• BIST 97.380
  • Altın 144,344
  • Dolar 3,5577
  • Euro 3,9738

    İmralı'ya neden gidemedi?

    29.01.2011 09:53
    İmralıya neden gidemedi?
    Önceki gün, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Aysel Tuğluk’un, Abdullah Öcalan’la görüşmek amacıyla İmralı’ya gidebilme izni için yaptığı başvurunun bir hafta içerisinde, “hava muhalefeti” gerekçesiyle, ikinci defa reddedildiği basına yansıdı.
    İmralı'ya neden gidemedi? İmralı'ya neden gidemedi? İmralı'ya neden gidemedi?

    Önceki gün, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Aysel Tuğluk"un, Abdullah Öcalan"la görüşmek amacıyla İmralı"ya gidebilme izni için yaptığı başvurunun bir hafta içerisinde, “hava muhalefeti” gerekçesiyle, ikinci defa reddedildiği basına yansıdı. Tuğluk"un Pazartesi günü yeniden başvuruda bulunacağı da verilen bilgiler arasında, ancak haberlerde dikkati çeken başka bir nokta var. Dikkati çeken bu noktanın en kısa anlatımı, Fırat Haber Ajansı"nın konuyla ilgili haberinde yer alıyor: “Daha önce kritik süreçlerde iki kez Öcalan"la görüşen Tuğluk"un İmralı"ya gitmesi kamuoyu tarafından merakla bekleniyordu.” Demek, Aysel Tuğluk, Öcalan ile “kritik süreçlerde” görüşmeyi adet edinmiş bulunuyor. “Kritik süreçler” ile kastedilenin ne olduğuysa, haberin bir sonraki cümlesinden anlaşılabiliyor: “Geçtiğimiz hafta avukatları ile yaptığı görüşmede AKP"nin politikalarını ağır bir dille eleştiren Öcalan"ın, "Adım atılmazsa çekilebilirim" açıklamasının ardından gözler yeniden Öcalan-Tuğluk görüşmesine çevrildi. ”Aysel Tuğluk"un, özellikle Öcalan"ın AKP karşıtı açıklamalar yaptığı zamanlarda İmralı seferisi olması, “gözlerin bu görüşmeye çevrilmesine” yol açıyor; haberden anlaşılan budur.

    KRİTİK SÜREÇLER

    Gerçekten de Tuğluk, yalnızca “Abdullah Öcalan"ın avukatı” sıfatıyla yaptığı ziyaretlerin ardından, yıllar sonra gerçekleştirdiği son iki ziyaretinde de elçi ile arabulucu arasında bir izlenim veriyordu. Her iki ziyareti de, 12 Eylül oylamasında istediğini elde etmiş AKP"nin Kürt sorununun çözümü için herhangi bir adım atıp atmayacağı yönünde bir merakın Kürt politik hareketini esir aldığı bir dönemde gerçekleşiyordu ki, Tuğluk"un esas niyeti ne olursa olsun, her iki görüşme sonrası, hem Öcalan hem de Tuğluk tarafından yapılan açıklamalar, görüşmelerin AKP açısından gayet işlevsel olduklarını ortaya koyuyordu. İlki, 12 Eylül oylamasının hemen sonrasında. Kürt sorununun varlığını kabul ile çözümü konusunda taahhütte bulunduğu 2005 yılından bu yana, “Hele şu 22 Temmuz 2007 seçimini bir atlatalım!”, “Hele şu darbeci Ergenekoncuları bir tasfiye edelim!”, “Hele şu anayasa paketini bir geçirelim!” diye diye oyalayıp durmuş, ancak bir yandan da aynı süreç içerisinde öteden beri devam eden askerî operasyonlara, Kürt politik hareketinin legal unsurlarına yönelik polis operasyonlarını ekleyerek tasfiye politikasını sürdürmüş bir AKP iktidarının, yüksek yargının ele geçirilmesi sürecinde “eylemsizlik” konumunda kalarak fazla ses çıkarmadıkları için Kürtleri ödüllendireceği düşüncesinden midir bilinmez, hâlâ Kürt sorununun çözümü için adım atabileceği sanılıyordu. Böyle sanıldığını, Tuğluk"un kendi ağzından, bu ilk ziyaret sonrası, “Barışa yakınız, daha yakınız!” sözleriyle duyuyorduk.

    İMRALI'DA TEMASLAR

    Tuğluk"un benzer nitelikteki ikinci İmralı seferi de ilkiyle aynı zaman diliminde, ancak bir farkla: Aysel Tuğluk, ilk ziyaretinden bir ay sonra, bu defa AKP iktidarının, Abdullah Öcalan başta olmak üzere, PKK yöneticileriyle görüşmeler gerçekleştirdiğinin artık inkar edilemez bir hâl aldığı ve gerek İmralı gerekse Kandil"den AKP karşıtı seslerin pek çok yükselmeye başladığı bir zamanda İmralı yolcusudur. Önce, fiilen en yüksek düzeydeki PKK yöneticisi konumunda bulunan KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, sonraysa, tüm bir KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, iktidar tarafından Abdullah Öcalan ile İmralı"da “temas kurulduğunu” açıklıyor ve nihayet, KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, bu görüşmeleri ve üzerinde uzlaşılan hususları, ayrıntılarıyla ve madde madde, kamu kanaati ile paylaşıyordu; AKP açısından pek müşkül bir durum olduğu muhakkaktır.

    Bu durumu daha da zorlaştıran, Abdullah Öcalan"ın da yeniden AKP karşıtı açıklamalar yapmaya başlaması oluyordu. Esas düğümse, Öcalan"ın çağrısı sonrası PKK tarafından, önce 12 Eylül oylamasına kadar ve sonradan bu oylamada istediğini elde etmiş AKP"ye biraz daha zaman tanımak adına 31 Ekim 2010"a dek süreceği ilân edilmiş “eylemsizlik” sürecinin sonlanacağının düşünülmesidir.* Aysel Tuğluk"un ikinci İmralı seferinin daha bir gerilim yüklü olduğu ortadaydı, ancak seferin gerçekleşmesiyle gerilimlerin birer birer gevşemesi de bir oluyordu. Tuğluk, “Öcalan ile devletin görüştüğünü” vurgulayarak kendi niyetinden bağımsız olarak AKP"yi rahatlatmakla kalmıyor, bu görüşmelerde “müzakere sürecinden diyalog sürecine geçiş aşamasında olunduğunu” da ekleyerek yine kendi niyetinden bağımsız olarak bir bütün olarak Kürt politik hareketindeki ve dinamik Kürt tabanındaki AKP karşıtı öfkeyi de, bir süreliğine bile olsa, yatıştırmış oluyordu. PKK “eylemsizliğinin” süresinin uzatılması da, aynı gün içerisinde, bizzat devletin hızlı posta hizmetiyle İmralı"dan Kandil"e iletilen mektuplar yoluyla sağlanıyordu ki, yine en çok rahatlayanın AKP olduğunu tahmin etmek güç değildir. Tuğluk, son olarak, yanındakilerle birlikte, “Kandil"e gitmeyi düşündüklerini” de dillendiriyordu ki, AKP hükümeti ile yürütülen pazarlıklara bugün olduğu gibi o gün de mesafeli duran Kandil"deki PKK yönetiminin yatıştırılmak istendiğini düşündürtüyordu.

    ÖCALAN AÇIKLAMASINDAN SONRA YENİDEN İMRALI'DA

    Aysel Tuğluk"un benzer nitelikteki son iki İmralı ziyaretinin çetelesi aşağı yukarı böyledir. Tuğluk"un gerçekten “kritik” zamanlarda gidip “kritik” mesajlarla döndüğünün anlaşılması bir yana, benzer biçimde “kritik” bir zamanda, yine, yeni bir İmralı seferinin gündeme gelmiş olması, akla, Tuğluk"a, kendi niyetlediklerinden bağımsız olarak, bir özel misyonun mu atfedildiği sorusunu getiriyor. Yazının girişinde alıntıladığım haber, böylesi bir misyonun atfedildiğinden kuşku duymaya pek az yer bırakıyor. Burada önemli olan, atfedilenin tam olarak nasıl bir misyon veya işlev olduğudur. Tuğluk"un “kritik” zamanlarda gerçekleştirdiği İmralı seferlerinin gerilim ve rahatlama döngülerini tekrarladığı ve en çok rahatlayanın hep AKP hükümeti olduğu dikkate alındığında, oldukça ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. Aysel Tuğluk"u tenzih ediyor ve bu durumun Tuğluk"un veya yanındakilerin niyetlerinden bağımsız olarak ortaya çıkıyor olabileceğini tekrar yazmakta fayda görüyorum, ancak nesnel görünüm bu yöndedir. İmralı"dan Abdullah Öcalan"ın, Silivri tutukluluklarını, KCK tutuklulukları ile birlikte, “çürütme politikası” olarak tanımladığı ve “Kürt sorununda benimle çözüm için görüşenler Silivri"de, çözüm istemeyenler dışarıda; AKP, çözüm istemeyenlerle uzlaştı ve Kürtleri tasfiye etmek istiyor!” biçiminde özetlenebilecek değerlendirmeler yapmaya başladığı; Kandil"den KCK Yürütme Konseyi"nin de buna koşut olarak AKP karşıtı sert açıklamalarda bulunduğu bir zamanda; Aysel Tuğluk, yeniden, İmralı"ya gidiyor.

    Oysa, Aysel Tuğluk"u, birkaç yıl öncesine dek böyle tanımıyorduk. Türkiye"deki Kürt politik hareketi içerisindeki Barzanici yönelimin en yüksek aşamasında olduğu günlerde, henüz sonradan kapatılacak olan Demokratik Toplum Partisi"nin eş başkanlığı ve Diyarbakır milletvekilliği konumundayken, Kürt sorununun “Misak-ı Millî sınırları içinde çözülmesinden yana olduğunu” vurgulayarak ve demokratik/laik bir cumhuriyet için Kemalistlerle işbirliğine açık olduğunu ilân ederek Türkiye yanlısı ve cumhuriyetçi bir yaklaşım sergilemekten geri durmayan biriydi** ve bu yüzden kimi Kürt politik çevreler tarafından oldukça sert bir biçimde eleştirilmiş, adeta linç edilmişti.*** Zaten bir süre sonra eş başkanlık görevinden ayrıldığına da tanıklık ediyorduk. Başkaları da var, ancak bizim asıl tanıdığımız bildiğimiz, Aysel Tuğluk, işte budur. Fakat bir de yukarıda dökümünü yaptığımız son İmralı seferleri var. O Aysel Tuğluk, bu mudur; bu Aysel Tuğluk, o mudur; Aysel Hanım, bize anlatabilir mi? Yoksa, Aysel Tuğluk, laik cumhuriyetçi yazılarıyla birlikte Türkiye ilericilerini de mi unutmuştur; soru sorudur, ancak buna ihtimal vermek istemediğimizse, muhakkaktır.

    Emre Özsuda

    Odatv.com

    Notlar:

    * Aslında, Kandil de sonlanacağını düşünmüş ve tüm hazırlıklarını ona göre yapmıştır. Bunun böyle olduğunu, “eylemsizlik” sürecinin son günü gerçekleşen ve herkesi şaşırtan Taksim saldırısından anlamak mümkündür. Ayrıntılarının yer aldığı yazım için bkz.: “Kandil-İmralı Hattında Neler Oluyor?”, Odatv.com, 5 Kasım 2010: http://www.odatv.com/n.php?n=kandil-imrali-hattinda-neler-oluyor-0511101200.

    ** Aysel Tuğluk, “Sevr Travması ve Kürtlerin Empatisi”, Radikal İki, 27 Mayıs 2007 ve Aysel Tuğluk, “Geri Dönüş”, Radikal İki, 3 Şubat 2008.

    *** Bu linç yazıları için bkz.: İbrahim Küreken, “Aysel Tuğluk ve kendini ele verdiği yazısı üzerine”, Kurdinfo.com, 29 Mayıs 2007, İnternet Bağlantısı: , en son 22 Ocak 2010 tarihinde ziyaret edildi; Biroyê Amedî, “Aysel Tuğluk"un Kemalistlerle dansı devam ediyor”, Rizgari Online, 6 Şubat 2008, İnternet Bağlantısı: , en son 22 Ocak 2010 tarihinde ziyaret edildi. Gülen cemaatinin yayınlarında çıkan yazılara bir örnek için bkz.: Bejan Matur, “Tuğluk"un cumhuriyet refleksi”, Zaman, 10 Haziran 2008. Üzüntü vericidir: Aysel Tuğluk"un esas hitap ettiği Kemalistlerden başka, herkesin kendisine yanıt verdiği söylenebilir. (odatv)

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim