• BIST 83.124
  • Altın 147,600
  • Dolar 3,7839
  • Euro 4,0578

    Kılavuzlar ve tıp derneklerine neden güvenilmiyor?

    23.04.2012 22:30
    Kılavuzlar ve tıp derneklerine neden güvenilmiyor?
    Günümüzde hemen her hastalığın teşhis ve tedavisi için hazırlanan ve birkaç senede bir de yenilenen ‘kılavuzlar’ var.
    Kılavuzlar ve tıp derneklerine neden güvenilmiyor? Kılavuzlar ve tıp derneklerine neden güvenilmiyor? Kılavuzlar ve tıp derneklerine neden güvenilmiyor?

    Bu kılavuzlar, kolayca tahmin edilebileceği gibi doktorların ilaç yazma alışkanlıklarını önemli ölçüde etkiliyor.

    Bunun için de bu kılavuzların hazırlanmasında görev alanların ilaç endüstrisi ile çıkar ilişkileri olmayan kişiler olması icap ediyor.

    Endüstri sponsorluğunda hazırlanan rehberlerin bağımsız ve tarafsız olması, ilaç endüstrisinin menfaatlerinin göz ardı edilmesi mümkün görünmüyor.

    Birkaç ay önce diyabet ve kolesterol yüksekliğiyle ilgili kılavuzları hazırlayan komitelerde görev alanların yarısının ‘potansiyel çıkar çatışması’ içinde olduklarını ve yüzde 4’ünün de bu çatışmaları gizlediklerinin ortaya çıktığını yazmıştım(1).

    Psikiyatrinin İncil’ i şaibe altında

    Geçen hafta ‘PLoS Medicine’ tıp dergisinde yayınlanan araştırma, Amerikan Psikiyatri Derneği (APD) tarafından 2013 Mayıs ayında yayınlanması beklenen ‘Ruhsal Hastalıkların Teşhis ve İstatistikî El Kitabı’ adlı eserin bağımsızlığı konusunda ciddi şüpheler olduğunu ortaya koydu.

    Araştırma, kısa adı DSM olan ve ‘Psikiyatrinin İncili' ya da ‘mukaddes kitabı’ olarak bilinen rehberi hazırlayan 141 uzmanın yüzde 69’ unun endüstri ile parasal ilişkilerinin olduğunu gösteriyor. Bu rakamın, bir önceki rehber için yüzde 57 olduğu bilindiğine göre ilişkilerde -bırakın azalmayı- yüzde 21’lik bir artış olduğu anlaşılıyor.

    Araştırmanın bence birkaç önemli sonucu var:

    Birincisi, duygu-durum bozukluğu ve psikotik hastalıklar kurul üyelerinin yüzde 67’ sinin ve uyku-uyanıklık hastalıkları kurul üyelerinin ise yüzde 100’ ünün bu hastalıklar için ilaç üreten endüstri ile finansal ilişkiler içinde olduklarının gösterilmesi.

    Bu hastalıkların tedavisinde ilaçların birinci basamak müdahale olduğunu hatırlatmak isterim.

    Araştırmanın ikinci önemli neticesi ise DSM’ yi hazırlayan kurul üyelerinin 'sınırsız araştırma bağışları' ve ‘ilaç firmaları adına konuşmacı’ olarak görev alıp almadıklarının açıklanmasının şart tutulmaması.

    Oysa tıp fakültesi öğretim üyelerinin bu tür sözcü olmaları kanunen yasak olduğu gibi, firma sözcülüğü finansal çıkar çatışmalarının başta gelen unsurlarından biri olarak kabul ediliyor.

    Endüstrinin, firma adına konuşanları ilaç ve hastalık pazarlamasında ‘vazgeçilmez kanaat önderleri’ olarak adlandırmalarına ister gülün ister ağlayın.

    Basit bir internet araştırmasında bile bu 141 kişinin yüzde 15’ inin daha önce ilaç firması adına konuşmacı olduklarını açıkladıkları belirlenmiş.

    APD’ nin, beşinci baskıyı düzenleyen heyet üyelerinin endüstri ile olan finansal ilişkilerini açıklamaları ve üyelerin endüstriden bir senede danışmanlık için aldıkları paranın 10 bin, hisse senetlerinin ise 50 bin doların üzerinde olmaması gerektiği kararı fazla bir şey de ifade etmiyor.

    Çünkü bu tür bildirimlerin ve şeffaflığın önyargılar üzerine bir etkisi olmayacağı, bu zevatın gene endüstrinin işine geldiği gibi davranmaya devam edecekleri iddia ediliyor.

    Araştırmayı yapanların tavsiyeleri

    Bu araştırmayı yapanlar, DMS’ nin 14 ay sonra yayınlanacak olan beşinci baskısının kanıta dayalı, önyargısız ve çıkar çatışmalarından uzak olabilmesi için şu tavsiyelerde bulunuyorlar:

    BİR: El kitabını hazırlayan heyette bulunanların tümü de endüstri ile çıkar ilişkileri olmayan kişiler arasından seçilmelidir.

    İKİ: İlaç firmaları adına konuşmacı olarak görev almış olanların hiçbiri bu heyette yer almamalıdır.

    ÜÇ: Gerekli uzmanlığa sahip bağımsız kişiler bulunamadığı takdirde, endüstriyle ilişkisi olanlar heyet üyelerine danışmanlık yapabilirler fakat bunların yeni hastalıkların revizyonu veya kitaba alınmasına karar verme yetkisi olmamalıdır.

    Gelelim neticeye

    İlaç endüstrisiyle doktorlar ve tıp dernekleri arasında karşılıklı çıkar ilişkileri var ve bu ilişkiler giderek daha da kuvvetleniyor. Bunlar aslında ‘kanuni’ ilişkiler olmakla beraber bu alış-verişe tüm dünya çok haklı olarak şüpheyle yaklaşıyor.

    Geçtiğimiz aylarda kolesterol ilaçları üzerine yapılan tartışmalar sırasında Kardiyoloji Derneği’ ne bu soruyu sorduk ama bugüne kadar cevap alamadık.

    Bu durum sadece Kardiyoloji Derneği için değil, tüm tıp dernekleri için de geçerlidir.

    Bütün tıp dernekleri, ilaç veya tıbbi alet-malzeme firmaları tarafından desteklenir; onların yardımları olmadan hiçbirinin hayatını sürdürmesi mümkün değildir.

    Tıp derneklerinin ilaç endüstrisinin bir tür pazarlama kuruluşları veya arka bahçeleri olduğu da söylenebilir.

    Bunların halkın sağlığı adına mı ilaç firması menfaati için mi konuştuğunu artık herkes gayet iyi biliyor.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim