• BIST 105.324
  • Altın 146,472
  • Dolar 3,4715
  • Euro 4,1666

    'İsyanı 'umutsuz'lar başlattı'

    15.08.2011 08:48
    İngiltere'de yaşayan Türk akademisyenler Londra'da yaşanan isyanı değerlendirdi.
    İsyanı umutsuzlar başlattı
    'İsyanı 'umutsuz'lar başlattı' 'İsyanı 'umutsuz'lar başlattı' 'İsyanı 'umutsuz'lar başlattı'

    Şenay YILDIZ/Akşam

    İngiltere'deki Middlesex Üniversitesi'nden Prof. Dr. Tunç Aybak geçen hafta Londra'da patlak veren yağmalama olayları için '2008 krizinden sonra umutları ellerinden alınan gençler patladı. Bu uzun zamandır beklenen bir sosyal patlama. Bu eylemler tüm Avrupa'da yayılacak ve daha uzun sürecek' diyor.

    Satır arası

    Bir zamanlar üzerinde güneş batmayan imparatorluğun başkenti olan Londra, ihtişamlı tarihine hiç de benzemeyen görüntülerle hafızalarımıza kazındı bu hafta. Londra'nın en fakir bölgelerinden olan ve çete savaşlarıyla sık sık gündeme gelen Tottenham'da 29 yaşındaki siyahi bir gencin polis tarafından öldürülmesinin ardından patlak veren gösteriler kenti birkaç gün boyunca adeta savaş alanına çevirdi. Ülkenin üç büyük kent olan Bristol, Birmingham ve Liverpool'a yayılan gençlerin binaları, araçları ateşe verdiği ve çok sayıda yeri yağmaladığı isyan, uluslararası ajanslar tarafından 'İngiltere yanıyor' başlığıyla verildi. Bu süreçte Dalston'da dükkanlarını koruyan Türkler özellikle internet medyasında kahramanlaştırıldı. Biz de ülkede yaşananları ve Türkiye'den giden göçmenlerin ülkedeki durumunu Middlesex Üniversitesi'nde Avrupa Birliği ve göç üzerine çalışmalar yapan Prof. Dr. Tunç Aybak ile konuştuk. Aybak'ın analizleri Avrupa'nın gelecekte karşılaşacağı sorunlara da ışık tutuyor.

    İngiltere'nin başkenti Londra'yı sarsan yağma görüntüleri çok kültürlülüğüyle övünen Birleşik Krallık'ın sosyal politikalarının çöktüğü anlamına mı geliyor? Olayların temelinde siyahlar ya da bir türlü topluma entegre olamayan göçmenler mi var? Türkler bu tablonun neresinde duruyor? Middlesex Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Program Başkanı Prof. Dr. Tunç Aybak Londra'da geçen hafta meydana gelen olayları değerlendirdi:

    - Tottenham'da başlayan bu olay nasıl ve neden büyüdü?

    İngiltere tarihinin en derin krizini yaşıyor. Ülkede işsizlik çok yüksek. Adeta sosyal terk edilmişliğe doğru bir gidiş yaşanıyor. Yağmalama olayları göçmenlerle alakalı bir sorun gibi gösterilmeye çalışılsa da aslında bir sosyal patlama. Olayların Tottenham'dan çıkması da şaşırtıcı değil. Tottenham Londra'nın en etnik çeşitliliği olan, en yoksul semtlerindendir ve gençler arasındaki işsizlik, silah-bıçak taşıma oranı da çok yüksektir orada. Bu nedenle ülkenin diğer yerlerine göre polis daha agresif ve hırpalayıcı davranıyordu ve polisle toplum arasındaki gerilimin bir gün bir yerden kopacağı belliydi. Tüm bunlar birbirini tetikledi ve zincirleme olaylar çıktı.

    - Yağmacıların hep göçmenler ve zenciler olduğu yansıtılıyor haberlerde. Doğru mu bu? Yağmacılar kim?

    Göçmenlik önemli bir unsur ama yani bu adamların hepsi de göçmen değil ki! Göçmenin kim olduğu, nasıl tanımlanacağı da çok değil. Zencilerin hepsi orada doğmuş büyümüş insanlar.
    Bu eylemin göçmen eylemi olarak görülmesi konusunda Cameron Hükümeti arzulu olabilir.

    - Neden?

    Eğer göçmenlerin sebep olduğu izlenimi verilirse, hükümet politikalarına yardımcı oluyor bu. Kapıları kapatıp göçmenlerin gelişini zorlaştırmak için bir başka gerekçeleri daha olur. Onun için bunu göçmenlik ile ilgili bir olay haline dönüştürebilirler. Bence olay sosyo-ekonomik. Ekonomik nedenleri göçten çok daha önemli. Göçmenler her zaman vardı. Peki neden daha önce bu tür olaylar patlamadı? Burada farklı bir şey söz konusu.

    İSYANCI TÜRKLER DE VAR

    - Bu çerçevede 'Kahraman Türkler' hikayelerini de okuyoruz...


    Evet, Türklerin dükkanlarını bekledikleri ve yağmaya katılmadıkları anlatılıyor. Aslında isyancılar arasında Türkler de var. The Guardian'da isyancılar arasında yer alan bir Türk'le yapılan bir söyleşiyi okudum mesela geçenlerde. Tabii ki mal sahibi Türkler dükkanını koruyor. Burada şunu söylemek lazım: Yağmacılar zencidir, göçmendir, şudur budur diyemezsiniz! İçlerinde İngiliz de var, göçmen de. Bence her kesimden öfkeli, umutları ellerinden alınan gençler demek daha doğru. Röportajlara baktığımızda 'Umut edeceğimiz bir şey yok, üniversiteye gidemiyoruz. Çünkü paralı. İş bulamıyoruz, çünkü iş yok' diyorlar. Yani bir sosyal terk edilmişlik duygusu. Bir de tabii göreceli bir yoksulluk...

    - Ne kastediyorsunuz?

    Bu bölgeler kentin merkezindeki finans merkezlerinden çok uzak değil. Her gün onların lüks arabalarını, evlerini, aldıkları binlerce sterlini görüyor, okuyorlar. Yani, açlık sınırlarında yaşamıyorlar ama eski refah dönemi bitti. Sosyal hizmetlerde de daralma var.

    ALAMAYANLAR YAĞMALADI

    - Siz bu olanları Yunanistan'da yaşananların bir benzeri olarak mı görüyorsunuz?


    Evet, çok iyi söylediniz. Bu İngiltere'ye has bir şey değil! Şu anda Yunanistan, İsrail ve Şili'de bile genç insanların öfkesi var. Bu Avrupa'da daha da yayılacak, yakında biteceğini sanmıyorum.

    - İngiltere'de farklı etnik yapılar olduğu için bizim dikkatimizi en çok çeken göçmenler oluyor.

    İngiltere'de belli bölgelerde lüks semtler, orta sınıfın yaşadığı zengin mahalleler var. Bunların hemen yanında ise, fakirlik, devletin yaptığı sosyal konutlarda yaşayan insanlar yer alıyor. Tabii buralarda suç oranı ve işsizlik yüksek. Bu Avrupa genelinde bir olgu olmaya başlıyor. İngiltere'de depolitizasyon süreci yaşandığı için öfkeli gençlik politize değil. Orada çeteler var ama politize değil. Bu gördükleriniz öfke. 'Yağmalayalım kıralım, öfkeliyiz' hali. Mağazalara saldırıyorlar, çünkü alamıyorlar, sadece vitrinde görüyorlar. Kredi de alamıyorlar artık, borç gırtlakta. Yabancılaşma yaşıyorlar. Yunanistan'dakiler ise daha politize. Anarşistler, komünistler ne yaptıklarını biliyorlar. Daha fazla siyasal şiddet var. İngiltere'deki tam anlamıyla bir siyasal şiddet değil. Bir öfke patlaması! Ama bu neye dönüşür, bilemiyorum. Bu gördükleriniz, bir şekilde öfkenin dışa vurumu.

    SAĞDUYU IRKÇILIĞI

    - Bu bağlamda Avrupa'da gelecekten endişeli olmamızı gerektiren parametreler neler?


    Avrupa'da dikkat edilmesi gereken 4 unsurdan söz edeyim. Birincisi, ırkçılığın Avrupalılaşması fenomeni. Artık ırkçılık ulus-devletten çıkıyor, Avrupalılaşmaya başlıyor. Mesela Avrupa Parlamentosu'ndaki ırkçı partilerin oyları çoğaldı. Bu ırkçılık AB'ye de çok eleştirel bakan bir ırkçılık. Çünkü, AB'yi göçmenliği teşvik eden bir şey olarak görüyorlar. Göçmen karşıtlığı bunları birleştiriyor. İkincisi, şimdi ırkçılık yalnızca renk olarak, siyah karşıtlığı olarak görülüyor. Ama aslında kültürel ırkçılığa doğru bir kayma var. Müslümanlığa veya homoseksüelliğe karşı olmak gibi, kendi kültürüne yabancı olan şeylere karşı çıkan oluşumlar bunlara örnek. Üçüncü özelliği, örgütlenmesini internet ortamında Facebook ve Twitter gibi internetten yapıyorlar, internet bir şekilde siyaset alanı oluyor onlar için. Dördüncüsü, giderek artan bir sessiz çoğunluk ve sağduyu ırkçılığı.

    - Bu kavramı biraz açar mısınız?

    Mesela birisi, siyahlara ya da Müslümanlara karşıdır, bu bellidir. Türkiye'den örnek verirsek 'Ben aslında Kürtleri seviyorum. Ama bunlar da biraz fazla oluyor' diyen birisi; ya da İngiltere'de 'Ben göçmenlere karşı değilim. Ama herhalde biraz fazla göçmen var burada' diyenler çok daha tehlikeli. Bu kitle, ırkçıları açıkça tasvip etmiyor/kınamıyor ama içten içe tasvip eder şekilde tavırlar sergiliyor. İşte buna 'sağduyu ırkçılığı' diyoruz ve bunlar da giderek artıyor. Irkçılık adına terörizm yapan adamlar genel toplumun sağduyu ırkçılığının sessiz bir şekilde kendilerini tasvip edeceğini düşünürler. Bu çok kaygı verici bir şey. Avrupa'da kutuplaşmaların daha da artacağı ve sosyal patlamaların daha da yaygınlaşacağı kanısındayım.

    'Kahraman Türkler' yaratılmak istenen bir konsept
    İngİltere'de Türklerin yekpare bir grup olmadığını belirten Prof. Dr. Aybak, 'İşveren Türk dükkanını korurken, işsiz Türk yağmaya katıldı. Şu anda 'kahraman Türkler' konsepti yaratılıyor. Bu iyi göçmen-kötü geçmen hikayesi. İngilizler bütün sömürgelerini böyle yönettiler' diyor.

    - Basında 'Kürtler ve Türkler tek yürek olup orada mücadele etiler' diye okuyoruz. Sizin olayı nasıl görüyorsunuz?

    Şu anda 'Kahraman Türkler' konsepti yaratılıyor. Tam olarak orada olup, her şeyi bire bir gözlemlemedim ama bu iyi göçmen-kötü göçmen hikayesi. İngilizler bütün sömürgelerini böyle yönettiler. Onların siyaseti buna dayanır. Şimdi işte Türkleri kullanıyorlar diye endişeliyim. Sorunun kaynağı göçmenler gibi algılanırsa, muhafazakar hükümet kapıları kapatır. Ülkeye giriş zorlaşır.

    - Neden Türklerin kullanıldığını düşünüyorsunuz?

    Türkleri kendi kendine yeten, dayanışma içinde olan ve kamu düzenine saygı duyan insanlar olarak sunuyorlar değil mi? Tüm Türkler için böyle bir genelleme yapmamak lazım. Ben Tottenham'da üniversitede çalıştım, bölgeyi biliyorum. Diyelim ki sizin dükkanınız var, elinize döner bıçağını alıp kapıda bekliyorsunuz. Ama öbür Türk'ün dükkanı yok, işsiz. O da göstericilere katılıyor. Bunlara yekpare bir grup gibi bakmamak lazım.

    ZENCİ - TÜRK REKABETİ

    - 'Yağmacıların çoğu zenci, Türkler savunmacı' gibi yansıtıldı basında. Aynı mahallelerde buluştukları için özellikle soruyorum: Londra'da Türklerin zencilerle ilişkileri nasıl?


    Bir rekabet içerisindeler. Bölgeyi kontrol etmek isteyen hem zenci hem de Türk çeteleri var ve sürekli birbirleri ile arbede içerisindeler. Bu nedenle zenciler ve Türkler birbirlerini sevmiyorlar. Genelde aynı yerlere gitmezler.

    - İlginç bir nokta da Türk kökenlilerle Kürt kökenli Türkiyelilerin ilişkileri. Orada daha büyük bir dayanışma mı var gurbette göçmen psikoloji içerisinde olunduğu için?

    Bizim Türkleri biliyorsunuz. İslamcısı İslamcısıyla, Kürtçüsü Kürtçüsü, Alevisi Alevisi'yle birlikte Türkiye'dekinin aynısı mikro bir dünya içindeler. Yurtdışına okumaya gelmiş onların zaten oradaki Türklerle bir alakası yok. Yani orada hepsi belli gruplar içerisindeler. Entegre olmuş değiller. Bir de nesiller arası fark var. Yani birinci nesil, ikinci nesil derken, şimdi üçüncü nesil bayağı yabancılaşmış birbirine. Birinci nesil hiç olmazsa Türkçe biliyordu, ikinci nesil biraz daha İngilizce biliyordu. Üçüncü nesil ne Türkçe ne İngilizce biliyor! Bir de dayanışma Alevilik, Kürtlük gibi aidiyetler arasında oluyor. Bu şekilde fonlardan para almaları da daha kolay.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Tayvan’da bir kişinin kulağından böcek çıktı06 Ekim 2012 Cumartesi 09:38
  • Sınıra yaklaşmayın uyarısı06 Ekim 2012 Cumartesi 08:27
  • Suriye: Özür dilemedik06 Ekim 2012 Cumartesi 07:40
  • Köylüler bu kulübe için seferber oldu05 Ekim 2012 Cuma 19:30
  • Mescid-i Aksa karıştı05 Ekim 2012 Cuma 18:02
  • İşte Suriyenin zayiatı05 Ekim 2012 Cuma 17:12
  • Gerçek işsizlik yüzde 1105 Ekim 2012 Cuma 17:10
  • Büyük tehdit: O esirler idam edilebilir!05 Ekim 2012 Cuma 17:08
  • İtalya: Esed provokasyonlara son vermeli05 Ekim 2012 Cuma 16:28
  • 11 Yaşındaki Çocuk Buldu05 Ekim 2012 Cuma 16:15
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim