• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258

    Kendini babalığa hazırlıyor

    20.03.2011 13:58
    Kendini babalığa hazırlıyor
    Sakin bir hayat için Bodrum'da bir köye yerleşen Nejat İşler gidişten bir hayli memnun...
    Kendini babalığa hazırlıyor Kendini babalığa hazırlıyor Kendini babalığa hazırlıyor

    Sakin bir hayat için Bodrum'da bir köye yerleşen Kaybedenler Kulübü adlı filmin başrol oyuncularından Nejat İşler hakkında merak edilen soruları yanıtladı.

    Oyuncu Nejat İşler, sakin bir yaşam sürmek için Bodrum'da bir köye yerleşti. Bu göçün geçici mi yoksa temelli mi olduğunu zaman gösterecek ama İşler, bu gidişten bir hayli memnun

    Nejat İşler'i ünlü olmadan önce tanıyanlar için o Nejat Abi'dir. Haksızlığı sevmez, tepki gösterir. Anarşisttir, özgürlüğe düşkündür. İnsanlara not vermez. Kim olursa olsun, samimi olsun, onun dünyasında yeri vardır. Ama bir de ünlü olan Nejat İşler var. Kameralar sürekli onu takip eder. Her yaptığı gazetelere yansır. Birtakım haksızlıklara karşı çıktığı için 'arıza' diye adı çıkar. Hayranlarına derdini anlatmaya çalışır ama bir türlü olmaz. Şimdi o, Nejat Abi olarak sade bir yaşam sürmek için Bodrum'a yerleşti. Bodrum'da öyle lüks içinde yaşadığını düşünmeyin. Bir köye yerleşmiş. Orada köylülerle birlikte yaşıyor. Söylediğine göre de çok mutlu. İstanbul'u temelli mi yoksa geçici bir süreliğine mi terk etti, bunu zaman gösterecek. Ama Bodrum yaşantısının kendisine iyi geldiği de açık. Birtakım kararlar da almış. Uzun zamandır ara verdiği tiyatroya dönmenin hazırlığını yapıyor. Artık dizilerde oynamak istemiyor. Yılda sadece iki filmle sınırlıyor kendini. Şansa bakın o iki film de (Çınar Ağacı ile Kaybedenler Kulübü) arka arkaya vizyona giriyor. 40 yaşına bir adım kala Nejat Abi'nin yolu İstanbul'a düşmüşken bir kapısını çalalım dedik.

    Bodrum'da kahvede oturuyorum arkadaşlarla oyun oynuyorum

    - İstanbul'u terk edip, Bodrum'a yerleşmişsiniz...


    - Bodrum'da bir köye yerleştim. Köylülerle daha sakin bir hayat yaşıyorum. Spor yapmayı seven arkadaşlarım var, onlarla beraber top oynuyorum. Gümüşlükspor'un maçlarına gidiyorum. Kahvede oturuyorum, oyun oynuyorum arkadaşlarla. Keyfim yerinde. Şahane hayatım var. İş çıkarsa, çekimler oldukça, İstanbul'a geliyorum.

    10 SENE ÇOK ÇALIŞMIŞIM

    - Ne oldu da gittiniz?


    - Kameralar sürekli senin yanında. Her gün kendimi Truman Show filmindeki karakter gibi hissediyordum. Ayrıca, bu dezenformasyon fırtınasından uzaklaşmak istedim. Şimdi daha sağlıklı kalmaya dikkat ediyorum. Delirmemeye çalışıyorum.

    - Neredeyse 40 yaşınıza geldiniz. Dönüp geriye bakma ihtiyacı duyuyor musunuz?

    - Aksine, daha iştahla ileriye bakmak istiyorum.

    - Geriye baktığınız zaman ne görüyorsunuz?

    - Çok çalışılmış son 10 sene, onu görüyorum.

    - Bu çok çalışılmış 10 yıl, sizi kariyer olarak tatmin etti mi?

    - Aslında etti diyebilirim. Dokuz dizi, 15-16 film. 10 sene için iyi.

    - Unutamadıklarınız hangileri?

    - Mustafa Hakkında Herşey ilk filmim olduğu için özeldir. Barda ve Yumurta da benim için özel filmler. Ama hiçbirinde Kaybedenler Kulübü'nde olduğu kadar eğlenmedim. Kendim film çeksem, ben de 90'ları, o rock'n roll günlerini anlatırdım. Bu kadar empati kurduğum bir film olmamıştı.

    HERKES MAKUL SAATLERDE EVE GİTMEK İSTER

    - Neye göre seçiyorsunuz oynayacağınız filmleri?


    - Yılda iki filmde oynuyorum. Çünkü, bunu aktörler bilir, sana teklif edilen bütün filmlerde oynamak istiyorsun. Ama bir yerde kendimi tutmam gerekti. Öncelikle hikayelere bakıyorum. Yavaş yavaş maddiyat da önemli olmaya başladı. Çünkü dizilerde var olan bir oyuncu olmak istemiyorum. Ancak, Behzat Ç. gibi konuk oyuncu olarak dizilerde yer alabilirim.

    - Behzat Ç.'de rol almanızın sebebi Serdar Akar mı?

    - Evet, ama Emrah Serbes, Erdal Beşikçioğlu da arkadaşım. Serdar iyi bir kaptan. Bir de dizi çekerken herkes evine makul saatlerde gitmek ister. Serdar da insanları makul saatlerde evlerine gönderiyor.

    Ben değil ama millet, oynadığım karakterlerin etkisinde kalıyor

    - Sizi yakından tanıyanlar için Nejat Abi'siniz. Nejat Abi, haksızlığa karşı çıkar, anarşist bir tavrı vardır. Bir de şov dünyasının bize sunduğu Nejat İşler var. Siz bu iki kimliğin farkında mısınız?

    - İlişki aslında bir etki tepki meselesidir. Ben, oyun oynamayı seviyorum. Benimle ilgili sonradan yaratılan o ünlü şehir efsanesini talep eden insanlar var. Onlara karşı Nejat İşler olabiliyorum. Genelde ciddiye almadığım insanlara karşı oluyor bu. Mesela geçenlerde bir fotoğrafçı ile çalıştım. Bana 'Senden korkuyorum,' dedi. Bana genelde 'Oynadığın karakterlerin etkisinde kalıyor musun?' derler. Bana bir şey olmuyor da anladığım, millet galiba o karakterlerin etkisinde kalıyor. (Gülüyor)

    - Nejat Abi için arkadaşlık çok önemli galiba...

    - Gün geçtikçe daha da önemli oldu. Eskiden sokaktan arkadaşlarım vardı. Sonra sinema dünyasında bir başka sokak oluştu ve oradan arkadaşlar oldu.

    Babam Fener maçına götürdü, Fenerli oldum

    - Fenerbahçeli olmaya nasıl karar verdiniz?

    - Çocukken babam Fenerbahçe maçına götürmüştü beni. Ali Şen, o zaman çok kuvvetliydi. Dünya Karması'nı getirmişti. O maça gittik ve yendik Dünya Karması'nı. O maçtan sonra 'Fener Dünya'yı yener' diye tezahürat çıktı. Eee, böyle bir maça gidince Fenerli olmaz mısın!

    - Sıkı bir taraftarsınız ama artık endüstriyel futbolda taraftar demek, müşteri demek. Siz ne düşünüyorsunuz?

    - Bu yaklaşım çirkin geliyor ama ne yapayım... İnsan sevgilisinin kusurlarını göremez ya, bu da öyle bir şey. Açıkçası futbola da Marksist açıdan bakamıyorum. (Gülüyor)

    - Rakip takımları takdir eder misiniz?

    - Etmez olur muyum? İyi top oynayanı takdir ederim. Mesela Aykut Kocaman'ın takıma getirdiği bir şey var. Rakibe saygı göstermeyi aşıladı takıma. Bu, taraftara da yansıyor. Rakibe saygı göstermezsen yanarsın. Biz neler gördük, Pendikler falan... Bir de Fenerbahçe camiasının sevdiğim bir yönü de kendi adamına sahip çıkması. Mesela Aykut Kocaman, Oğuz'la takımdan atılmıştı. Şimdi takımın başında. Ama Aykut'un getirdiği bir şey daha var, 'Koşulsuz başarı yoktur' diyor. Başarının bazı koşulları vardır. Bu bakışı seviyorum.

    Kendimi babalığa hazırlıyorum

    - Baba olma isteğiniz var mı?

    - Garip bir dönemde yaşıyoruz. Gazetelerdeki haberlere, sokakta yaşananlara bakıyorum, bir çocuğum olsa yanımdan ayırmam. Çok iğrenç şeyler oluyor. Çocuk yapmak için de kendimi daha güvenli bir konuma getirmem gerektiğini hissediyorum, yoksa nasıl büyüteceksin. Çocuk yapmak şimdilik aklımda yok. Ama oraya doğru evrildiğimi de hissediyorum. Bilmem kaç yaşına gelince 'Keşke bir çocuk yapsaydım,' demek istemiyorum. Ben kendimi hazırlayayım da sonra yapar veya yapmam.

    - Sizin babanızla ilişkiniz nasıldı peki ?

    - Mutlu bir çocukluk geçirdim ama babamı sadece pazar günleri görüyordum. O işçiydi, çalışıyordu. Şu an baba olmak aklımdan geçmiyor. Fakat babalığa da hazırlanmak gerekiyor. Çocuğumun beni sadece pazar günleri görebileceği bir işte çalışmak istemiyorum.

    SAHNEYİ ÇOK ÖZLEDİM

    - Sahaflığı da bırakmışsınız.


    - Bırakmak zorunda kaldım. Çünkü takip edemiyorum. Takip edemeyince de hakkıyla yapamıyorsun işi. Devamlı uğraşan bir arkadaşım vardı, ona bıraktım.

    - Kitaplarla aranız nasıl?

    - Orada bir sorun yok. Okumaya devam ediyorum. Kitap eklerine bakıyorum, kitapçılara girip çıkıyorum, ilgimi çekenleri hemen alıp okuyorum.

    - Son zamanlardaki favori yazarınız kim?

    - Mehmet Eroğlu'nu seviyorum.

    - Dizi yok, yılda iki film ama tiyatro yok mu planlarınızın arasında?

    - Olmaz olur mu? Çok özledim sahneyi. Bir de antrenman yapmam gerek. Kendim bir şeyler yazıp anlatmayı özledim. Çalışıyorum bir metin üzerinde.

    - Nasıl bir hikaye var kafanızda?

    - Bir sahil kasabası... Fazla açık vermeyeyim... Önceden kabareye yakın işler yapıyorduk, daha anarşist, müzikli işler. Ama şimdilerde metaforlu takılmayı sevmeye başladım. Memleketin dertlerini, beraber yaşadığımz ortak dertleri anlatmak istiyorum. Bunu da metaforlar aracılığıyla yapmaya çalışacağım. Yazıp, yönetip oynamayı düşünüyorum.

    Başrol takıntım yok

    - Diziler neden sıkıyor sizi?

    - Dizilerde insan, hayatını rutine bağlamak zorunda kalıyor. Memuriyet hayatı ne kadar sevilebilir ki! Diziler için de temelde böyle bir sorun var. Ayrıca konsantre olma şansınız çok az. Senaryonun sonunu bilmiyorsun, bütünü göremediğin için karakter de yaratamıyorsun, sadece bir tavır buluyorsun. O tavırla da işi kotarmaya çalışıyorsun.

    - Başrol takıntınız yok gibi.

    - Yok. Aksine karakter oynamayı daha çok seviyorum.

    - Dünyanın gidişatından pek de memnun değilsiniz. Neler rahatsız ediyor sizi?

    - Ya kovboy filmlerinde, iksir satan sahtekarlar vardır. Biri iksiri gösterir, diğer düzenbaz da içer ve hemen iyileşir. Bunlar kasaba kasaba dolaşırlar ve kimse de çıkıp 'Siz ne yapıyorsunuz?' demez. Kasaba şerifleri de hiçbir şey yapmaz. Ben bu şeriflere kızıyorum. Şerif iyi iş çıkarmayınca millet adaleti kendi sağlamaya çalışıyor. Aslında aklıma iki şey geliyor, ya şerifler beceriksiz ya da bu iksircilerle birlikte çalışıyor. Türkiye'de 60-70 yıldır olan bu
    .
    - 90'ları nasıl hatırlıyorsunuz?

    - 90'lar, Soğuk Savaş'ın bittiği ve başka bir şeyin yaşandığı yıllar. Herifler çok iyi bir oyun tezgahladılar, sonra karşı tarafı yendiler. Tek başlarına kalınca da dünyayı iyice yangın yerine çevirdiler. Bu bize de şöyle yansıdı: Malum dünyada savaşlar, sermayenin el değiştirmesiyle ortaya çıkıyor. Millet birbirini indirip duruyor. Güneydoğu'da acayip bir savaş vardı, Kürt işadamlarını, gazetecileri öldürüyorlardı. Bize de bunlarla ilgilenmeyelim diye acayip, yapay bir özgürlük alanı yarattılar. Tonton Amca, Türkiye'ye çağ atladık diyordu. Çağ atladık da 'Işınla beni Scotty' gibi oldu. Normalde bu çağ atlama işi için millet bedel öder, ama bize yukardan geldi. Biz de aldık, yedik.

    İlişki durumum karışık

    - Nejat Abi'nin anarşist bir tavrı var. Bu devam ediyor mu?

    - Giderek keskinleşiyor diyebilirim. Çünkü bende bazı şeyler kemikleşti. İnsan hayatta birtakım seçimler yapıyor. Ben yaptığım tercihlerle bazı şeylere karşı çıktım ve bunun da olumlu anlamda karşılığını aldım. Ama bazı karşı çıkışlarınızla bir şeyleri değiştiremiyorsunuz. Ama son tahlilde görüyorum ki haklı olduğum birçok konu var.

    - Ya aile meselesi?

    - Gün içerisinde bunun üzerine düşündüğüm oluyor. Benim dedemle babaannem, 70 yıl birlikte yaşadı. Keza annemle babam da 50 yıldır beraberler. Bunlar benim önemsediğim şeyler. Ben çok şanslı bir ailede yetiştim. Baban ve annen hayatta gördüğün ilk figürler ve belliler, değişmiyorlar. Kafanda soru işareti olmuyor. Eve döndüğün zaman onlar oradalar. Garantidesin yani. Bu garanti hissi insana başka yerlere gitme özgürlüğü veriyor.

    - Şimdi niye ilişkiler uzun soluklu değil?

    - Tüketimi pompalayınca ilişkiler de tükeniyor. Azaltarak, yenisini yerine koyuyorlar. Bu ilişkilere de yansıyor. 1960'dan kalma telefonu hâlâ kullanabilirsin. Ama bu cep telefonunu bir yıl sonra kullanamazsın. Hani teknoloji değişiyordu, bunun (cep telefonunu kastediyor) daha sağlam olması gerekmez mi!

    - Şimdilerde ilişki durumunuz nedir?

    - Karışık diyeyim. (Gülüyor)

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim