Sübutay'ı nasıl bilirdiniz?

    08.01.2012 14:34
    Sübutayı nasıl bilirdiniz?
    Azer Bülbül ani bir ölümle aramızdan ayrıldı ama ardında onlarca anı kaldı...
    Sübutay'ı nasıl bilirdiniz? Sübutay'ı nasıl bilirdiniz? Sübutay'ı nasıl bilirdiniz?

    Azer Bülbül'ün tam iki ay peşinde platonik aşık gibi dolandım. Bulduğumda karşımda, kuyruğu dik, kendi mahsun bir adam vardı.

    Sübutay Kesgin’i düne kadar tanımazdınız, bugün gazete alırsanız aslında Azer Bülbül’ün gerçek ismi olduğunu öğrenirsiniz. Anne babası niye Sübutay dedi, rahmetli de bilmiyordu, ama Azer Bülbül oluşunun bir hikâyesi vardı elbet:

    “Yıldız Tezcan’ın aklına geldi, nedenini bilmiyorum. Ben o zaman türkü söylediğim için herhalde. Öylece kaldı o isim. İlk gördüğü anda “Seni gruba dahil ediyorum” dedi. Hemen adımın yanına Azer Bülbül yazdı, o isimde kaldı gitti. ‘Niye Azer?’ diye sormadım. O zaman utangaçtım, çekingendim. Bir de yeni başlıyorduk, sorgulayamadım. Babam bile bana seslenirken ‘Azer Efendi nasılsın’ der, Sübutay 18 yıl yaşadı, Azer 20 yıl.”

    ‘Yoklar’ listesinin başı

    Gazetecilik hayatı boyunca ille bulmak, ille konuşmak istediğiniz birileri vardır. Benim ille de konuşmak istediğim insan Azer Bülbül değildi ama nihayetinde bulmak için en uğraştığım insan o oldu. Arayışıma başladığımda yıl 2009’du, en son albümü ‘Zoruna mı Gitti’ 2007’de yayınlanmıştı.

    Albümü yayınlayan plak şirketi, adına açılmış internet sitesi kapanmış; Unkapanı Plakçılar Çarşı’nda Azer Bülbül ‘yoklar’ listesinin bir numaralı ismi olmuştu. Şansım varsa, İstanbul’da bir türkü barda yakalayabilirdim. Elimdeki adres Bayrampaşa’daki bir müzikholü gösteriyordu.
    Bayrampaşa’yı aradığımda, Ankara’da dediler. Ankara’ya haber saldım, üç dört gün ses çıkmadı. Uzun yıllar beraber çalıştığı emekli bir kemancı, “O büyük yerlere çıkmaz, Dışkapı’ya bakın” dedi. Çankırı Caddesi’nin girişindeki Kristal Pavyona gittiğimde afişleri hâlâ duvardaydı ama o çoktan Konya’ya gitmişti. Bir yerde on günden fazla duramıyordu.

    Devrimcilere sempati

    Konya’dan Almanya’ya geçti, Almanya’dan Niğde’ye. Artık her gün ailemi arar gibi elimdeki tek Azer Bülbül numarasını arıyor, şansımı deniyordum. Bir gün telefon açıldı, ben de, o da beklemediğimiz bir telefon konuşması yapmanın şaşkınlığıyla, randevulaştık. İstanbul’a geliyordu, yoldaydı. Acelem yoksa, yarın buluşabilir miydik?
    İki aydır onu aradığım için bütün şarkılarını dinlemiş, röportajlarını, açıklamalarını okumuştum. Rivayetin muhtelifliğine göre, karısı için ‘ayakları kokuyor’ diyen, devrimcilere sempati duyan, sahnede selam verdikten sonra hiç konuşmayan bir garip adamdı. Onu aradığım zaman zarfında pavyon adabı, şöhretli şarkıcıların şöhretsiz halleri ve değişen müzik zevklerinin yarattığı yalnızlar ordusu üzerine hayli anı biriktirmiştim. Foto muhabiri arkadaşım Fulya Atalay’la verilen adrese gittiğimizde karşılaştığımız manzara duyduklarımın cismanileşmiş haliydi. 90’lara ışınlanmıştık.

    Merdivenlerden inerken, sarı saçları krepeyle taçlandırılmış bir kadın gözyaşları içinde çıkıyordu. Azer Bülbül maceramı öğrendiğinde, sessiz sessiz başını salladı, sakince “sağ olun, size zahmet vermişiz ama ortalarda olmak benim harcım değil” dedi. Ne zamandır röportaj yapmamıştı. 24 dakika konuştuk, uzun süre konsantre olamıyordu.

    “Kendimi tanıtmaya ihtiyacım yok, ben zaten tanınmışım” diye başladı söze, göz önünde olmak istemiyordu. “Müslüm dede oldu, artık baba benim” diyecek kadar iddialıydı, biraz küskündü ve ikinci, üçüncü sınıf yerlerde sahne almaktan gocunmuyordu: “Bu meslek nankör bir meslek. Sen bırakmadığın anda bakıyorsunuz o seni bırakmış, bizim başka işimiz yok ki, bu işten ekmek kazanıyoruz…”

    Kan tutuyordu

    Azer Bülbül’ü kan tutuyordu, tarihe geçsin isterim. Konserlerinde jilet atanları anlatırken bile fena olmuştu: “Şarkı söylerken gözümü açıyorum bakıyorum ki ortalık kan olmuş. Allahım... Ben zaten kan görmeye dayanamam. Kan tutar beni.“
    Çok büyük şöhretlere ulaşıp, çok küçük paralara çalışmanın verdiği mütevazılıkla uyuşturucu operasyonunu anlatırken, hayatının özetini de anlatmış aslında. İpi bir ucundan yakalamaya çalışıyordu: “Tükenmişlik, bunalım, hayatın bölümlerinden birisi işte. O kadar insanın içinden geliyorsun odanda tek başınasın, bu bir yalnızlık değil mi sizce?”

    Röportajın en çok fotoğraf kısmında zorlandık. Fulya en doğru kareyi yakalamak için uğraşırken, ya ben ya o mutlaka bir fire veriyordu. En sonunda elimizde bu kare kaldı. Aslında bu da bütün olayın özeti… Bir bunalmış kadın, bir şaşırmış adam…

    Kalbinde iki damar tıkalıydı

    Bülbül’ün Antalya’da kaldığı otelde ölümüyle ilgili soruşturma sürüyor. Bülbül’le olay gecesi beraber olan ve gözaltına alınan Sibel A. “Bir hap kullandı, fenalaştı. Korktuğum için odadan ayrıldım” derken, şarkıcının kalp damarlarından ikisinin tıkalı olduğu ve ritim bozukluğu olduğu belirtildi. Savcılık kaynakları Bülbül’ün vücudunda yabancı madde olmadığını söyledi. Bülbül’ün cenazesi bugün toprağa verilecek.

    Radikal / Ayça Örer

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim