• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490

    Spielberg Oscar'a dört nala

    30.01.2012 22:49
    Spielberg Oscara dört nala
    Altı Oscar adaylığı olan son Steven Spielberg filmi Savaş Atı, 3 Şubat’ta gösterime girecek. Film, güzel pastoral manzaralarla 1. Dünya Savaşı sırasında geçiyor ve at sevgimizi tetikliyor. Spielberg, filminin çekim sürecini HT Pazar’a anlattı
    Spielberg Oscar'a dört nala Spielberg Oscar'a dört nala Spielberg Oscar'a dört nala

    Sinemayı daha heyecanlı kılan insanlardan biri Steven Spielberg. Büyük büyük bütçeli filmleri hayatımıza sokup, beyazperdede rekabeti artıran, Oscar törenlerinde rakiplerini umutsuzluğa sürükleyen yapımcı ve yönetmen. Bu seneki Oscar töreninde “War Horse/Savaş Atı” filmi ile boy gösterecek. Filmin 6 dalda adaylığı var. Hepsinde iddialı olsa da rakipleri çok güçlü. Yine de en az bir Oscar heykelciğini -bir kez daha- Spielberg ekibinin kucaklayacağı şüphesiz. Film, ülkemizde 3 Şubat’ta gösterime girecek.

    - Savaş Atı, Londra’da ve Broadway’de kukla atlarla canlandırılıyor. Romanı da var. Siz romanı okuyunca mı oyunu izleyince mi beyazperdeye aktarmaya karar verdiniz?
    Aslında hikâye yapımcı Kathy Kennedy tarafından keşfedildi. Londra’da oyunu izleyip bana anlattı. Ben de kitabı okudum ve ardından eşimle Londra’ya oyunu izlemeye gittik ama o süre içinde zaten Dream Works’e teklif vermiştik.

    - Başrolde özellikle mi tanınmayan birini oynattınız?
    Albert rolü için hiç bilinmeyen birini arıyordum. Atın da tanınmamış olmasını istedim. Yani televizyon ya da sinema izleyicilerinin bildiği kimseyi düşünmedik. Sadece doğru rol için doğru karakteri aramakla başladık. Arama sürecinin tam ortasında Jeremy Irvine’ı bulduk.

    - Atlarla çalışmak zor oldu mu?
    Aslında çok fazla at filmi yapmadım. Genelde benim ve çoğu kişinin filminde, Westernlerde ve “Indiana Jones” filmlerinde at, Harrison Ford’un bindiği bir araçtır. Bu yüzden izleyici ata değil Indiana Jones’a odaklanır. Ama ben 15 yıldır küçük bir at çiftliğinde, atlarla yaşıyorum. Kızım ve karım ata biniyor. Kızım 14 yaşında çok iyi bir binicidir, yarışarak ülkeyi dolaşır. Bu yüzden atların ne kadar ifade dolu olduğunu biliyorum.

    - Ekibe özel bir at eğitmeni katıldı mı?
    “Seabiscuit”i yapan ekipten Bobby Lovgren ve ekibi atlarla mucizeler yarattı. Başından beri vurguladığım şey, atların güvende olmalarıydı. Senaryoda atın bir bacağını incitmesi gerekiyorsa, “Ata topallamayı öğretecek bir eğitmen bulalım” demiştim. Bu arada bir atı topallatmak kolaydır. Sadece sol ya da sağ toynağına daha ağır bir nal takarsın ve at ağırlık olan ayağıyla daha yavaş hareket eder. Hayvanları koruma derneğinden bir görevli de ekibimizdeydi. Ona atların zorlanacağını ya da zarar göreceğini düşündüğü anda çekimi durdurma konusunda tüm yetkiyi verdim. Bu arada, atların hepsi oyuncuydu, rollerini tam olarak yaptılar, filmde atlara ne yapacaklarını söylemediğim zamanlar vardı. Sahnelerde hayal edemediğim şekilde tepki veriyorlardı.

    - Filmde ekibinizdeki İngilizlerin yakınlarının savaş hikâyelerinden de faydalandınız mı?
    İngiliz ekip bana Büyük Savaş’ta görev almış büyük büyükbabalarının hikâyelerini anlattı durdu. 4 yıl süren siper savaşının zorluk hikâyelerinden faydalandım.

    - Sahnelerin resimli taslaklarını hazırlamış mıydınız?
    Evet. Herkesin kendisinden neler istendiğini görmesi çok önemliydi. Daha çok herkesin hazırlıklı olmasını, atlar, sürücüler ve dublörlerin güvende olmalarını istediğim için herkes önceden bilgisayar çizimlerinde sahnelerini izledi.

    - Peki hiç aksilik olmadı mı?
    Rick Carter (sahne tasarımcısı) Londra’nın kuzeyinde kullanılmayan bir havaalanı buldu. Kuleler ve hangarlar uzun süre önce yıkılmış. Ama pisti görebiliyordunuz. “Savaş Atı”nda sıradışı bir çalışma yaptı. Havaalanını aldı ve 1917’deki tarafsız bölgeye dönüştürdü. O alanda çekim yapmak büyük, çamurlu bir kargaşaydı. Hiç durmadan yağmur yağdı. Sürekli kayıyorduk, hava soğuktu. Bir gün korkunç bir fırtınadan sonra siperlere giriyordum. Siperlerde su seviyesi 45 santim kadardı. Büyük çamur botlarımla yürüyordum. Bir anda 3.5 metrelik bir çukura düştüm. Tamamen suyun altına gittim ve çukurdan ekibim tarafından çıkarıldım. Aslında o çukur, bir gün önce de oradaydı. Büyük bir patlamayı canlandırmak için toprağı havaya uçuran bir aygıtı koyduğumuz bir çukurdu. Ekibin çukura düşmemesi için etrafına kukalar koyulmuştu. Ama çok yağmur yağdığı için bütün çukur dolmuş. Bu yüzden kimse görmedi ve ben de içine düştüm. 

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • iDANSla çağdaş dans vakti02 Ekim 2012 Salı 22:10
  • İstanbulda en kısa festival02 Ekim 2012 Salı 22:09
  • Turuncu Filmler Antalyada02 Ekim 2012 Salı 22:08
  • Beat’lerin Kralı Babylonda02 Ekim 2012 Salı 22:06
  • Türkiyeye utanç verici ceza02 Ekim 2012 Salı 22:05
  • Fazıl Sayın Evreni ilk kez Salzburgda02 Ekim 2012 Salı 15:02
  • Bilgin Adalı hayata veda etti01 Ekim 2012 Pazartesi 23:20
  • Uluslararası caz günü İstanbul’da gerçekleşecek30 Eylül 2012 Pazar 15:04
  • Askerler öldürdüklerini göremezlermiş30 Eylül 2012 Pazar 07:00
  • İşte Neşet Ertaşın son şiiri29 Eylül 2012 Cumartesi 16:38
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim