• BIST 103.929
  • Altın 147,321
  • Dolar 3,5490
  • Euro 4,1819

    Karadenizli kadınların hikayelerinden besleniyorum

    04.01.2012 09:08
    Karadeniz müziğinin önemli isimlerinden Ayşenur Kolivar, 'Bahçeye Hanımeli' albümüyle karşımızda. Kolivar "Bu hikâyeler sadece kadınlara mahsus değil aslında ama hep bir kadının dilinden ve gözünden aktarmaya gayret ettim" diyor
    Karadenizli kadınların hikayelerinden besleniyorum
    Karadenizli kadınların hikayelerinden besleniyorum Karadenizli kadınların hikayelerinden besleniyorum Karadenizli kadınların hikayelerinden besleniyorum





     

    Ayşenur Kolivar, Karadeniz müziği sevenlerin aşina olduğu hatta birçoğunun yakından tanıdığı bir ses. Güçlü sesi sebebiyle, ona da ‘küçük dev kadın’ klişe sıfatlarının yakıştırılmışlığı var. Ama bence ‘küçük dev kadın’ büyük laf ebeliğinin çok daha fazlası Ayşenur Kolivar. İşinin âşığı. Nasıl çalıştığına, yok eğer ona şahit olmadınız diyelim, yaptığı/yapmak istediği şeyleri nasıl anlattığına tanıklık edebildiyseniz, ne demek istediğimi anlarsınız. Kardeş Türküler ile başlıyor müzik hikâyesi, Dalepe Nena’yı kuruyorlar arkadaşlarıyla birlikte, uzun zamandır da Helesa onun yuvası. 2001 yılından beri Doğu Karadeniz kültürleri konusunda eğitim ve araştırma çalışmaları yürüten amatör bir kültür sanat projesi Helesa. Yöre kültürlerini yerinde araştırmak ve paylaşmak üzere bir araya gelen akil insanların oluşturduğu bir müzik grubu. Kolivar’ı bir de Özcan Alper’in ‘Sonbahar’ filminin final sahnesinde söylediği ‘Da im Yusuf’ şarkısıyla tanıyoruz. Kolivar, hayal gücünün beslediği hikâyeleri bir cisme dönüştürmeye karar verdiğinde Helesa tam kadro yanı başında yine. Kalan Müzik’ten çıkan bu güzel albümün hikâyesini Ayşenur Kolivar’dan dinleyelim.

    Çalışmalarınızı çoğunlukla ‘kadın’ kimliği üzerinden şekillendiriyorsunuz. Bu albüm de ‘kadın’a ait olanı ya da aslında bir ‘şey’i/olguyu kadının nasıl algıladığını, anlattığını, nasıl dönüştürdüğünü ifade eden bir çalışma. Biz hangi şarkıları ‘kadın’ kulağımızı biraz daha kabartarak dinlemeliyiz?
    Albümün tamamını bir kadının anlattığı hikâyeler olarak kurguladım. Bu hikâyeler sadece kadınlara mahsus değil aslında ama hep bir kadının dilinden, yüreğinden ve gözünden aktarmaya gayret ettim. Albümün ilk CD’sinde bir kadının hayat hikâyesinden kesitler var. Örneğin, ‘Norhars Ellim’, Hemşince bir şarkı. Bir genç kızın düşlerini anlatıyor. İkinci CD Karadeniz coğrafyasında yaşanan göçleri ele alıyor. Kocasını, oğlunu gurbete göndermiş, yeri geldiğinde kendi de gurbetçi olup yollara düşmüş Karadeniz kadınlarının göçe dair sözlerini içeriyor.

    ‘Getma getma’, ‘Da im Yusuf’ ağıtı gibi daha önceden tanıdığımız şarkılar otantik formlarının dışında karşımıza çıkıyor. Repertuvarı oluştururken ne gibi hususlar dikkate alındı bu albümde?
    Bir albüm yapma projesi ortaya çıktığında grup arkadaşlarımızla oturup bu albümün anlatmak istediği şey ne olmalı, diye düşündük. 15 yıllık müzik geçmişime baktığımızda iki temel şeyin çok ön planda olduğunu gördük. Bunlardan biri çokkültürlülüktü. Yaptığım müziğe dair araştırma yapmak, okumak, kafa yormak gibi bir derdim hep oldu. Ve bunu yaparken de hep bir kadın olarak bakmak, kadın olarak hissetmek diğer bir kıstastı. Grup arkadaşlarımla bilirlikte, albüm öncesi Lazca, Hemşince, Gürcüce, Pontus Rumcası gibi Doğu Karadeniz’de konuşulan farklı dillerde ve diyalektlerde ve kadın kültürü ile ilgili araştırmalar yaptık.

    16 ana parça, iç içe geçmiş şarkılarla birlikte 25 track, yani 25 kısa film hikâyesi mi var albümde?
    Albümümüzün adı ‘Bahçeye Hanımeli’. Bu bahçenin farklı çiçekleri birer bölüme denk geliyor. Ben aranjörlere o hikayeleri önce film çeker gibi sinopsisler yazarak, daha sonra da tek tek sahne sahne anlattım. Ama yapmak istediğimiz şey pek çok insan için yeni. Bazen edebiyattan bazen sinemadan ödünç aldığım kavram ve tekniklerden faydalandık. Ve bir başlangıç olarak bakarsak, evet istediğim gibi bir albüm oldu.
    Her bir çiçek bir film. Ama bazı çiçekler tek bir hikâyenin filmi değil. Mesela Manuşak 7 kısa hikâyeyi içinde barındıran bir filmin müziklerinden oluşuyor.

    Tanıtım konserleri olacak mı?
    Albüm aralık sonunda piyasaya çıktı. Tanıtım konserlerimizin programı henüz kesinleşmedi. Ancak 10 Mart’ta CRR’de yurtiçi ve yurtdışından müzisyen konuklarımızın ve dansçılarımızın da eşlik ettiği ‘Hanımeli Bahçesi’ni sahneye taşıyacağız.

    Kardeş Türküler’de de yer aldı
    1976’da Rize Çayeli’nde doğan Ayşenur Kolivar lisans ve yüksek lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladı. Doğu Karadeniz kültürleri ve kadın çalışmaları konusunda alan araştırmaları yaptı. Doğu Karadeniz müzikleriyle ilgili çeşitli çalışmalarda solistlik ve vokalistlik yapan Kolivar, 1993-2000 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’nde vokalistlik ve eğitmenlik görevi üstlendi. 1995-2000 yılları arasında yer aldığı Kardeş Türküler projesinin Kardeş Türküler albümünde de vokalistlik yaptı. Kolivar ayrıca, Birol Topaloğlu , Nikos Mihailidis, Kazım Koyuncu, Gökhan Birben, Yaşar Kabaoğlu ve Tanju Duru gibi isimlerle de birlikte çalıştı.

    Triha Köprüsü’nün öyküsü
    Mübadele de arka arkaya üç şarkıdan oluşuyor. Onun da uzunca bir öyküsü olsa gerek?
    Evet, ‘Tsifin’ bölümü Pontusça şarkılardan oluşuyor. ‘Si Trihas to Yefir’ adında, tragedya formunda bir şarkıyla başlıyor. Bir anlatıcı var, Triha köprüsü diye bir köprüden bahsediyor. Bu köprü her gece yıkılıyor. Nehrin ruhu ustabaşına, “Bu köprüyü ayakta tutmam için bana bir kurban ver” diyor. Usta düşünüyor: “Anamı versem olmaz, başka anam yok. Babamı versem olmaz başka babam yok.” Bu arada nehir sürekli, “Bana ne vereceksin” diye soruyor. En sonunda “Karımı vereyim, başka karı bulurum” diyor, usta. Karısına haber gönderiyor, “Gel” diyor. Karısı geldiğinde, “Sevgilim çekicim suya düştü, bana çekicimi getirir misin” diyor. Kadın suya iniyor çekici getirmek için ve nehir kadını alıyor. Bu sefer kadın konuşmaya başlıyor şarkıda, beddualar ediyor. Bu hikâye Balkanlar’da ve Mezopotamya’da başka şekillerde anlatılıyor. Bizim hikâyemizdeki köprünün Maçka taraflarında bir köprü olduğu rivayet ediliyor. Bugün hâlâ Yunanistan’daki Pontuslular Sümela Manastırı’nı ziyarete geldiğinde o köprünün ayağında bu şarkıyı söylüyorlar. Ben de Pontusça şarkılarımı seçerken özellikle bu kültürün Doğu Karadeniz coğrafyasındaki arkaikliğine ve dinsel yönüne vurgu yapmak istedim. 

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • iDANSla çağdaş dans vakti02 Ekim 2012 Salı 22:10
  • İstanbulda en kısa festival02 Ekim 2012 Salı 22:09
  • Turuncu Filmler Antalyada02 Ekim 2012 Salı 22:08
  • Beat’lerin Kralı Babylonda02 Ekim 2012 Salı 22:06
  • Türkiyeye utanç verici ceza02 Ekim 2012 Salı 22:05
  • Fazıl Sayın Evreni ilk kez Salzburgda02 Ekim 2012 Salı 15:02
  • Bilgin Adalı hayata veda etti01 Ekim 2012 Pazartesi 23:20
  • Uluslararası caz günü İstanbul’da gerçekleşecek30 Eylül 2012 Pazar 15:04
  • Askerler öldürdüklerini göremezlermiş30 Eylül 2012 Pazar 07:00
  • İşte Neşet Ertaşın son şiiri29 Eylül 2012 Cumartesi 16:38
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim