• BIST 73.391
  • Altın 132,849
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585

    Se7en'ı seven 'ejderha'sına katlanır mı?

    13.01.2012 08:53
    Se7enı seven ejderhasına katlanır mı?
    İsveç patentli 'Ejderha Dövmeli Kız', bu kez David Fincher'ın yorumuyla ve İngilizce çekilmiş versiyonuyla huzurlarımızda. Orijinaline göre daha estetize edilmiş bir yapıyla karşımıza gelen film, yönetmenin eski işleri 'Se7en' ve 'Zodiac'la akrabalıklar d
    Se7en'ı seven 'ejderha'sına katlanır mı? Se7en'ı seven 'ejderha'sına katlanır mı? Se7en'ı seven 'ejderha'sına katlanır mı?


    Orijinal adı: The Girl With The Dragon Tattoo
    Yön: David Fincher
    Oyuncular: Rooney Mara, Daniel Craig
    Yapım: ABD, 2011
    Süre: 158 dk.

    Önce ‘Se7en’, sonra da ‘Zodiac’… David Fincher’ın ‘seri katil meselesi’ne özel bir ilgi duyduğu çok aşikâr (Aslında ilk filmi ‘Alien 3’nin de, arka arkaya insanları öldüren bir yaratığı anlattığını düşünülürse, uzun metraj serüvenine uzaylı bir ‘seri katil’ öyküsüyle başladığını iddia edebiliriz). Bu ön bilgiler ışığında, İsveç edebiyatı ve de sinemasından devşirilen ‘Ejderha Dövmeli Kız’a (The Girl with the Dragon Tattoo) Fincher’ın neden ilgi duyduğunu anlamak mümkün. Çünkü öykü hem ‘Se7en’daki gibi dinsel göndermeleri olan ‘Seri katil’ esprisine hem de ‘Zodiac’taki gibi henüz tamamlanmamış bir dosyaya dayanıyor. Lakin yine de kendi açımdan anlamakta zorlandığım şey 2009’da çevrilmiş bir filmin, 2011’de Hollywood tarafından niye yeniden allanıp pullandığı?
    Neyse bu sorunsala daha sonra döneriz, önce çıkan kısmın özeti diyelim: İsveç’te yayımlanan Milenyum dergisinin etkili yazarı Mikael Blomkvist, Hans-Erik Wennerström adlı bir CEO hakkında hazırladığı dosyadan dolayı iddialarını kanıtlayamadığı için tazminat cezasına çarptırılır.

    Ben Salander meşrebim
    Bu esnada ülkenin ‘komprador’larından Henrik Vagner’den bir iş teklifi alır. Yaşlı işadamı Blomkvist’i kuzeydeki şatovari yerleşim yerlerine davet eder ve hem anılarını yazmasını, hem de 1966’da ortadan kaybolan ve hâlâ gizemini koruyan Harriet adlı yeğeninin davasını çözmesini ister. Bu, tecrübeli gazeteci için bir anlamda göz önünden kaybolma ve dinlenme fırsatı da olacaktır. Öte yandan ‘piercing’li, dövmeli ve de punk görünüşlü bir ‘hacker’ olan Lisbeth Salander’in yolu da bir şekilde Blomkvist’le kesişecek ve ikili, bu güçlü ailenin gizli sırrına ortaya çıkarma yolunda bir yanı ‘Nazizm’e de uğrayan dinsel şifreli ölümcül bulmacaları çözmeye koyulacaktır.
    Film, İsveçli yazar Steig Larsson’un kaleminden çıkan ve ‘Milenyum üçlemesi’ olarak bilinen serinin Amerikan uyarlaması. Hatırlanacağı gibi seri 1954 doğumlu yazarın 2004’te kalp krizinden ölümünün ardından ünlenmiş, tüm dünyada 40 milyona yakın satmış ve nihayetinde ülkesi İsveç’te üç filmlik bir diziyle sinema serüvenine de atılmıştı. Her üç film de 2010’un sonunda bizde de gösterime girdi. Üçleme içinde ben özellikle ilk filmi bir hayli beğenmiştim. Malum, serilerde ilk adımlar karakterleri tanıtırken fazla vakit kaybederler, bu kez öyle olmamış, ortaya sağlam bir yapıt çıkmıştı.

    Jeneriği enfes
    Amma velakin bir işe David Finc-her’ın parmağı değerse bambaşka bir hava kazanır. Nitekim bugünden itibaren izleyeceğimiz ‘Tekrar çevrim’, karşımıza son derece iyi bir film getiriyor. Fincher, klipvari bir jenerikle girdiği öyküye kendince bir atmosfer, etkileyici bir gerilim, enfes kadrajlar katıyor ve kayıtsız kalınmayacak bir eser ortaya koyuyor. Lakin ortada elbette şöyle bir problem var: Evet, bu tür yeniden çevrimleri anlıyorum. Ve üstelik çeşitli çevrim türleri var: Yeniden yorumlamak, aynen çekmek, aynı yönetmenle bir kez daha çekmek (Haneke’nin ‘Ölümcül Oyunlar’ı mesela)… Peki niye böyle bir yönteme başvuruluyor; cevaplar da belli: Hollywood öykülerini tüketti, taze kanlara ihtiyaç duyuyor ve kendisine göre ilginç gelen her şeyi, yeniden üretiyor. Öte yandan Amerikan izleyicisi altyazılı film izleyemiyor, dolayısıyla onlar için dünyayı yeniden kurmak ve farklı bir öyküyü, İngilizce ve Anglosakson oyuncularla yeniden çekmek en azından kültürel bir gereksinim. Fakat aklımın almadığı bir şey var, ki bunu 17 Aralık 2010 tarihli Radikal’de, ‘Milenyum serisi’nin ikinci adımı olan ‘Ateşle Oynayan Kız’ vesilesiyle yazmışım: Bu kadar kısa süreli yeniden çevrimler niye? Mesela Fransız yapımı ‘Anthony Zimmer’ı, Angelina Jolie ve Johnny Depp’le bir kez daha, ‘Turist’ adıyla çektiler, ne oldu? Venedik’in güzelliğinin dışında hiçbir değeri olmayan, son derece sıradan, son derece izleyicinin zekâsına hakaret eden, son derece vasat bir işi çıkartmaktan başka bir şey yapmadılar.
    Şükür ki Fincher imzalı ‘Ejderha Dövmeli Kız’da böyle bir durum yok, bu kez kendi başına ayakta duran, ruhu ve karakteri olan bir filmle karşı karşıyayız. Ama benim gücüme gidense, Clint Eastwood ve Ridley Scott’la birlikte yaşayan üç büyük yönetmenden biri olarak kabul ettiğim David Fincher’ın böyle bir işe niye giriştiği. Sonuçta bu, ‘Suyunun suyu bir uyarlama’ gibi duruyor ve Fincher gibi ‘özgün’ işleriyle tanıdığımız bir sanatkâr ve de zanaatkâr’a yakışmıyor. Ayrıca Amerikalıların altyazı takıntısından dolayı, böyle bir hikâyeyi, hele de Fincher gibi bir ismin kamerasıyla izlemesini de anlayabilirim ama ben, filmlere Türkiye’den bakıyorum, ‘Altyazılı film izlemem’ gibi bir saplantım zaten yok, bu durumda yaklaşık bir yıl önce izlediğim bir öykünün karşısına tekrar niye oturayım? Bunu çeken Fincher olsa bile…
    Neyse İsveç patentli ‘Milenyum üçlemesi’ Salander’de Noomi Rapose’yi, Blokvist’te de Michael Nyqvist’i şöhrete kavuştu, Rapose son ‘Sherlock Holmes’te, Nyqvist de yine son ‘Görevimiz Tehlike’de rol aldılar. Fincher versiyonunda ise bu rolleri Rooney Mara ve Daniel Craig canlandırıyor. Evet, Mara belli noktalarda etkileyici bir Lisbeth Salander portresi çizmiş ve yaralı bir ruhu başarıyla canlandırmış ama benim oyum orijinal Salander’dan, yani Rapose’den yana. Daniel Craig de gazeteci Blomkvist’te gayet iyi ama orijinal filmde rol alan Nyqvist de çok iyiydi. Yeni versiyonda yer alan Christopher Plummer, (özellikle) Stellan Skarsgard, Robin Wright (hâlâ çok güzel), Steven Berkoff (hâ-lâ gizemli), Joely Richardson (hâlâ narin) gibi isimler de küçük ama etkileyici performanslar sunuyor.

    Bir Abba, bir de bu
    ‘Ateşle Oynayan Kız’ eleştirisinde de yazmıştım; “Volvo, Ikea ve ‘En sağlam sosyal demokrasi’yi icat eden İsveçlilerin, ‘Milenyum’ gibi bir dergiye sahip olmaları bir övünç kaynağı olabilir ama koca yayın organında dört kişi çalışıyor, bu bir mucize olsa gerek.” Sonra da eklemiştim: “Bu kadar az adamla çok iş, bizdeki gazete-dergi patronlarına kötü örnek olabilir, zaten sınırda olan kadrolarda yeniden tenkisata gidebilirler.” Neyse, Fincher’ın İngilizce olarak yine İsveç’te çektiği yeni versiyonda Milenyum’un personeli artmış ya da bir başka söyleyişle makul sayılara ulaşmış. Öte yandan bu ‘Kuzey ülkesi’nin sinema tarihine Ingmar Bergman gibi muhteşem bir armağanı var ama bu armağanın kadrini, Amerikan yakasında bugüne kadar Woody Allen’dan başkası pek bilemedi. İsveç, popüler kültürde daha çok ‘Abba’yla hatırlandı, sanırım bundan böyle ‘Ejderha Dövmeli Kız’ da bir diğer kültürel figürleri olarak tarihe geçecek.
    Sonuç? Karşımızdaki bir Fincher filmi, bu yüzden bile ilgiyi hak ediyor ama bu yeniden üretim meselesi de işin tadını tuzunu kaçırıyor. Seçim sizin…

    Ölümle başlayan hikâye...
    ‘Ejderha Dövmeli Kız’la başlayan ‘Millenium’ üçlemesinin son dönem polisiye edebiyat fenomenleri arasında daha da ayrı yere koyan bir özelliği var: Fenomene dönüşmesinin, yazarının ölümünden sonraya denk gelmesi...

    Polisiye kült oldu
    İsveçli gazeteci Stieg Larsson, 2004’te 50 yaşında bir kalp krizi sonucu öldü, keyfe keder kaleme aldığı elyazmaları da böylece ortaya çıktı. Henüz yayımlanmamış üç kitaplık bir seriye ait bu el yazmaları, son dönemin en büyük polisiye kültlerinden birinin kaynağı...

    Kadına şiddet odaklı
    Larsson’ın 15 yaşındayken topluca tecavüz edildiğine tanık olduğu genç bir kadını kurtaramamanın suçluluk duygusuyla kadına karşı şiddeti odağına alan, Britanya ve ABD polisiye geleneğinden etkilendiği bariz serinin ilk kitabı ‘Män som hatar kvinnor’ (Kadınlardan Nefret Eden Adam) adıyla 2005’te yayımlandı.
    Yine aynı yıl Glass Key ödülünü alan kitap, 2008’de İngilizceye ‘The Girl With The Dragon Tattoo’ (Ejderha Dövmeli Kız’) adıyla çevrildi. Seri ‘Flickan som lekte med elden’ (Ateşle Oynayan Kız), ‘Luftslottet som sprängdes’le (‘Arı Kovanına Çomak Sokan Kız’) devam etti.

    Miras kavgası çıktı
    Larsson’ın ölümünden önce dörtte üçünü tamamladığı serinin dördüncü kitabının, yazarın partneri Eva Gabrielsson ve ailesi arasındaki miras hakkı çatışması yüzünden henüz görücüye çıkmaması ise konunun başka ilginç ayrıntısı.
    ‘Milenyum’un sinema furyası ise neyse ki ülkesinden, İsveç’ten başladı. İsveç ve Danimarka ortak yapımı ‘Milenyum’ serisinde, hesapta ilk ‘Ejderha Dövmeli Kız’ sinemada, sonraki kitaplardan yapılan uyarlamalar televizyonda gösterilecekti. Ancak Niels Arden Oplev imzalı ilk filmin başarısı, sonraki filmlerin de sinemada gösterilmesinin önünü açtı.

    27 milyon sattı
    Tabii ki 2010 itibariyle dünya çapında 27 milyon satmış bu serinin Hollywood’un ilgisini çekmemesi beklenemezdi. Kitaptaki sert içerikten taviz vermediğini söyleyen David Fincher’ın filmi, bu yüzden de birçok ülkede farklı farklı yaş sınıflandırmalarına tabi tutularak gösterime giriyor
    radikal.com 

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • iDANSla çağdaş dans vakti02 Ekim 2012 Salı 22:10
  • İstanbulda en kısa festival02 Ekim 2012 Salı 22:09
  • Turuncu Filmler Antalyada02 Ekim 2012 Salı 22:08
  • Beat’lerin Kralı Babylonda02 Ekim 2012 Salı 22:06
  • Türkiyeye utanç verici ceza02 Ekim 2012 Salı 22:05
  • Fazıl Sayın Evreni ilk kez Salzburgda02 Ekim 2012 Salı 15:02
  • Bilgin Adalı hayata veda etti01 Ekim 2012 Pazartesi 23:20
  • Uluslararası caz günü İstanbul’da gerçekleşecek30 Eylül 2012 Pazar 15:04
  • Askerler öldürdüklerini göremezlermiş30 Eylül 2012 Pazar 07:00
  • İşte Neşet Ertaşın son şiiri29 Eylül 2012 Cumartesi 16:38
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim