• BIST 108.526
  • Altın 143,366
  • Dolar 3,5307
  • Euro 4,1412

    İslamcılar parayla olan sınavlarını kaybettiler

    29.05.2017 08:30
    Duran Teke / Ters Köşe

    Duran Teke / Ters Köşe

    Bu günlerde İslamcı yazarlar aralarında önceki Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Ali Bardakoğlu’nun bir konferansında dile getirdiği “dindar olmak ahlaklı olmayı gerektir mi”,sorusunu tartışıyor.

    Cevabı tartışmasız “evet” olması gereken bu sorunun tartışılıyor olması bile “iktidar sevici trollerde” pervasızlığın hangi boyutlara ulaştığının deyim yerindeyse ayağın iyice koktuğunun açık ve önemli bir göstergesidir.

    Örneği de geçen hafta sonu basına düşen şu haber:

    Vali Bey Efeler Sosyal Dayanışma Vakfı Müdürünü zimmetine para geçirdiği gerekçesiyle görevden aldı.”

    Kimmiş bu zatı muhterem?

    İHH..Cansuyu Derneği..İlim Yayma Cemiyeti..Milli Gençlik Vakfı..Anadolu Gençlik Derneği’nde yöneticilik yapmış.

    Eğitim Bir Sen’in de halen yöneticisi…

    Bunlar helalin hesabını, haramın gazabını tam kavrayamayan…

    İktidar sarhoşluğundan başı dönen…

    Besmeleyle hak yiyen…

    Sözün özü eline, beline diline sahip olamayan İslamcıların adını kirleten, tek dertleri iktidardan geçinmek olan yeni İslamcı tipler…

    Tecrübeyle sabittir ki bizde yeni iktidar bir partiyi bekleyen iki tehlike vardır.

    İlki, her devrin adamı, siyasetin virüsü “rüzgârgüllerinin” çeşitli hile ve dedi kodularla idealistleri dışlatarak o partiyi ele geçirmesidir.

    Biz bunu 12 Eylül sonrası Turgut Özal’ın ANAP’ında da Süleyman Demirel’in partisi Doğru Yol’da da gördük ve yaşadık.

     AK Parti’de öyle oldu.

    Taşrada “müteahhitler” ve “müsaitler” güç birliği yaparak “ mücahitleri” alt ettiler ve yerlerine çöreklendiler.

    İkincisi ve en tehlikelisi de AK Parti milleti dönüştürürken içindeki bazı “muhterislerin”  başı döndü ve dernek ya da vakıflar üzerinden kendilerini dönüştürdüler(!)

    Yalnız bu devirdekilerin farkı gücünü eskiler gibi parçalı, cılız siyasetten değil mutlak iktidarın bir sonucu güç yozlaşmasından almalarıdır.

    Sicil araştırması yapılmadan, kadına, paraya zaafları olup olmadığı incelenmeden, işin ehli mi değil mi bakılmadan “adam çakma” metoduna göre belirli makamlara getirilen ve şimdi de FETÖ gibi devletin, milletin başına bela olan bu tipler zaman içersinde çaresine bakmazlarsa AK Parti’nin başını hayli ağrıtacaktır.

    Ağacın içine giren kurt gibi devleti içerden çökertecek, milletin dindara olan güvenini yok etmekle en büyük kötülüğü dine verecek olan bu marazi tiplerle mücadelenin FETÖ gibi PKK gibi terör örgütleri ile mücadele etmek kadar devletin bekası, ahlakın muhafazası için önemli olduğunu düşünüyorum.

    Burada vahim olan bazı dernek ve vakıfların adını rüşvet, cinsel istismar ya da zimmetle kötüye çıkaranlara karşı İslamcı kesimdeki derin sessizliktir.

    Karşı mahalledeki bir milletvekilinin yüklü telefon faturası karşısındaki kopardığı feveranı sıra kendi mahallelerine gelince koparmayıp dut yemişe dönmeleri ilkeli olmak adına üzücü değil mi?

    Bu da İslamcı kesimin son zamanlarda geliştirdikleri, ahlakı kendi çıkarlarına göre tanımlayan, şekilci dindarlık anlayışının bir göstergesidir.

    Eski Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer yazmıştı.(Haber Türk,22.05.2017)

    1960’lı yıllarda Mısır’da yükselişe geçen İhvan-ı Müslimin’in önünü kesme düşüncesinde olan Amerika stratejisini oluşturmadan bu ülke halkı üzerinde sosyolojik bir araştırma yapar.

    Görülür ki, Mısır halkı kadınla ilişki konusunda son derece katı bir anlayışa sahipken rüşvet ve zimmet söz konusu olduğunda o şiddette katı değildir.

    Buradaki önemli husus her ikisi de dince yasaklanmış iki ilişki karşısında Müslüman’ın takındığı farklı tutumdur.

    Bizdeki “çalıyor ama çalışıyor” mantığı gibi…

    Bu mantalite ahlaksızlığı, çalmayı, iç etmeyi, zimmete para geçirmeyi, kadına düşkünlüğü dolandırıcılığı meşrulaştırmaktan kısaca sapkınlığa davetten başka bir şey değildir.

    Karaman’daki Ensar Vakfı yurtlarındaki erkek öğrencilere bir öğretmen tarafından yapılan cinsel taciz karşısında bu kesimden gür bir sesin çıkmaması işte bu çarpık düşüncenin bir eseri olmalı.

    Hani nerede Aydın’da “sivil toplum platformu” adıyla boy gösteren İslamcılar?

    Sessizlikleri mahcubiyetlerinden midir yoksa dün eleştirdikleri “ahlaksızlıkları” bu gün hoş gördüklerinden midir?

     

    Yoksa Allah’ın farz kıldığı “iyiliği emretme, çirkinliğe mani olma” emrinin bu devirde kendilerini kapsamadığını mı düşünüyorlar?

    Nerede kaldı Hz. Peygamber’in “sizden biriniz bir kötülükle karşılaşırsa onu eliyle düzeltsin, gücü yetmezse diliyle düzeltsin ona da gücü yetmezse kalben hoş karşılamadığını hissettirsin(buğzetsin)” öğüdü?

    Bu adilikler öyle kol kırılır yen içinde kalır, dindarlık başkadır ahlaklı olmak başkadır safsataları ile geçiştirilemeyecek kadar ciddi ve önemli konulardır.

    İslamcı kisvesi altında her türlü pisliği yapan tiplerin sergiledikleri kepazeliklere tepkisizlik bu ahlaksızların önünü daha da açmış, onları cesaretlendirmiştir.

    O nedenle devlet bunlardan arındırılmadığı, siyaset temizlenmediği, İslamcılar kendilerine çeki düzen vermediği sürece ne millet huzur bulur ne de tepkisiz kalanlar hem kul yanında hem de Allah katında vebalden kurtulur.

     

     

     

    Aydınpost ANDROID'de TIKLA İNDİR!   Aydınpost APPSTORE'da TIKLA

    Bu yazı toplam 3727 defa okunmuştur.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim