• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209

    Kumcuoğlu'yla en özel!

    11.01.2010 08:26
    Milliyetçi Hareket Partisi Aydın milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu, Aydınpost'a konuştu.
    Kumcuoğluyla en özel!
    Kumcuoğlu'yla en özel! Kumcuoğlu'yla en özel! Kumcuoğlu'yla en özel!

    Aydınpost Genel Koordinatörü Servet Töz'ün yönelttiği sorulara dobra dobra yanıt verdi.

    Fotoğraflar: Elvan ÇETİN

    Ertuğrul Kumcuoğlu Kimdir:

    1938"de Aydın Sultanhisar"da doğdu. Babasının adı Yusuf, annesinin adı Necibe'dir. Maliyeci, Diplomat ve Ekonomist; Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. Yüksek lisansını ABD'de State Üniversity of New York'ta tamamladı. Maliye Müfettişliği, Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü, Maliye Müsteşarlığı ve Maliye ve Gümrük Müsteşarlığı görevlerinde bulundu. Lefkoşa Büyükelçisi ve Başbakan Başdanışmanı olarak görev yaptı. BM Nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği Maliye ve Ekonomi Müşaviri, TÜMOSAN, TPAO, PETKİM'de Yönetim Kurulu Üyesi, Elektrik İşleri Etüt İdaresi'nde Denetim Kurulu Üyesi olarak bulundu. Çeşitli bankalarda yönetim kurulu üyesi ve başkanı, Marmara Grubu Vakfı Akademik Konsey Başkanı, Aydın Vakfı Başkanı olarak görev yaptı. Yeditepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Halen BJK ikinci Başkanı'dır. 21. Dönem Aydın Milletvekili. Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanlığı yaptı. İyi derecede İngilizce ve Fransızca bilen Kumcuoğlu, evli ve 1 çocuk babasıdır.



    Türkiye nasıl idare ediliyor siyasi bilgilendirme yapar mısınız?

    Türkiye'de resme dikkatlice baktığımız zaman; ayrıntılara dikkat ettiğimizde ortaya aslında çok görülen ama görülmek istenmeyen bir manzara ile karşılaşıyoruz. O da şu: Devlet bu ülkede sahipsiz. Ve hükümet çok başlı. Herkes sayın Recep Tayyip Erdoğan"ı hakim-i mutlak sanıyor ve kendisine bir takım antidemokratik yaklaşımlarla, dikdatöriyel tavırlarla ülkeyi idare etmeye çalıştığı söyleniyor ama değil. Bakalım olaya; Devlet sahipsiz…

    Türkiye'de ekonomiden sorumlu tek kişi maliye bakanı mı?

    Değil. Hükümetin ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı diye bir üyesi var ve ekonominin genel koordinasyonundan sorumlu bir arkadaşımız var. Bu zati muhterem Türk kamuoyu ile saklambaç oynuyor.

    Var mı ortada?

    Yok.

    Koordinasyondan kim sorumlu?

    Ali Babacan. Sen 2009 yılında çok ciddi bir krizden geçiyorsun. 2010 yılına hem dünya ekonomisindeki gelişmelerden hem de kendi oluşturdun politikalardan kaynaklanan bir şekilde ekonomi yeni bir yön alacak. Hem de seçim sattı mahalline giriliyor. bu durumda ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı siyaset sahnesinde yok. Olur mu böyle şey!

    Bu birincisi. İkincisi Türkiye de polise İç İşleri Bakanı hakim mi?

    Değil.

    Peki İçişleri Bakanı"na Başbakan hakim mi?

    Pek emin değiliz, bilmiyoruz. Mesela; Sağlık Bakanı"nı neredeyse istifa etmeye davet etti. Sağlık Bakanı istifa etmedi.

    Sağlık bakanı niye görevden alamıyor?

    Domuz gribi aşısı kampanyası tam bir fiyaskoydu.

    Niye almadı?

    Alamadı..


    Dış politika başbakanın kontrolünde mi? Mesela Kürt açılımı denen isim özürlü açılımı kim başlattı?

    Cumhurbaşkanı başlattı;” çok güzel şeyler olacak” dedi ve Erdoğan bunun dümen suyuna düştü. Biz bu açılıma isim özürlü açılım diyoruz o kadar çok ismi değişti ki.

    Peki bu açılım, bu paket Erdoğan'ın açılımı mı Erdoğan"ın paketi mi?

    Değil. Onun olsaydı bu kadar kötü mü yönetilirdi. Paket onun değil, açılım onun değil, inisiyatif onun değil.. Başbakan bir teknenin dümen suyuna düştü debeleniyor…

    Açılım projesinin Cumhurbaşkanı"nın projesi olduğunu söylediniz. Birileri de Sayın Cumhurbaşkanımızı yönlendirmiş olabilir mi ?

    O konuyu Türk kamuoyunun taktirine bırakıyorum. Ve konuya girmek istemiyorum. Bu konuda çok şey konuşuluyor. Açılımın dış odaklı olduğu söyleniyor bunu burada tekrar etmek istemiyorum. Ama, ben kamuoyunun başka bir konuya dikkatini çekmek istiyorum. Gazze konusunda. Siz hiç Cumhurbaşkanı"nın Başbakan"a destek verdiğini gördünüz mü? Görülmedi. Açılım konusunda düğmeye basan çok iyi şeyler olacak diyen Cumhurbaşkanı bugüne kadar “one munite” den bu yana hiç Gazze konusunda zerre kadar destek vermedi. Sükut ediyor. Hani devlet ! hani devlet yönetiminde birlik bütünlük !

    Peki Ermeni meselesini kim yönlendiriyor?

    Ermeni meselesinde Erdoğan çok çelişkili görünüyor. Erdoğan"ın çok git-gelleri var. Çünkü ermeni projesi de başbakanın projesi değil. O da Cumhurbaşkanı"nın projesi..

    Dışişleri bakanı dış politikanın belirlenmesinde başbakanla mı yakın ilişki ve dayanışma içinde yoksa Cumhurbaşkanı"yla mı?

    Tabi ki Cumhurbaşkanı"yla. O zaman Türk dış politikası başbakanın kontrolünde demek mümkün değil.

    Devlet yönetiminde boşluk olduğunu söylüyorsunuz. Doğru mu ?

    Aslında ben Çankaya ile hükümet arasındaki Türkiye'nin temel meselelerinin teşhis ve tedavisine ilişkin samimiyete dayalı bir anlayış ve iş birliği olduğu kanaatinde değilim.

    Yani hükümetle Çankaya ayrı görüşteler mi diyorsunuz ?

    Çaktırmıyorlar ama ayrı kulvarda koşuyorlar.

    Bunun sebebi sizce ne olabilir ?

    Cumhurbaşkanı sıfır riskle çalışmayı seven biri, Başbakan ise risk almayı seviyor. Aralarında karakter farkı var.

    Türkiye"nin temel sıkıntısı nedir?

    Türkiye"nin temel sıkıntısı; Hükümetin, AKP" yi iktidara getiren dış dinamiklere mahkum hareket etmesidir. Yani bazen insanlar kendilerini belli bir konuma getiren yani iktidara getiren güçlere karşı kariyerleri boyunca mutlak itaat de ederler; kafa da tutarlar. Tarih bunun örnekleriyle doludur AKP, kendisini iktidara getiren dış dinamiklere hiç kafa tutamadı. Tutamamasının nedeni iktidarda kalmak için onlara muhtaç olmasıdır. Çünkü iktidarda kalmak için ekonomiyi belli bir seviyede tutmak zorundasınız. Bunu beceremiyorsanız, tutamıyorsanız gidersiniz. Ekonomide iç kaynak sıkıntısı hükümeti dışa mahkum ediyor. Türkiye"nin temel sorunu bu…

    AKP nerede yanlış yapıyor?

    Dış dinamiklerin baskısından silkinemedi. Yakalarını kurtaramadı.. Türkiye"deki son bir yıldaki hızlı gelişmeleri baktığımızda bunlar nasıl oldu demek için kain olmaya gerek yok. Obama"nın TBMM konuşmasını açıp bakarsanız, orada temel hedefler belirlenmiş durumda. Hükümet Obama"nın hedefleri doğrultusunda hareket ediyor. Ortadoğu da bir sistemin parçası olup mümkün olduğu kadar hadisenin içinden, türbülansın içinden az zararla çıkabilmek Amerika"ya rağmen mümkün olmayabilir. Ama masaya oturup pazarlık yapmak gerekir, müzakere etmek gerekirken hükümet teslimiyetçilikle lak diye sistemin içine oturmayı tercih etti.

    Hükümet müzakere yapmadı, Obama"nın her değini yapıyor mu demek istiyorsunuz?

    Öyle değil mi?

    Obama gücü nereden alıyor, Türkiye"yi çok iyi mi okuyor?

    Obama hemen hemen hiç politik geçmişi olmayan bir adam. Devlet yönetiminde İki yıllık senatörlükten başka siyasi tecrübesi yok. Amerika tarihinin en acemi devlet başkanı dolayıyla Obama Amerika"daki yerleşik bir sistemin adamı. Obama benim canım istedi deyip politika üretemez. Meşhur bir Türk sözü var Taç adamı akıllı yapar o mevkilere oturduğun vakit olayların öyle olmadığını görürsün. Hükümet o sistemin içerisine gitti.

    Batı dünyasına kapıları kapatmalı mı?

    Türkiye 1946"da çok partili siyasi hayata geçti. Batı dünyası dedi ki: Birleşmiş Milletlere üye olmak istiyorsan demokrasiye geçeceksin dedi. İsmet paşa"ya verilen mesaj buydu. Çok partili demokrasiye geçildi. Ama İsmet Paşa"dan sonra kimin Cumhurbaşkanı, kimin Başbakan olacağı belli değildi. Batılılar bu konuda bir tercihte bulunmadılar. İsmet paşa"dan sonra kimin geleceğini iç dinamik belirledi.
    AKP'nin gelişinde ise öyle olmadı. O gün iktidarın değişmesi gerektiği, koalisyon hükümetiyle dış dinamiklerin istekleri gerçekleşmeyeceği anlaşılınca, hükümetin değişmesi gerektiğinin kararını verdiler. Ve kimler gelmesi gerektiğini de dış dinamikler karar verdi.

    Efendim iç politikaya dönersek, bazı çevrelerde kurumlar arası güven sorunu endişesi ve iddiası var. Bu konudaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

    Şimdi Ali Tatar olayı var. Ali tatar bir deniz albayı. Suçlu yada değil ben oraya girmiyorum. Gazeteci olarak sizlerin ayrıntılara girmeniz gerekiyor… bakın adam ne diyor: “bir daha o deliğe girmektense, mezara tercih ederim.” O delik dediği yer neresi kimse onu sorgulamıyor. Ama Tatar tiyo verdi. “Beni tıktıkları yerde 40 kişi vardı” dedi. Şimdi alıyorsunuz bir Albayı resmi elbiseyle.. bir odaya koyuyorsunuz.. oranın adı nezarethane… bu adam Albay. Kalktığı masayı düşünün, tıktığınız yeri düşünün. Orada kimler var? Tinerciler,tacizciler, hırsızlar, gaspçılar, mafya.. adamı burada tutuyorsunuz. Adamın burada psikolojisi bozulur. Ben askere torpil geçilsin demiyorum. Ama adamı anlamak zorundasınız… birde bunun yanında kalkıyorsun Habur"da ifade alıyorsunuz. Ben albaya torpil geçilsin demiyorum. Tamam herkes hesap vermeli. Verebilmeli..Yok efendim psikolojik sorunları varmış… işte psikolojik sorun tıktığınız yerde başlıyor.

    Bunlar Ergenekon davası kapsamında oluyor, sizce Ergenekon diye bir örgüt var mı?

    Ergenekon konusunda MHP ihtiyatlı son derece mesafeli ve hukukun üstünlüğüne ilkesine ve demokrasiye bağlılık ilkesinden hareketle yargıya müdahale etmeme anlayışı ile yargıya müdahale etmeme anlayışına sahip. Ben de MHP Milletvekili ve mensubu olarak bu temel anlayışa saygı duyuyorum. Ama bunu yazın: Ergenekon bir aşure. Sen gazetecisin Töz, Ergun Poyraz hakkındaki iddianame hakkında bilgin var mı? Neyle suçlanıyor bu arkadaş, iddianame yok, hakim karşısına çıkıp çıkmadığı belli değil. Ama adam 2,5 yıldır cezaevinde. Önce suçu bulur, sonra suçluyu cezalandırırsın. Öte yanda Güneydoğu"da polisleri, polis otolarını taşlayan çocuklar için bunlar terör suçlusu olmasın, çocuk mahkemelerinde yargılansın diye kanun çıkarıyorsun o halde 2,5 yıldır suçunun ne olduğunu bilmeden yatanlar için sesin neden çıkmıyor? Güneydoğu da polis otolarını taşlayan çocuklara terör suçundan yargılamayalım, çocuk mahkemelerinde yargılansın diye kanun değişikliğini meclis gündemine getiriyorsun. O halde suçunun ne olduğunu bilmeden 3 yıla yakın bir zaman çeride yatırdıkların için neden meclis gündemine getirmiyorsun. Sonra kalkacaksın “ben tarafsızım diyeceksin” bana bunu söylemesin o zatı muhterem. Ben o zatı muhteremin İstanbul"daki bazı ağır ceza reislerini haftada kaç defa telefon ettiğinin bilirim, cümle alem biliyor. Kendisi Adalet Bakanı olduğu sürede o mahkeme reisi bu mahkeme reisi her gün telefon ederdi.

    Başbakan"ın, Meclis Başkanı"na “meclisi nasıl yönetiyorsun, sen mi susturacaksın ben mi” diyerek çıkışmasına nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Başbakan çıkıyor kürsüye, meclisi sen mi susturacaksın ben mi susturayım diye Meclis Başkanı"nı fırçalıyor. Daha önce Meclis Başkanı"nı kuliste fırçaladığına dair bir takım söylentiler çıkmıştı. Öyle bir şey olamadı falan filan dediler. Bunu meclisin önünde herkesin önünde yaptı. Meclis başkanı Başbakan'ın emrinde Başbakan kimin emrinde belli değil. Başbakan, Sağlık Bakanı"nı istifaya davet edercesine horluyor, aşağılıyor ama görevden alamıyor. Bir hükümet değişikliğinde Kürşad Tüzmen"i görevden alırsın. Niye? O sistemin parçası değil. Onun alınmasında kimseden, hiçbir yerden itiraz gelmiyor. Başka bir bakanla oynamaya kalktığı zaman birileri ayağa kalkıyor.

    Niye itiraz gelmiyor?

    Niye AKP demokrat değil. Efendim hangi siyasi parti demokrat işte oralarda da lider hakimiyeti var falan filan denilebilir. Mesele o değil. İnsanlık tarihine baktığın vakit, dünya siyasi tarihine baktığın vakit demokrasi denilen olay demokrasi denilen oluşumun birey üzerine dayalı bir rejimdir. 4 yılda bir vatandaşlar kabine girip kapalı bir ortamda oylarını verir. Hür iradelerini sandığa yansıtırlar. Yanlış anlaşılmasından endişe ederim ama nasıl İslam dininde Allah ile kul arasına aracı kabul etmez başkası girmezse, demokrasilerde de seçmenle seçilen arasına başka bir güç girmez.. Halbuki AKP'nin siyaset anlayışında cemaat kültürü hakimdir. Birey hür iradesiyle hareket edemiyor. Bunun adı demokrasi değil, bu demokratlık değil. felsefesinden bozuk iş. Dolayısıyla, demokrat olmayan bir düşünce sistematiğinin, demokrat olmayan bir anlayışın devletin başına gelmesi bir tam şanssızlıktır.

    Peki ne yapacağız nasıl düzelecek?

    Demokratik yollarla bunların hesabını görecek, iktidardan uzaklaştıracağız. Başka çaresi yok. çünkü temelde fikriyat, düşünce yapısı itibariyle AKP antidemokratiktir.

    Efendim anlattığınız olumsuzluklara karşılık nasıl oluyor da AKP seçimlerde birinci parti çıkıyor?

    Aydın"da çiftçi perişan mı? Perişan. Peki bu hükümet görmüyor mu? Olaylara sağlıklı bakmazsan doğruyu bulamazsın. 1950"li yıllarda nüfusun yüzde 75"i köylerde oturuyordu. Diğerleri de şehirlerde yaşarlardı. O devirde politika köylüler üzerinden yapılırdı. Çünkü oy deposu orasıydı. Bugün ise köy nüfusu yüzde 30 un altında. Köylerde oturanların temel özelliği yaşlı nüfus. Onların bir kısmını odun, kömür, din iman ile yüzde 40"ının oyunu altın mı sonrası dikkati şehirlere çevireceksin. Açılım meselesi dediğin ne? Yerel seçimlerde kaybettiklerini önümüzdeki genel seçimlerde geri alma hesaplarıdır. Bu çok alçakça bir şeydir. Türkiye"nin başına dert sarma pahasına yaptılar. Köy nüfus nereye gitti, şehrin varoşlarına, köylü perişan ve çaresiz. Türk köylüsünün sırtından varoşları besliyorlar. Onun için buradan Aydınpost aracılığıyla Aydınlılar"a sesleniyorum: 1946"da gösterdiğiniz bilinci bugün de göstermelisiniz. AKP"ye Aydın"dan sıfır oy çıkmalı. AKP'nin gerilediği, oy kopmalarının yaşandığı bir gerçektir. AKP den kopan nereye gider? MHP ye. Daha düne kadar MHP"yi muhatap almam diyen başbakan bütçe görüşmelerinde en çok MHP"ye yüklendi. Çünkü MHP ana muhalefet misyonunu üstleniyor ve AKP"den kopmalar MHP"ye geliyor.. CHP"den de MHP"ye geliyorlar. Aydın"da Söke ilçemizde MHP"ye katılımlar oldu.

    Başbakan sizi Sivas"tan öteye gidememekle suçluyor bu konuda neler söyleyeceksiniz?

    Peki bu kimin ayıbı? Devleti idare edenlerin ayıbı, hükümetin ayıbı. Başbakan 9 tane yakın koruma ile başbakanlık binasına girip çıkıyor. Hepsi çelik yelekli ben Diyarbakır"a gidemiyorsam (eğer), bu hükümetin ayıbı. İkide bir bunu gündeme getiriyorlar bu kimin ayıbı? Güneydoğu"da, yapılacak iş ayrıştırıcı değil, birleştirici politikalar üretmektir.

    Ayrıştırıcı politika mı üretiyor?

    AKP, Cumhuriyetin temel değerleriyle barışık değil. Mesela din konusunda; “Cumhuriyet dini arka plana attı” diyorlar. Oysa, Türkiye"de İslamiyet"in bir devlet kurumu haline gelişi cumhuriyetle birlikte olmuştur. Osmanlı"da Şeyhülislam dinin başıdır ama Cumhuriyet"te diyanet işleri başkanı din örgütü"nün başıdır. “Atatürk"e dinsiz” diyorlar. Atatürk din konusunda lakayt biri değildir. Bir gün rütbeli bir asker camide namaz kılmaktadır rütbesi yüzbaşıdır cemaat komutanım gameti sen okuyuver diyorlar. Biliyorsunuz ezan minareden okunuyor. Kamet ise farza geçmeden önce aşağıda okunuyor. Yani farza geçiyoruz toparlanın sünnetinizi bitirin mesajıdır. Ezan camiye davettir, kamet farza davettir. Kameti subay okuyor. Namazdan sonra bir asker gelip komutanın sizi Mustafa Kemal paşa çağırıyor der. Yüzbaşı askeri elbiseyle kamet getirmiştir önce çekinir ve Atatürk"ün karşısına çıkar. Atatürk yüzbaşıya sesiniz çok güzel, çok etkilendim. Ben her Cuma farklı bir camide namaz kılıyorum gelecek Cuma hangi cami ye gideceğimi sana bildirsem siz o camiye gelseniz de kameti o cami de okusanız olur mu der. Atatürk işin estetiğinde, güzelliğindedir. Atatürk Kuran"ı tercüme ettirmek istemiştir. Elmalılı Ahmet Hamdi Efendiye tefsir yaptırmıştır. Bugüne geldiğimizde cumhuriyetin kurduğu ilahiyat fakültesinden mezun insanlarla doludur. Bu şartlarda sen nasıl ikide bir cumhuriyetle birlikte dinimiz horlandı, camiler gidemez olduk, kuran okuyamaz olduk dersin. Çünkü kafa sakat!

    Kafa neden sakat?

    Türk siyasi hayatında geriye doğru gittiğimizde Osmanlı"nın çöküş döneminde iki siyasi akım vardır. İttihat ve Terakki ve Hürriyet ve İtilaf. AKP ve o gelenek, Hürriyet ve İtilaf akımının temsilcisidir. Bunlar Kara Kemal"lerin partisi, Onun için işbirlikçilikten rahatsız olmuyorlar.

    Efendim Alt kimlik-Üst kimlik tartışmaları gündeme getirilerek “Türkiyelilik” fikri ortaya atıldı bu konuda ne diyeceksiniz?

    1794 senesinde batı dünyasında bizim Devlet-i Osmaniye diye bildiğimiz devlet Türkiye"dir. Ve bu devletin tabası Türk"tür. Ben bu konu istisna mı diye baktım. 1970 yılında Cenevre"de görevliyken Ermeni meselesi zirvedeydi. ve Asala eylem yapıyordu. İşte bu ortamda ben de boş zamanlarımda kütüphaneye gidip araştırma yapıyordum. Fransız, Alman, Hollanda, Amerikan, İngiliz ve hatta Yunan kaynaklarında; 1840, 1865, 1887 tarihli yayınlarda Osmanlı İmparatorluğu"ndan Türkiye ve tebaasından Türk diye bahsettiklerine şahit oldum. 1794 yılında kaleme alınmış, “Türklerin Huyları Alışkanlıkları Askeri ve Mülki Teşkilatlanmaları” adında Fransızca yazılmış kitap vardır. İlginçtir dünyada eski kurumlardan biri Lahey Tahkim Kurulu"dur 1860"lı yıllarda Türklerle Ruslar arasında sınır ihtilafı yaşanır. Sorun o dönemde harple halledilir ama her iki devletin de harp etmeye güçleri yoktur. Konuyu Lahey Tahkim Mahkemesi"ne götürürler. 1860"lı yıllarda Lahey Tahkim Mahkemesi kararında, “Türkiye ile Rusya arasında karardır” diye kayıtlara geçmiş. 1860 yılında Uluslararası Tahkim Mahkemesi bile Osmanlı dememiş, Türkiye demiştir. ve tabasına Türk diye bahsetmiştir. Bu şu demektir: yaşadığımız bu coğrafyaya Türkiye ve burada yaşayan insanlara Türk isminin verilmesini batı dünyası o dönemde kabul etmiş. Atatürk malumu ilan etmiştir.

    MHP"ye nasıl katıldınız, sizi partiye kim davet etti?

    O dönem bağımsız milletvekiliydim. Siyasi hayatımı noktalamak istiyordum. Doğup büyüdüğüm memleketime ve beni parlamentoya taşıyan hemşerilerime teşekkür etmek için Sultanhisar da idim. Devlet Bahçeli Başbakan Yardımcısı sıfatıyla Sultanhisar"a geldi. Belediyeyi ziyaret edecek. Ben de kendisine “hoş geldiniz” demek istedim. Devlet bey ile karşılaştığımızda, Sultanhisar"ın doğup büyüdüğüm ilçe olduğunu anlattım. Hoş geldiniz dedikten sonra Devlet Bey belediyeye çıktı. Sonra Deniz Bölükbaşı ile karşılaştık. Kendisine de “hoş geldiniz sayın büyükelçim” dedim. Sonra Deniz Bey ile beraber belediyeye çıktık. Belediyeye çıkmamız tamamen tesadüftür. Belediyeye çıktığımızda Devlet Bey bizi görür görmez yanından yer açtı biz de oturduk. Ali bey (Ali Uzunırmak) benim için övgüyle söz etti ve “Ertuğrul ağabeyi partimize aksak” dedi. Devlet Bey de, “Ertuğrul Bey bizim yakından tanıdığımız, taktir ettiğimiz kişiliktir. Eğer teveccüh gösterip, kabul buyurup partimize katılmak isterse bu bize katkı sağlayacaktır” dedi. Partiye katılmam Devlet Bey'in davetiyle oldu.

    Siz Kıbrıs büyükelçisi iken Alparslan Türkeş"i ağırladığınız biliniyor, konuyu biraz açar mısınız?

    Merhum Alparslan Türkeş Kıbrıs"a geldi. Ben kendisini havaalanında karşıladım. Kendisi için gerekli düzenlemeleri yaptım. Resepsiyon verdim. Havaalanından da uğurladım. Yani devlet adamlarına ne yapıyorsam Türkeş"e de onu yaptım. Sonrası Türkeş benim için “beyler bu adama dikkat edin! KKTC"ni devlet yapan bu adam” demiş benim için. Türkeş"in beraberindeki heyette Sayın Devlet Bey de vardı. MHP orada benim için iyi not vermiş.

    MHP Merkez Yürütme Kurulu"na seçilmeniz ile birlikte Ali Uzunırmak"ın listede olmayışı tartışmalara neden oldu neler söyleyeceksiniz?

    Bu Merkez Yönetim Kurulu bir partide genel başkanın birlikte çalışmak istediği kişilerdir. Ben de listede yer aldığımı kongre salonunda öğrendim. Genel Başkan Devlet Bahçeli"nin taktiridir. Burada ben neden eleştiriliyorum anlamadım.

    MHP"sine katılmadan önce başka partilerden de davet aldınız mı?

    Evet, AKP"den aldım. Abdülkadir Aksu odama gelerek davet etti. Kabul etmedim.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim