• BIST 104.123
  • Altın 145,959
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702

    Kılıç'tan sert çıkış

    25.04.2008 13:32
    Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, "Anayasa Mahkemesi'ne intikal etmiş davalarla ilgili olarak, gerek ulusal gerekse uluslararası çevrelerce mahkemeyi yönlendirme, etkileme ve baskı altında tutma girişimlerinin büyük bir üzüntüyle takip edildiğini" sö
    Kılıçtan sert çıkış
    Kılıç'tan sert çıkış Kılıç'tan sert çıkış Kılıç'tan sert çıkış

    Anayasa Mahkemesi'nin 46. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen
    törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
    Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu, Devlet
    Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Adalet Bakanı Mehmet Ali
    Şahin, Sayıştay Başkanı Mehmet Damar, Ankara Valisi Kemal Önal, Türkiye
    Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok ile çok sayıda davetli katıldı.

    Başkan Kılıç ve Başkanvekili Osman Alifeyyaz Paksüt, konukları salonun
    girişinde karşıladı.

    Törenin açılışında konuşan Kılıç, Türk toplumunun demokrasiyi tüm
    siyasal eylemleriyle birlikte yaşadığını, sosyal barışın vazgeçilmezinin
    laiklik olduğunu gördüğünü, her şeyden önemlisi tüm bireysel, toplumsal
    ve siyasal taleplerin bir özgürlük sorunu olduğuna yönelik kültürü
    geliştiğine tanıklık ettiğini söyledi.

    Bu hızlı dönüşüm içinde geleneksel, ideolojik ve metafizik bağlarından
    kopan toplumda, bireylerin kimlik arayışlarının ortaya çıkmasının
    kaçınılmaz olduğunu anlatan Kılıç, dönüşümün hızla siyasal yapıyı da
    etkilediğini ve onu zorladığını ifade etti.

    Kılıç, konuşmasına şöyle devam etti:
    "150 yıllık çağdaş uygarlık mücadelemiz toplumsal dönüşümün ancak ve
    ancak çağdaş batılı değerler paralelinde, tek meşruiyet kaynağı
    özgürlükler olan demokratik, laik ve sosyal hukuk devletine
    ulaşılmasıyla ileri bir düzeye taşınabileceğini göstermektedir.

    Demokratikleşerek özgürlükçü bir düzene doğru gitmediği sürece siyasal
    yapının toplumsal dönüşüme cevap verebilmesi olanaksızdır. İç barış,
    toplumun yalnızca demokratik kültüre sahip olmasıyla değil, siyasetin ve
    bürokrasinin demokratik bir kültürü içselleştirmesiyle sağlanabilir."

    -HUKUK-SİYASET İLİŞKİSİ-

    Haşim Kılıç, son bir yıldır Türkiye'de hukuk ve siyaset ilişkisinin
    yoğunlaştığı ve hassas bir boyut kazandığının herkesin malumu olduğunu
    belirterek, özellikle Anayasa Mahkemesine intikal eden bazı davaların
    doğası gereği siyasal nitelikli olmalarının yoğun tartışmaları da
    beraberinde getirdiğini kaydetti.

    Kılıç, şöyle konuştu:
    "Mahkeme kararları elbette tartışılabilir ve eleştirilebilir.

    Demokratik hukuk devletinde bunun aksi düşünülemez. Yargı kararlarının
    eleştirilmediği yerde yargının kendisini yenilemesi ve geliştirmesi
    mümkün değildir. Ancak yargı kararlarının eleştirilebilmesi onların
    bağlayıcılığını ortadan kaldırmamaktadır. Kurumlar ve kişiler şu ya da
    bu sebeple mahkeme kararlarını beğenmeyebilirler, ancak anayasal yetki
    kullanılarak verilen kararların yerine getirilmemesi veya savsaklanması
    hukuk devletinde düşünülemez.

    Diğer yandan, devlet organları arasındaki ilişkiler konusunda bilgi
    kirliliği ve kavram karışıklığı, anayasal bir ilke olan kuvvetler
    ayrılığının tam olarak anlaşılamamasından kaynaklanmaktadır. Anayasal
    devletin temel niteliklerinden biri olan kuvvetler ayrılığının amacı,
    iktidarın tek elde toplanması sonucu temel hak ve özgürlüklerin ihlal
    edilmesini engellemektir. Bu nedenle kuvvetler ayrılığı ilkesi devlet
    egemenliğinin üç unsuru olan yasama, yürütme ve yargının farklı
    organlara verilmesini zorunlu kılmaktadır."
    Anayasa'nın başlangıç bölümünde kuvvetler ayrımının, "devlet organları
    arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetki ve
    görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir iş
    bölümü ve iş birliği" olarak tanımlandığını kaydeden Kılıç, bu iş
    bölümü ve işbirliğinin şartlarının da Anayasa'da belirlendiğini söyledi.

    "Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet
    yetkisi kullanamaz" hükmünü içeren Anayasa'da her bir devlet organının
    yetki ve görevlerinin açıkça belirtildiğini vurgulayan Kılıç, "Bu durum
    karşısında tüm kurumlar güçler ayrılığına tam bağlılık içinde
    görevlerini yerine getirdikleri sürece her türlü sorunun çözümünün zor
    olmayacağı açıktır" diye konuştu.

    -"YARGI MUTLAK TARAFSIZ OLMALIDIR"-

    Yasama, yürütme ve yargı organlarının hareket alanlarını genişletme
    çabalarının güçler arası çatışmanın en belirgin sebebi olduğunu belirten
    Kılıç, "Söz konusu güçler kaynağını Anayasa'dan olmadığı bir yetkiyi
    üstünlük kurmak için kullandığı sürece bu çatışma devam edecektir" dedi.

    Hukukun üstünlüğünün yargıcın üstünlüğü anlamına gelmeyeceğini ifade
    eden Kılıç, Anayasa'nın ve yasaların bağlayıcılığının vatandaşlardan
    önce devlet organları ve yargı mercileri için geçerli olduğunu vurguladı.

    Kılıç, Anayasa'nın bağlayıcılığının düzenlendiği 11. maddede
    bağlayıcılık sıralamasında yargı organlarının bireylerden önce
    sayılmasının anlamsız olmadığını kaydetti.

    "Yargı belirli bir dereceye kadar değil mutlak anlamda tarafsız olmak
    zorundadır" diyen Kılıç, belirli bir noktadan sonra tarafsızlığını
    yitiren yargıcın, o noktadan itibaren artık yargıç olmayacağını ifade
    etti. Haşim Kılıç, "tarafsızlığın olmadığı yerde adaletin de
    olmayacağı" belirterek, "Yargıç kendisini anayasa ve yasalarla
    verilmiş görevler dışında misyon üstlenemez. Unutulmamalıdır ki, hukukun
    dışına çıkmakla korunabilecek bir sistem esasen korunmaya değer
    değildir" diye konuştu.

    -"AĞIR BİR SALDIRI"-

    Mahkemelerin adalet dağıtan kurumlar, adaletin ise toplum ve devlet
    hayatının en temel değeri olduğunu söyleyen Kılıç, şunları kaydetti:
    "Adalet mülkün temelidir sözü bu anlamda sadece adliye saraylarına
    değil her yargıcın vicdanına kazınmalıdır. Unutmayalım ki, adalete
    güvenin zedelendiği bir yerde toplumsal ve siyasal bağların çözülmesi
    kolaylaşır. Millet adına kullanılan yargı yetkisinin adalet duygularını
    tatmin edebilmesi için kararların irdelenmesi, eleştirilmesi ve
    tartışılması gerekir.

    Kurumsal özeleştiri, yapılan görevin ve sorumluluğun doğal sonucu olup
    anayasal organlar bu özeleştiri yapabilme cesaretini gösterebilmelidir.

    Ancak yargı kararlarının eleştirilmesi hakarete ve güven zedelemeye
    dönüştüğünde kurumsal ve toplumsal barışın bozulması kaçınılmazdır.

    KAPATMA DAVASIYLA İLGİLİ ULUSAL VE ULUSLARARASI BASKI VAR

    Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi'ne intikal etmiş davalarla ilgili olarak
    gerek ulusal gerekse uluslararası çevrelerce mahkemeyi yönlendirme,
    etkileme ve baskı altında tutma girişimleri büyük bir üzüntüyle takip
    edilmektedir.

    Mahkeme üyelerinin verdikleri oylar gözetilerek görsel ve yazılı basında
    hangi cumhurbaşkanının kimi seçtiği ve nasıl oy kullandıkları
    biçimindeki kategorik değerlendirmeler, yargıçların kendilerini koruma
    içgüdülerini harekete geçirerek vicdani kanaatlerini saptırmaya yönelik
    ağır bir saldırı niteliğindedir.

    Mahkeme üyelerinin görüntülerinin her dakika televizyon ekranlarından
    gösterilmesi, haber ya da açık oturumlarda isim verilerek hede haline
    getirilmesi yaşanmış elim olaylardan ders çıkarmayanları sorumluluktan
    kurtaramayacaktır. Yapılanları izliyor ve farkındayız, haber vermekle
    yorum yapmayı birbirine karıştıran, bireyin değerlendirme hakkını
    elinden alarak onu şartlandıran ve insan onurunu hiçe sayan bir yayın
    anlayışının çağdaş dünyada örneği bulunmamaktadır.

    Tüm bu olumsuzluklar, Anayasa Mahkemesi'nin Türkiye Cumhuriyeti'nin
    üniter yapısını koruma ve gerçekten demokratik, laik, sosyal bir hukuk
    devleti olması yolundaki gayretlerini asla durduramayacaktır."

    "SİYASAL, ETNİK VE DİNSEL KESİMLER ARASINDA GÜVEN BUNALIMI VAR"

    Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç,
    "Bireyin, siyasal yapının oluşumuna özgürce ve eşit olarak iştirak
    edemediği, bir azınlığın ya da çoğunluğun inançları nedeniyle siyasal
    katılımdan uzaklaştırıldığı yerde demokrasi olamayacağı gibi laiklikten
    de söz edilemez" dedi.

    Kılıç, Anayasa Mahkemesi'nin kuruluşunun 46. yıl dönümü nedeniyle
    düzenlenen törenin açılışında yaptığını konuşmada, herkesin aynı şekilde
    düşünmeye ve inanmaya zorlandığı bir ülkede çoğulcu demokrasiden
    bahsetmenin mümkün olmadığını söyledi.

    "Tek doğru" anlayışı etrafında toplumu şekillendirmek isteyen bir
    siyasi yapının, bir adım ötede siyasi vesayetçiliğin tuzağına düşeceğini
    vurgulayan Kılıç, vesayetçiliğin, bireyin ve toplumun henüz
    olgunlaşmamış, iyi ve kötü ayrımını yapamayan varlıklar olarak
    görülmesinden kaynaklandığını ifade etti.

    Türk milletinin demokratik, laik ve siyasal gelişimini tüm
    olumsuzluklara rağmen büyük bir özveriyle sürdürmeye devam
    ettiğini belirten Kılıç, demokrasi ve laiklikten birinin diğerine tercih
    edilmesinin bilimsel açıdan yanlış, siyasal yönden de tehlikeli olduğunu
    çok iyi bildiğini kaydetti.

    Kılıç, "Dinin devlet yönetimi ve siyasetten arındırılarak özgün yapısı
    içinde korunması, farklı inanç ve dinlerin ya da inançsızlıkların bir
    arada yaşamasının temel güvencesi olan laiklik, bir büyük 'barış
    projesi' olarak Türk toplumunun koruması ve güvencesi altındadır" diye
    konuştu. Kılıç, şöyle devam etti:
    "Bireyin, siyasal yapının oluşumuna özgürce ve eşit olarak iştirak
    edemediği, bir azınlığın ya da çoğunluğun inançları nedeniyle siyasal
    katılımdan uzaklaştırıldığı yerde demokrasi olamayacağı gibi laiklikten
    de söz edilemez. Özgürlükçü ve çoğulcu demokrasi, farklı olanı yani
    'öteki'ni kendi varlığının ve varoluşunun teminatı olarak görmeyip, onu
    yok edilmesi gereken bir 'düşman' olarak nitelediği müddetçe, çağdaş
    demokrasinin muhtaç olduğu hoşgörü ve çoğulculuğu sağlamak mümkün
    değildir. İşte tam da bu noktada laik devlet gücüne yaşamsal değerde
    ihtiyaç duyulmaktadır.

    Çoğulcu ve katılımcı devlet, bir orkestra şefi gibi farklı sesleri
    ahenkli hale getirme becerisini gösteren, maskeli toplum ve ikiyüzlü
    birey ahlakının oluşumuna izin vermeyen devlettir."

    -"SORUNLAR ÖTELENMEKTE, GERGİNLİK TIRMANDIRILMAKTADIR"-

    Kılıç, gücünü özgürlüklerden alan demokrasinin özgülük alanının
    genişlettikçe bağışıklık sistemini de güçlendireceğinin açık olduğuna
    işaret ederek, toplumu kendi içinde ayrıştıran, onu devletine karşı
    soğutan, insanlık onurunu işkenceye tabi tutan bir yönetim anlaşışının
    çağdaş dünyada yer bulamayacağını ifade etti.

    Kılıç, "Hukuk dışı yollardan güç alarak, rejimi ya da ülkeyi kurtarma
    girişimlerinin, ülkenin batışını hızlandırmaktan başka işe yaramayacağı
    bilinmelidir" dedi.

    Çağın kenar mahallesinde yaşamamak için, uygar dünyayla tanışmak ve
    kimliği kaybetmeden bütünleşmenin zorunluluk olduğunu söyleyen Kılıç,
    evrensel kavramlara farlı anlamlar yükleyerek, evrensel dilin ortadan
    kaldırılmasının çağdaş dünya ile bağlantıyı koparacağını kaydetti.

    Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü:
    "Bugün sorunları çözmek için harcanması gereken çabadan daha çok, sanki
    çözülmemesi için büyük çaba sarfediyoruz. Sorunlar ötelenmekte,
    gerginlik tırmandırılmaktadır. Toplumun siyasal, etnik ve dinsel
    kesimleri arasında ciddi bir güven bunalımının olduğu saklanamaz bir
    gerçektir. Güvensizlik, kavgayı ve dayatmaları da beraberinde
    getirmektedir. Gücü elinde bulunduranlar karşı düşüncedekilerin
    güvensizliğini ve korkularını ortadan kaldıracak çözümleri üretmediği
    sürece bu çatlak derinleşecektir.

    Hissedilen korkular, gözardı edilemez. Yaşanan hayat tarzlarının
    ideoloji haline geldiği bir dünyada duyulan güvensizlik ve korkular,
    acilen değerlendirmeye alınmalıdır. Aksi halde her şeyin rejim sorunu
    haline getirildiği ülkemizde birlikte yaşama koşulları daha
    ağırlaşacaktır."

    -"AYNI GEMİNİN İÇİNDEYİZ"-

    Haşim Kılıç, bugünlerde kişisel, toplumsal ve kurumsal uzlaşmaya her
    zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunu belirterek, Anayasal
    sorunların çatışmayla değil hukuk kuralları çerçevesinde karşılıklı
    diyalog ve uzlaşma yoluyla çözülmesi gerektiğini vurguladı.

    "Siyasi kutuplaşmaların bu ülkeye ağır bedeller ödettiği hepimizin
    malumudur" diyen Kılıç, demokrasi ve hukukun üstünlüğü temelinde
    çözülemeyecek hiçbir sorun bulunmadığını dile getirdi. Demokrasinin
    kurum ve kurallar rejimi olduğunu, kurumlar kurallara uyarak görevlerini
    yaptıklarında demokratik hukuk devletinin kriz olarak görünen
    sıkıntılardan daha da güçlenerek çıkacağını ifade eden Kılıç, şöyle
    devam etti:
    "Önceki nesillerden devraldığımız medeniyeti, kültürü ve geleneği
    yıkıcı ve olumsuz unsurlardan arındırılmış bir şekilde gelecek kuşaklara
    devretmek hepimizin ortak görevidir. Unutmayalım ki tek bir Türkiye var.

    Kaptanından güvertedeki yolcularına kadar hepimiz aynı geminin
    içindeyiz. Bu geminin sağlam, güvenilir ve huzurlu bir şekilde yol
    alması, hepimizin en büyük amacı olmalıdır. Gün, ayrılıkları öne
    çıkarma, toplusal ve siyasal kutuplaşmaları körükleme günü değildir.

    Gün, farklılıklarımızı zenginlik kabul edip, bir arada refah ve özgürlük
    içinde yaşamak için elimizden geleni yapma günüdür. Gün, demokratik,
    laik ve sosyal hukuk devleti olarak, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak
    için bir adım daha atma günüdür."

    Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç,
    mevcut Anayasa'nın, dönemin şartlarına ve siyasal kurumlarına tepki
    olarak, Anayasa Mahkemesi'ne parlamentonun üye seçmesine kapıları
    tamamen kapattığını belirterek, "Bugün gelinen noktada, anayasa yargısı
    ile yasama organı ilişkilerindeki bu güvensizliğin ortadan kaldırılması
    için egemenlik yetkisi kullanan anayasa yargısının, ulus iradesiyle
    bağlantısının kurulması gerekliliği açıktır" dedi.

    Kılıç, Anayasa Mahkemesi'nin 46. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla
    düzenlenen törenin açılışında yaptığı konuşmada, Sened-i İttifak'tan bu
    yana iki asır geçmesine karşın yeni anayasa arayışlarının halen devam
    ettiğini söyledi.

    Bunun temel nedeninin olağanüstü dönemlerde yapılan anayasaların, önceki
    dönemlere tepkide aşırıya gidilmesi, siyasetin ve toplumun
    normalleşmesiyle birlikte yeni anayasa değişikliklerine ihtiyaç
    duyulması olduğunu ifade eden Kılıç, demokratik, laik, çoğulcu,
    katılımcı insan onuru ve hukukun üstünlüğü temeline oturan, katı
    ideolojik dogmalardan arınmış, değişime açık, toplumun değerleriyle
    bütünleşmiş ve uzlaştırıcı anayasa özleminin tüm toplum kesimlerince
    dile getirildiğini kaydetti.

    Haşim Kılıç, "bürokratik yapıyı özgürlükçü, demokratik işleyişe engel
    olmaktan çıkarıp ulusun demokratik iradesinin gerçekleşmesi yolunda
    kullanan, insan onuru ve özgürlükleri dışında hiçbir kutsal değer
    tanımayan, temel hakları çağdaş bir istisnayla sınırlayan, devletin
    bütün işlem ve eylemlerini tarafsız ve bağımsız yargı denetimine tabi
    kılan, yargı organları üzerinde demokratik bir denetim kuran, siyasi ve
    bürokratik karar mekanizmalarında kadın-erkek eşitliğini sağlayan,
    değişen ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelere paralel olarak hızlı
    karar alınmasını ve icrasını olanaklı kılan" bir anayasa hazırlanması
    gerektiğini söyledi.

    -ÇEVRECİ ANAYASA-

    Bu anayasanın, tüm görüşlerin ve kesitlerin katıldığı müzakereci bir
    ortamda hazırlanıp kabul edilmesi gerektiğinin altını çizen Kılıç,
    bunun, anayasanın toplumsal barışı sağlama iddiasını güçlendireceğini
    belirtti.

    Kılıç, "Yeni anayasanın yıkıcı etkileri gittikçe artan çevre ve iklim
    sorunlarına gelecek kuşakların özgürlükleri adına müdahale direktifi
    içermesi, yalnızca Türkiye'ye karşı değil, dünyaya karşı sorumluluğun da
    gereğidir" diye konuştu.

    Kuvvetler ayrılığı ilkesine de değinen Kılıç, yasama ve yürütme erkinin
    yargısal, siyasal ve demokratik kamuoyunun denetimine tabi olmasına
    karşılık, yargının yalnızca kendi içinde işlevsel bir denetime tabi
    olduğunu söyledi. Halk adına egemenlik yetkisi kullanan yargının, halkın
    demokratik denetimine tabi olmadığı gibi yargısal faaliyetlere ilişkin
    kamuoyu oluşumunu engelleyebilecek önemli yetkilere de sahip olduğunu
    ifade eden Kılıç, "Verdiği tüm kararlar bireylerin temel hak ve
    özgürlükleriyle ilişkili olduğu dikkate alındığında; yargısal yetkilerin
    çok hassas dengelere işaret ettiği ve en küçük sapmada ciddi sorunlara
    yol açtığı bir gerçektir" dedi.

    -"YARGIÇLAR UYGULAMADA İSTEKSİZ"-

    AİHM'nin Türkiye aleyhine verdiği ihlal kararlarının ağırlıklı olarak
    yargı yoluyla gerçekleştirilen hak ihlallerine dayandığına işaret eden
    Kılıç, ihlal kararlarının yeniden yargılama nedeni sayılmasının,
    yargıçların uygulamadaki isteksizliğini ve ihmal tekniğini ortadan
    kaldırmaya yetmediğini söyledi.

    Kılıç, hukukun keyfi yönetimlere karşı bireylerin son sığınağı olduğunu
    vurgulayarak, hukukun olmadığı yerde özgürlüğün de olmayacağını
    kaydetti. Özgürlüğün, adalete dayalı hukuk düzeninin olduğu yerde
    korunabileceğinin altını çizen Kılıç, bu düzenin en büyük teminatının da
    yargıçlar olduğunu belirtti.

    -"HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ ZEDELENMEMELİ"-

    Haşim Kılıç, şöyle devam etti:
    "Bu nedenle hukuka ve onu uygulamakla görevli yargı organlarına güvenin
    azalması, demokratik hukuk devletinde sonun başlangıcıdır. Hukuk, bütün
    kurumların ve devletin bekasının garantisi olan adaletin en önemli
    aracıdır. Bu kavramın aşındırılması, içinin boşaltılması ve en önemlisi
    kısır siyasi çekişmelerin aracı haline getirilmesi, bir topluma
    yapılacak en büyük kötülüktür. Hukuku istismar edenlerin, onu politik
    çıkarların aracı haline getirmeye çalışanların unutmaması gereken tek
    şey, farklı görüşlere, düşüncelere, ideolojilere sahip toplum üyeleri
    olarak herkesin farklılıklarıyla bir arada yaşamasının ön koşulu olan
    hukuku ve onun üstünlüğünü zedeleyecek davranışlardan özenle kaçınmaları
    gerektiğidir."
    Demokrasilerde karar alma sürecinde çoğunluk ilkesinin belirleyici
    olduğunu anlatan Kılıç, siyasi kararların serbest seçimlerde halkın
    çoğunluğunun seçtiği temsilciler tarafından alındığını söyledi.

    Toplumsal ve siyasal çeşitliliğin çoğunluk yönetimini pratik bir
    zorunluluk haline getirdiğini ifade eden Kılıç, özellikle anayasal
    konularda mümkün olan en geniş katılım ve uzlaşmayla karar alınmasının
    ideal olduğunu belirtti.

    -"SİYASİ İKTİDARIN SINIRLANDIRILMASI"-

    Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, özgürlüklere tehdit oluşturması
    bakımından bir kişinin sınırsız iktidarıyla çoğunluğun sınırsız iktidarı
    arasında özde bir fark bulunmadığını ifade ederek, "İktidarın
    yozlaştırıcı doğası ve tarihsel tecrübe dikkate alındığında bu durum
    daha iyi anlaşılacaktır. Lord Acton'ın ifade ettiği gibi 'İktidar
    yozlaştırır. Mutlak iktidar mutlaka yozlaştırır.' Siyasi iktidarın
    sınırlandırılması gerektiği fikri bu temel varsayımdan hareket
    etmektedir" diye konuştu.

    Anayasa yargısının meşruiyetinin temel hak ve özgürlükleri korumak için
    çoğunluğun iktidarını sınırlandırma işlevinden kaynaklandığını belirten
    Kılıç, siyasal iktidarları anayasal çerçevede tutmanın en etkili
    yollarından biri olarak kabul edilen anayasa mahkemelerinin asli
    görevinin, anayasal devletin teminatı olarak, ferdin hak ve
    özgürlüklerini devlet otoritesini kullanan diğer kurumlar karşısında
    korumak olduğunu ifade etti. Kılıç, "Bu varoluş hikmetinden uzaklaştığı
    ve bireysel hakları koruyamadığı takdirde anayasa mahkemeleri, meşruiyet
    kriziyle karşı karşıya kalmaya mahkumdur" dedi.

    -"ÜYE SEÇİMİNE PARLAMENTO KATILMALI"-

    Kılıç, Türkiye'de anayasa yargısının demokratik meşruiyeti açısından
    tartışılan bir sorunun da anayasallık denetimi yapan organın oluşumunda
    parlamentonun devre dışı bırakılması olduğunu söyledi. Modern
    demokrasilerde parlamentonun şu ya da bu ölçüde anayasa mahkemelerinin
    üye oluşumuna katıldığını anlatan Kılıç, bunun anayasa mahkemelerinin
    "negatif yasa koyucu" oldukları gerçekleri karşısında, kaçınılmaz bir
    gereklilik olduğunu söyledi.

    Kılıç, 1961 anayasasında bile Anayasa Mahkemesi üyelerinin 3'te 1'inin
    yasama organı tarafından seçilmesinin benimsendiğini anımsatarak, şöyle
    konuştu:
    "Mevcut anayasamız, dönemin şartlarına ve siyasal kurumlarına bir tepki
    olarak, Anayasa Mahkemesi'ne parlamentonun üye seçmesine kapıları
    tamamen kapatmıştır. Bugün gelinen noktada, anayasa yargısı ile yasama
    organı ilişkilerindeki bu güvensizliğin ortadan kaldırılması için
    egemenlik yetkisi kullanan anayasa yargısının, ulus iradesiyle
    bağlantısının kurulması gerekliliği açıktır. Yapılacak seçimlerde
    liyakatin ve objektif kriterlerin esas alınacağı bir yöntemin
    öngörülmesi, bu konudaki olumsuz sonuçları ortadan kaldıracaktır."

    -"İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İNSAN ONURUNUN TEMELİ"-

    Kılıç, demokratik hukuk devletinin varlık nedeninin, bireyin doğuştan ve
    sadece insan olmasından dolayı sahip olduğu temel hak ve özgürlüklerini
    etkili bir şekilde korumak olduğunu kaydetti.

    İnsan onurunu temellendiren demokratik hukuk devletinin olmazsa olmaz
    koşullarından birinin "düşünceyi ifade" özgürlüğü olduğunu belirten
    Kılıç, düşünce özgürlünün ülkelerin demokratik sicilinin saptanmasında
    en belirgin ölçü sayıldığını söyledi.

    "Bireyin iç dünyasından çıkmamış ve toplumun beğenisine sunulmamış bir
    düşüncenin anayasal korumaya ihtiyacı olamaz" diyen Kılıç, farklı
    düşüncelerin ifade edilmesinin yasaklanarak, tarihsel, toplumsal ve
    siyasal olaylarda tek doğrunun varlığını savunmanın, demokrasinin
    birlikte yaşamayacağı tabular yaratmaktan öte sonuç doğurmayacağını
    belirtti.

    Aynı olguların farklı kişilerde farklı algılama sonucu, farklı inanç ve
    kanaatlere yol açtığının biyolojik bir gerçek olduğunu anlatan Kılıç,
    "Bireyin yerine geçerek, onun ne düşünmesi ya da nasıl hissetmesi
    gerektiğine karar vermek, ancak dayatma kavramıyla tanımlanabilir. Oysa
    demokrasiler, tartışma ve aykırılıkların olmayışı üzerine değil, tam
    tersine onların varlığı ve etkinliği üzerine kuruludur" dedi.

    Haşim Kılıç, şöyle devam etti:
    "Irkı ve rengi ne olursa olsun, inansın inanmasın, her insanı aziz
    kılan kendini ifade edebilmesi ve insan olma onurudur. Düşünceyi ifade
    özgürlüğünün, 'içinden düşün' mantığına indirgenerek hapsedilmesi, bu
    özgürlüğün ortadan kaldırılmasıyla eşdeğerdedir. Şiddet olgusuyla ifade
    özgürlüğünün birbirinden ayrılmasının öncelik kazandığı ortadadır. Savaş
    dili değil, barış dili argümanlarını kullanarak kendini ifade edenlerin
    insanlık onuru korunmalıdır. Bireylerin kendilerini ifade edebilmeleri,
    konuşabilmeleri, uyuşmazlık ve kavga yerine çözüm ve barış getirir.

    Konuşamadığımız yerde ancak kötülükler üretiriz. Düşünceyi açıklama
    özgürlüğü, herkesin kendi kimliğiyle ortaya çıkmasına olanak sağlayan,
    sahteliği ve ikiyüzlülüğü yok eden onurlu bir hayatın sigortasıdır."
    Kılıç, konuşmasının sonunda, 12 Haziran 2007 tarihinde yaş haddinden
    emekliye ayrılan önceki Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu'ya
    emeklilik yaşamında sağlık ve mutluluk diledi.

    -NOTLAR-

    Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıl dönümü törenine basın mensuplardı
    büyük ilgi gösterdi.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın Anayasa
    Mahkemesi yetkililerine törene katılamayacağını telefonla bildirdiği
    öğrenildi.

    Kılıç'ın 16 sayfalık kitapçık haline getirilen konuşma metni, törene
    katılanlara dağıtıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip
    Erdooğan ve diğer davetliler, Kılıç'ın konuşmasını kitapçıktan takip
    ederek, bazı bölümlerin altını çizdiler.

    Kılıç, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan'ı gelişlerinde Anayasa
    Mahkemesi'nin girişinde karşılarken, tören sonunda da bina çıkışına
    kadar uğurladı.

    Gül'ün ayrılışı sırasında Cumhurbaşkanlığı koruma ekibi araçlarından
    biri sivil bir araçla çarpıştı.

    Açılış töreninin ardından "Yeni Anayasa Arayışları ve Yargının Konumu"
    konulu sempozyuma geçildi.

    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim